Facebook ve Google, Fransa seçimlerine hazırlanıyor

ABD’deki başkanlık seçimlerinde Facebook’taki sahte haberlerin etkili olduğu şüphesi tüm dünya liderlerini korkutmaya yetti. Özellikle Avrupa, kendi seçimlerinin Facebook tarafından sabote edilmemesi için Facebook’a karşı, yalan haberler hakkında ağır yaptırımlar uygulayacaklarını duyurmuşlardı.

Facebook ve internet haberleri konusunda öncü olan diğer ABD şirketi Google şimdi Fransa’daki seçimde ilk sınavlarını verecekler. Seçim sürecinde, yalan haberlerin ortaya yayılması halinde iki şirketi de çok ağır cezalar bekliyor. Bunun önüne geçmek isteyen iki dev şirket, Fransa’da medya şirketleri ile ortak çalışma yürütüyorlar.

Gazeteciler olmadan sorun çözülemiyor

Seçim süreci boyunca Fransa’daki sekiz büyük medya organı ile iş birliği yapacak olan Facebook ve Google, sahte/yalan haber uyarısı yapılan bir haberi incelemeleri için bu sekiz medya kuruluşunun gazetecilerinden oluşan bir platforma gönderecek. Böylece şikayet edilen haberlerin gerçek mi yoksa yalan mı olduğu yine gazeteciler tarafından tespit edilecek. Diğer bir deyişle, yalan haberleri önlemek için aylardır çalışan Facebook ve Google, gazetecilerden yardım almadan bu sorunun çözülemeyeceğini kabul etmiş görünüyorlar.

Avrupa Birliği şu anda, Fransa’daki aşırı sağcı lider Le Pen’in Trump’ınkine benzer saldırgan bir söylemlere sarılmasından ve dünyada yükselen aşırı sağcılık rüzgarını sahte haberlerle köpürterek seçimlerde haksız avantaj elde etmesinden endişe ediyor.

Almanya’nın PayPal’ı BillPay 75 milyon dolara Klarna’nın

0

Avrupa’daki ödeme sistemlerinde son dönemlerde hareketlilik yaşanırken, yeni bir satın alma daha duyuruldu. İsveç’te faaliyetlerine başlayan Klarna, Wonga’nın sahibi olduğu Almanya’nın en önemli ödeme firmalarından BillPay’i satın aldığını açıkladı.

Yapılan anlaşma duyurulsa da anlaşmanın bedeli konusunda iki firmada sessiz kalmayı tercih ediyor. Fakat geçtiğimiz hafta paylaşılan bazı raporlardan anlaşma ile ilgili farklı detaylara ulaşılması mümkün oldu. Raporlara göre iki marka, devir noktasında 75 milyon dolarda anlaşama sağlamış durumda. Bedel yüksek olsa da Klarna’nın sadece 2015 yılındaki değerlemesini 2.25 milyar olduğu düşünüldüğünde satın almanın Klarna açısından oldukça makul olduğu görülebilir.

Avrupa’da Güçlenmek İstiyor

Ödeme sistemleri noktasında Avrupa’da büyüme hedefleyen Klarna için üstelik BillPay’in satın alınması hedeflerin tutturulmasında büyük bir ivme katacak. Almanya odaklı olarak çalışan BillPay, yüksek bir işlem hacmine sahip olduğu gibi markanın ödeme sistemlerinde Almanya gibi geniş bir pazarda da güç sahibi olmasını sağlayacak. Wonga tarafından da benzer bir amaç doğrultusunda 2013 yılında BillPay alınmıştı. Fakat Wonga tarafından hedefler tutturulamadığı gibi BillPay için beklenen atılım yapılamadı.

Satın alma noktasında açıklama yapan Klarna’nın kurucularından ve CEO Sebastian Siemiatkowski, satın alma ile birlikte müşterilerine daha yenilikçi ödeme hizmetleri sunacaklarını söylerken, bu anlaşma piyasalarda da olumlu karşılandı.

Kısaca BillPay Hakkında

BillPay, 2009’da Berlin’de Rocket Internet’in e-ticaret sistemlerinden birisi olarak kuruldu. Kısa süre içerisinde Almanya’nın PayPal versiyonu olarak görülen ve daha yüksek işlem hacimlerine ulaşan firma, özelikle Almanya’da tutulduğundan dolayı oldukça popüler bir durumda. Klarna’nın Avrupa’da şu anda 45 milyon müşterisi bulunuyor. Yeni anlaşma ile birlikte Almanya’da 27 milyon müşteri daha şirket portföyüne eklenecek.

Apple ve Google gibi 97 ABD’li şirket, Trump’a karşı çıktı!

0

Apple, Google ve Microsoft gibi dev markalar, Donald Trump’ın göç konusundaki düzenlemelerine karşı çıktı. Cumhurbaşkanı Donald Trump’a karşı özel bir rapor hazırlanırken, raporun altına 100 teknoloji markası imza attı.

Donald Trump Tartışması Büyüyor!

Yeni düzenlemeler ve yasaklar hakkında basına verilen ilk bilgilerin ardından dünya genelinde tartışmalar başlamıştı. Gelinen son noktada ABD’deki pek çok firmanın iş gücü kaybı yaşayacak olması ekonomik alandaki dengeleri değiştireceği gibi markaların da zorlu bir sürece girmesine neden olacak.

İşgücünün büyük bir bölümü göçmenlerden oluşan firmalar ilk olarak bu tasarıya karşı çıkarken, kısa süre içerisinde destek büyük bir kitleye ulaştı. 97 şirket tarafından imzalanarak Donald Trump’a gönderilen rapor ise tüm bu tepkilerin temsilcisi oldu. Raporda ABD’nin son 50 yıllık yönetiminden, mevcut düzenlemeler ile sapman yaşandığı ve ABD’nin adalet ilkelerine böyle bir durumun uygun olmadığı vurgulandı. Üstelik mevcut düzenlemelerin firmalara ve doğrudan ABD ekonomisine vereceği zararlar üzerinde de durulurken, detaylı bir şekilde hazırlanan raporun dünya markaları tarafından imzalanmış olması da ABD’yi bu konuda yaptırıma zorlayabilir. Üstelik Donald Trump’ın çok sevdiği Apple gibi markaların dahi kurucusu Suriyeli bir göçmen oğlu Steve Jobs.

Bu birlik karşısında ABD cephesinden nasıl bir adım atılacağı merak edilirken, ABD’yi hareketli bir dönemin beklediği de açık.

5 Şubat 2017 tarihli basınla paylaşılan rapor ise şöyle;

Kurumların siber direnci azaldı

0

Bir IBM şirketi olan Resilient ile Ponemon Enstitüsü, her yıl gerçekleştirdikleri araştırmanın sonuçlarını açıkladı. Araştırma, kuruluşlarının yüksek düzeyde siber dirence sahip olduğunu söyleyen BT ve güvenlik profesyonellerinin oranının yalnızca yüzde 32 olduğunu ortaya koydu.

Bu oran, 2015’te elde edilen yüzde 35’e kıyasla küçük bir düşüşe işaret ediyor. 2016 araştırması aynı zamanda, yanıt verenlerin yüzde 66’sının kuruluşlarının siber saldırılar ardından toparlanması için hazırlıklı olmadığını belirttiğini ortaya koydu.

Kurumlar hazırlıksız

Araştırma, üst üste iki yıldır siber olaylara müdahale etme konusundaki zorlukların siber direnci azalttığını gösteriyor. Katılımcıların yüzde 75’i, kuruluş çapında tutarlı bir biçimde uygulanan resmi bir siber olaylara müdahale planına sahip olmadıklarını belirtiyor. Siber olaylara müdahale planına sahip olanların yüzde 52’si, devreye alınmasından bu yana planı incelememiş ya da güncellememiş veya bunu yapmak için bir plan belirlememiş. Ayrıca, katılımcıların yüzde 41’i, bir siber olayın çözülmesi için gerekli olan sürenin son 12 ay içerisinde uzadığını belirtirken, bu sürenin kısaldığını belirtenlerin oranı yalnızca yüzde 31.

Katılımcılara göre, bir Siber Olaylara Mücadele Platformu, kimlik yönetimi ve doğrulaması ile izinsiz girişi saptama ve önleme sistemleriyle birlikte kuruluşların Siber Dirençli hale gelmesine yardımcı olma konusunda en etkili güvenlik teknolojileri arasında yer alıyor.

Araştırma aynı zamanda, siber direncin önündeki yaygın engelleri de ortaya çıkardı. Çoğunluk (yüzde 66), “yetersiz planlamanın ve hazırlığın” siber direncin önündeki en önemli engel olduğunu belirtiyor. Katılımcılar ayrıca, BT ve iş süreçlerinin karmaşıklığının siber saldırıları önleme, saptama ve bu saldırılara müdahale etme becerilerinden çok daha hızlı arttığını ve işletmeleri savunmasız bıraktığını belirtiyor. Bu yıl, katılımcıların yüzde 46’sı, “BT süreçlerinin karmaşıklığının” yüksek düzeyde siber direnç elde edilmesi açısından önemli bir engel olduğunu belirtiyor. 2015 yılında bu oran yüzde 36’ydı. Yüzde 52, “iş süreçlerinin karmaşıklığının” önemli bir engel olduğunu belirtiyor. 2015 yılında bu oran yüzde 47’ydi.

Ponemon Enstitüsü tarafından Resilient firmasının sponsorluğunda gerçekleştirilen 2016 Siber Dirençli Kuruluş Araştırması, siber dirence, bir başka deyişle bir kuruluşun siber saldırılar karşısında temel amacını ve bütünlüğünü sürdürme becerisine ilişkin bir karşılaştırmalı değerlendirme araştırması niteliğinde. Küresel araştırma; ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Birleşik Arap Emirlikleri, Brezilya ve Avustralya dahil olmak üzere dünyanın her yanından 2.400’den fazla güvenlik ve BT profesyonelinin öngörülerini kapsıyor.

IBM İş Değerleri Enstitüsü tarafından bundan kısa süre önce gerçekleştirilen başka bir araştırmada siber olaylara müdahale etme süresinin kısaltılmasının günümüzde güvenlik profesyonellerinin karşı karşıya olduğu en önemli zorluk olduğunun saptanmasına karşın, Ponemon Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen bu yeni araştırma, şirketlerin çoğunun halen etkili ve kapsamlı bir müdahale planı oluşturmak için gerekli adımları atmadığını gösteriyor.

Araştırmanın sonuçları çok sayıda kuruluşun henüz siber olaylara müdahale etmek için etkili planlama ve hazırlık önlemleri uygulamış olmadığını gösterse de araştırmalar, olaylara müdahalenin gelecek birkaç yıl içerisinde daha önemli bir öncelik haline geleceğini gösteriyor.

Araştırmadan öne çıkan önemli noktalar 

Şirketler sık ve başarılı siber saldırılara maruz kalıyor.

Yarısından fazlası (yüzde 53), son iki yıl içinde en az bir veri ihlaline maruz kaldığını belirtiyor.
Yüzde 74’ü, geçtiğimiz yıl içinde insan hatasından kaynaklanan tehditlerle karşı karşıya kaldığını belirtiyor. Son iki yıl incelendiğinde, yüzde 74’ü, kötü niyetli yazılımların düzenli olarak güvenlik ihlaline neden olduğunu ve yüzde 64’ü, düzenli olarak kimlik avı dolandırıcılığına maruz kaldığını belirtiyor.

Kuruluşlar, bir saldırı sonrasında operasyonlarını etkin biçimde sürdüremiyor ya da kısa süre içinde toparlanamıyor

Yüzde 68’i, kuruluşlarının bir siber saldırı sonrasında direncini koruma becerisine sahip olduğuna inanmıyor. Yüzde 66’sı, kuruluşlarının bir saldırı sonrasında etkili bir biçimde toparlanma becerisine güvenmiyor.

Planlama ve hazırlığın yapılmamış olması, en önemli engeli teşkil ediyor.

Yalnızca yüzde 25’inin tüm kuruluş çapında tutarlı biçimde uygulanan bir siber olaylara müdahale planı var. Yüzde yirmi üçünün siber olaylara müdahale etmek için herhangi bir planı yok. Yalnızca yüzde 14’ü siber olaylara müdahale planını yılda bir defadan fazla test ediyor.
Yüzde 66’sı, kuruluşlarının siber saldırılara karşı dirençli hale gelmesinin önündeki en büyük engelin bir planlama eksikliği olduğunu belirtiyor.

Bir siber saldırıya müdahale etme becerisinde önemli oranda bir iyileşme kaydedilmedi

Yüzde 48’i, kuruluşlarının siber direncinin son 12 ay içinde azaldığını (yüzde 4) ya da artmadığını (yüzde 44) belirtiyor. Yüzde 41’i, bir siber sorunu çözme süresinin uzadığını ya da önemli ölçüde uzadığını belirtirken yalnızca yüzde 31’i, kısaldığını ya da önemli ölçüde kısaldığını belirtiyor.

Toyota ve Suzuki teknoloji ortaklığı yapacak

0

Japon otomotiv devleri Toyota ve Suzuki’nin, yeni nesil otomobil teknolojileri geliştirmek için iş birliği yapma hazırlığında ortaya çıktı.

İki firma, işbirliği fikrini ilk kez Ekim ayında dile getirmişlerdi ve o zamandan beri görüşmeler devam ediyordu.

Anlaşma Japon anti-tröst yasaları takılabilir

Toyota’nın alt markası Daihatsu ise bu anlaşmaya dahil olmayacak ve bağımsız olarak otomobil satmaya devam edecek. İki şirket, anti-tröst yasalarına takılmamak için Daihatsu’yu anlaşmanın dışında bırakacaklar.

Otonom sürüş gibi teknolojileri de kapsayacak olan iş birliğinin, bugün içinde duyurulması bekleniyor.

Microsoft’tan Skype kullanıcıları için 1 Mart uyarısı

Yazılım devi Microsoft, iş dünyasında da çok yoğun kullanılan Skype uygulamasında yeni bir güncelleme yayınlayacağını ve 1 Mart’tan itibaren bazı eski versiyonların çalışmayacağını açıkladı.

Bulut tabanlı Skype geliyor

Buna göre, Microsoft Skype’ı artık bulut tabanlı bir uygulamaya dönüştürecek kendi bulut servisi Azure ile ilişkilendirecek. Böylece uygulama eski P2P yapısından çıkmış olacak ve P2P yapıda çalışan eski uygulamalarla arama yapmak imkansız olacak.

Modern Windows, iOS ve Android sistemi kullanıcıları, uygulamanın yeni versiyonunu yükleyerek Skype kullanmaya devam edebilecekler ancak çoğu mobil kullanıcı telefonlarında yer açmak zorunda kalacak veya eski nesil Windows RT sistemini kullananlar Skype’ı çalıştıramayacaklar.

Silikon Vadisi yabancı rakiplerinden korkmaya başladı

1

Bugüne dek teknolojide rakipsiz olduğunu düşünen Silikon Vadisi şirketleri, Trump’ın göçmen politikası nedeniyle paniğe düşmüş durumda.

CEO’larına kadar çalışanlarının çoğu göçmen olan teknoloji şirketleri, bütün önemli projelerini, kendilerine para kazandıran etkileyici ürünlerini büyük oranda ABD’ye göçen olağanüstü zekalar sayesinde hayata geçirmiş durumdalar ve yine bu çalışanlar sayesinde operasyonlarını ayakta tutabiliyorlar. 

Ancak Trump’ın sadece 90 günlük göçmen yasağı bile çoğu şirketin işleyişinde önemli sorunlar yaratmışken, göçmenlerin ülkeden kalıcı olarak gönderilmesi durumunda, Silikon Vadisi’nde büyük bir kriz çıkması bekleniyor.

Yapay zeka uzmanları kursta yetişmiyor

GoDaddy’nin CEO’su Blake Irving, “ABD teknoloji sektörü için gerekli yetenekli insan gücünü üretemiyor. Ayrıca birini alıp 18 aylık bir kursa göndererek yapay zeka uzmanı elde edemezsiniz.” yorumunu yaparken, “Yabancı ülkelerdeki bu üstün yetenekleri ülkeye sokamazsak, bu insanlar kendi bulundukları ülkelerde, kendi Silikon Vadilerini kurarlar,” diyerek yaklaşan göçmen yasasının Silikon Vadisi’nde nasıl bir korku yarattığını ortaya serdi.

ABD’de teknoloji şirketleri, H-1B vize programı sayesinde, yabancı ülkelerdeki yetenekli teknik elemanları ABD’ye sokup kendi bünyelerinde çalıştırıyorlar. Trump’ın yeni emri ise her ne tür vizeye sahip olursa olsun 7 ülkenin vatandaşının ülkeye girmesini engellemişti.

ABD mahkemeleri şimdi bu başkanlık emrini iptal etmiş olsa da Trump’ın bunu “emir” olarak değil, yasa olarak senatodan geçirmesi halinde, mahkemelerin de yapabileceği bir şey kalmayacak. Silikon Vadisi’ni asıl korkutan ise bu yasanın senatodan geçmesi.

Google, yabancı e-posta hesaplarını FBI’a açtı

0

Google ile FBI arasında devam eden, “yabancı kullanıcı verileri” çekişmesi FBI’ın zaferiyle sonuçlandı. 

FBI, Google’ın yabancı ülkelerdeki sunucularında bulunan e-posta hesaplarının verilerinin incelemeye açılması için mahkemeye başvurmuş ve karar çıkarmıştı.

Ancak Google bu karara bir süre direndikten sonra uymak zorunda kaldı. Microsoft, benzer bir kararı temyize götürüp iptal ettirmişken, Google çok direnmeden verileri FBI’a açtı.

ABD tüm dünyayı dinliyor

Böylece artık FBI, Google’ın ABD dışındaki sunucularına da erişim hakkı kazanmış oldu. Bu kararla birlikte, özellikle Avrupa’da Google’a karşı büyük tepkinin oluşması bekleniyor.

Avrupa Birliği halihazırda Google’a Avrupa kıtasında iş yapmayı çok zorlaştıracak kararlar dayatmış bulunuyor ve en ufak hatasında bile milyar dolarlık cezalar keserek, Prism skandalında Avrupalı liderlerin dinlenmesinde başrollerden birine sahip şirketi ağır bedel ödetiyorlar.

Amazon’un çalışan sayısı 341 bin’e çıktı

Elektronik ticaret devi Amazon, 2016 yılında işe aldığı 110 bin kişiyle, 341 bin kişilik bir orduya dönüştü. Şirket, 2917’de de 100 bin yeni iş pozisyonu açacak.

Başkan Trump’ın ABD’de yeni iş pozisyonlarının açılmasını istemesinin ardından Amazon’un patronu Jeff Bezos, Amazon’un 2017’de de 100 bin kişiyi işe alacağını duyurmuştu. 

2016 kargo uçakları alarak kendi kargo hava yolunu kuran Amazon böylece 120 bine yakın Microsoft ve 75 bine yakın Google’dan çok daha fazla çalışana sahip bir deve dönüşmüş durumda.

32 binden 341 bine

Beş yıl önce toplam 32 bin çalışanı olan Amazon’un yeni açıklanan 2016 yılı raporuna göre çalışan sayısı bir yılda net 100 bin kişi artmış bulunuyor. 

Şirketin 2016’da çalışan sayısının artmasındaki önemli etkenlerden biri de 26 yeni mal deposu açmış olması. Bu depolar, bulundukları bölgede Amazon’un online satışlarını ivmelendiriyorlar ve depoların lojistik ihtiyaçları ile birlikte şirket çok sayıda işe alım gerçekleştiriyor.

2017’de yapay zeka eğitim sektörüne nasıl etki yapacak?

1

Eğitim çoğunlukla yüzyıllar boyunca aynı yapıyı takip etmiştir. Son dönemlerde farklı eğitim metotları geliştirilmiş olsa da eğitimdeki devrim yapay zeka ile birlikte yaşanabilir. 

Yapay Zeka Eğitim İçin Neden Önemli?

Eğitim, insanları diğer tüm alanlarda ilerleme kaydetmeye hazırlayan temel yapı olduğundan, yapay zekanın en etkili olması gereken alanlardan birisi de aslında eğitim.  Son günlerde çeşitli araştırma firmaları tarafından yapılan araştırmalar ile birlikte eğitimde yapay zekanın nasıl kullanılacağı ve hangi değişikliler yaratacağı detaylandırılırken, oldukça önemli veriler de ortaya çıkarılmış durumda.

Yapay Zeka Eğitim İçin Nasıl Bir Rol Alacak?

Eğitim sisteminin üretkenliğini ve verimliliğini artırmak için teknolojideki ilerlemelerden yararlanmamız aslında bir zorunluluk. Yapay zeka özellikle, eğitimin kalitesini ve ekonomikliğini arttırmada önemli bir rol oynayabilir. 2017’de diğer pek çok sektörde olduğu gibi yapay zekanın eğitimdeki etkilerini de göreceğiz ve çeşitli uygulamalar eğitim sistemine birer birer dahil edilecek. Bu konudaki öngörüler ve hedefler ise şöyle;

  • Öğrencilerin yazılı sınavlarını detaylı bir şekilde analiz etmek ve sınıflandırmak
  • Öğrencilerin sorularını cevaplayan otomatik botlar
  • Öğretmen ve öğrencilere yönelik sanal kişisel asistanlar
  • Sürükleyici bir eğitim için sanal gerçeklik sistemleri
  • Zengin ve daha derin öğrenme analitiği için simülasyonlar ve oyunlar

Yapay zeka, bir öğrencinin cevabını güvenilir bir şekilde analiz etme ve derecelendirme üzerine eğitilebilir. Bu bakımdan yapay zeka ile birlikte daha düşük bir büyüklükte bir maliyetle sınavların dışında farklı soru cevap etkinlikleri yapılabilir.

Eğitim için botlar da internet üzerinden öğrenmede önemli bir rol oynayacak. Üstelik bu konuda yapılan ilk testler de oldukça verimli sonuçlar verdi. Yapılan ilk denemelerde görev alan Georgia Tech profesörü Ashok Goel, yapay zekanın kullanıldığı bir sınıfta, öğrencilerin sorularının başarılı bir şekilde cevaplandığını ve projenin öğrenciler adına çok olumlu olduğunu belirtti. Üstelik öğrenciler öğretmenlerine soru sormaya çekinse de bu yeni makinelere ilgi duyuyor. Böylece merak ettiği her şeyi sorarak yanıt alabiliyor ve kendini bu alanda geliştirebiliyor.

Yapay zeka, eğitim ekosisteminin tüm paydaşlarına fayda sağlayacaktır. Öğrenciler anında geribildirim alabilecek, rehberlikle daha iyi öğrenecek, öğretmenler eğitimi kişiselleştirerek öğrencilerin tüm eksiklerini görerek başarıyı arttırabilecek ve ebeveynler de çocuklarının gelişiminde daha iyi destek sağlayabilecek.

Spotify halka arzı 2018 yılına erteleyebilir

0

Spotify 100 milyondan fazla kullanıcısıyla müzik alanında en iddialı şirketler arasında. 2017’de halka açılma olasılığı yüksek görülen markanın planını değiştirebileceği konuşuluyor.

Geçtiğimiz günlerde yabancı portalların büyük bir bölümünde yer alan haberlerde Spotify için oldukça iddialı ve güvenilir kaynaklara dayandırılan bilgiler yer aldı. 2018 yılına kadar halka arz konusunda erteleme kararının yönetim tarafından tartışıldığı ve bu yönde kararın alınmasının yüksek ihtimalli olduğu ifade edildi. Gecikmenin nedeni ise Spotify’ın daha iyi bir bilanço oluşturmak için daha fazla zaman kazanmak istemesi. Aynı zamanda bu süre içersinde yapılacak iyileştirmeler ile birlikte halka arz için firmanın daha iyi ve iddialı bir hale gelmesi de amaçlanıyor.

Spotify Halka Arzı İçin Resmi Açıklama Gelmedi

Her ne kadar son dönemlere halka arz edeceği yönünde haberlerle gündemde yer aldı. Fakat Spotify tarafından henüz net bir açıklama yapılmadı. Halka arz ile birlikte 13 milyar dolarlık bir değerleme hedefleyen marka kuşkusuz itici bir güç elde etmek istiyor. Fakat Spotify halka arzı zamanında yaparak çok daha iyi bir sonuç almak istiyor.

Özelikle Facebook ve Twitter gibi markaların ardından Snapchat’in de halk arazının konuşulduğu bugünlerde Spotify de bu modaya katıldı. Bu durum markaların bu konuda oldukça iyimser düşündüğünü ve uygun bir zamanda halka arz noktasında çekinmediğini de gösteriyor.

Hükümet destekli Startup Cafe açıldı

0

Startup son dönemlerde daha fazla önemsenerek, gündeme gelirken hükümetler de bu konuda sorumluluk almaya başladı. Tokyo Hükümeti, daha fazla insanın girişimcilerin hayata dönüşmesine yardımcı olmak için startup cafe açtı

Perşembe günü düzenlenen açılış töreni ile Tokyo Marunouchi’de girişimciliği teşvik etmek için Tokyo startup ​​İstasyonu’nu ülkenin bir üssü olarak duyurularak açıldı. Tokyo İstasyonu yakınlarındaki Meiji Yasuda Yaşam Merkezi Binası’nın (Marunouchi My Plaza) 1. ve 2. Katlarındaki alanlar Startup Hub Tokyo olarak kurularak faaliyete geçti.

Startup Cafe’de Neler Var?

Startup Cafe’nin birinci katında etkinlik alanı ve bir salon var. İkinci kat ise daha hareketli. Girişimcilerin iş kurma prosedürleri ve finansman konusunda danışmanlık alabileceği bölümün yer aldığı ikinci kat, bu sayede genç ve yeni girişimciler için de önemli bir merkez olacak.

Daha önce de ülkede farklı startup alanları açılırken, buralardan elde edilen sonuçların iyi olması daha fazla girişim için alanın yaratılmasında da destekledi. Yeni girişim alanında Tokyo vatandaşı olmayan kişiler de hizmetleri ücretsiz olarak alabilecek. Etkinliklere katılma durumlarında ise çeşitli kayıtlar ve resmi prosedürler geçerli olacak.

Startup Cafe’nin başlangıçtaki hedefi ise yıl sonuna kadar 20 bin kullanıcı ve 2 bin kayıtlı üyeye ulaşmak.

Polis drone üreticisinin ofisini bastı

0

Kickstarter’da iki sene önce ortaya çıkan akıllı drone Lily’nin öyküsü, şirketin ofisine yapılan bir polis baskını ile son buldu.

Kickstarter’da yayınladığı etkileyici video ile 1000 dolarlık akıllı drone’lardan toplam 34 milyon dolarlık ön sipariş toplayan ve parayı önden tahsil eden Lily Robotics, iki yıl geçmesine rağmen drone’u geliştirmeyi başaramayınca, projenin başarısızlığa uğradığını açıklamıştı.

Bu gelişme üzerine paralarını geri bekleyen müşterilerine ödeme yapma sözü veren şirket, hala ödeme yapmayınca, savcı şirketin ofisini bastı ve ofisteki tüm donanıma el koydu.

Dolandırıcılık davası mı açılıyor?

Şirketin sahibi hakkında dolandırıcılık suçundan dava açılmak üzere olduğunu düşündüren baskın sonrasında savcı basına bilgi vermedi. Savcının harekete geçmesindeki en büyük etken ise Lily’nin CEO’sunun, tanıtım filmini hazırlayan yapımcıya gödnerdiği e-mail’de “filmi hazırlarken GoPro lenslerini kullandığımızı kimsenin anlamaması gerekiyor, halka yalan söyleyeceksek buna çok iyi hazırlanmamız gerekiyor,” yazdığının ortaya çıkması oldu.

Lily, Kickstarter için hazırladığı tanıtım filminde, robot drone’un prototipi sanki hazırmış ve çalışıyormuş gibi bir imaj yaratmıştı. Ancak basına sızan e-mail’de bunun başka drone’lar ile çekilmiş sahte bir video olduğu anlaşılmıştı. Diğer bir deyişle, Lily Robotics, aradan geçen 2 senede robot drone’u geliştirmek için hiç çaba sarf etmemiş bulunuyor ve Kikcstarter’ı insanları dolandırıp paralarını almak için kullanmışa benziyor.

Robot dönüşümü üretimi yüzde 250 destekledi

0

Çin’de yer alan bir fabrikada insanların yüzde 90’ı robotlarla değiştirildi. Tüm bu değişimin sonrasında ise üretimde % 250 artış, üretim hatalarında ise yüzde 80 oranında azalma meydana geldi.

Tüm dünyanın yakından takip ettiği önemli bir değişim programı Çin’in Dongguan kentinde yaşandı. Bir fabrikanın işçilerinin yüzde 90’lık bölümü robotlarla değiştirdikten sonra, üretkenlikte çarpıcı bir artış yaşandı

Robotlar Giderek Cazibesini Arttırıyor

Uzun zamandır robotların ve bilgisayarların “yakın gelecekte” işlerimize başlayacakları tartışılıyordu. Pek çok proje önemli bir deney olarak da görülürken, Çin’deki bir fabrikada elde edilen veriler, oldukça etkileyiciydi.

Changying Precision Technology Company adı verilen firma tarafından gerçekleştirilen değişiminde 650 çalışanın sadece 60 tanesi fabrikada bırakıldı. Cep telefonu üretiminin yapıldığı fabrikada bu dönüşüm sonrasında tamamen otomatik üretim hatlarına geçiş yapıldı. Üstelik fabrikanın genel müdürü Luo Weiqiang yaptığı son açıklamada, raporların olumlu olması sayesinde eleman sayısında düşüşe devam edileceğini ve 40 kişinin daha işten çıkartılarak üretimlere 20 kişi ile devam edileceği belirtildi.

Böyle bir karar alınmasındaki en önemli etken ise fabrikadaki üretimlerin daha sorunsuz bir şekilde gerçekleşebilmesi oldu. 610 personel maliyeti ortadan kalktığı gibi fabrikada üretim sorunsuz ve aralıksız bir şekilde devam ettirildi. Yapılan araştırmalarda ise üretimlerde yüzde 250 oranında bir artış yaşandığı belirtildi. Raporlarda dikkat çeken diğer bir nokta ise hata payının azalması oldu. Öyle ki yapılan hatalarda yüzde 80 oranında düşüş yaşandı ve daha hatasız bir şekilde üretimler yapılmaya başlandı.

Bu durum robota dönüşüm konusunda hızlandırıcı gelişimlerden birisi olurken, robotlu otomasyon sistemlerinin sağladığı avantajlar nedeniyle geleceğin üretim teknolojisi olacağı noktasında da çoğu kişi hemfikir.

Trump’tan güneş enerjisine 30 milyon dolar

0

Donald Trump, başkanlığı döneminde nasıl bir enerji politikası izleyeceğini, son kararıyla belli etti.  Trump’ın yeni enerji bakanı, güneş enerjisinin ülkenin elektrik altyapısına adaptasyonu için yapılacak ar-ge çalışmaları için 30 milyon dolarlık fon ayırdığını duyurdu.

Yeni fon, güneş enerjisinin maliyetinin düşürülmesi ve ülkenin elektrik alt yapısında daha fazla güneş enerjisi kullanılmasını hedefliyor.

Bilimsel kuruluşlar fon için sırada

30 milyon dolarlık fon, tek bir projede değil, bilim insanlarının yürüttüğü dokuz farklı projede kullanılacak.

Güneş enerjisini evlerde bağımsız olarak kullanmak zor değil ancak şehir gibi sürekli yüksek seviyede enerji ihtiyacı duyan büyük elektrik alt yapılarına güneş enerjisi sistemlerini adapte etmek için, dikkatli bir planlama ve zorlu bir teknik uygulama gerekiyor.

Silikon Vadisi’nde Trump paniği!

0

Silikon Vadisi’nde şu aralar en çok konuşulan konulardan bir tanesi, yeni başkanın göçmenlere yönelik tutumu. Zira Silikon Vadisi’nde küresel bir iş gücü kullanılırken, dünyanın her bölgesinden insanı burada bulmak mümkün. Genç işletmelerden dev markalara kadar yeni düzenlemelerden etkilenecek kişiler bulunurken, tüm dünyada bu düzenlemelerle tepki de gecikmedi.

Tepkiler gösterilse de Silikon Vadisi’ndeki firmalar adına şu anda işler biraz ağır ilerliyor. Zira düzenleme kapsamına giren personellerin geleceği noktasında belirsizlik hakim. Silikon Vadisi’nde yer alan firmaların temsilcileri tarafından yapılan açıklamalarda 2017’de kaçırılmış büyük iş planlarının en önemli nedeninin bu yeni düzenlemeler olacağını söylerken, ABD’de bu düzenlemelerden geri adım atılmadığı gibi bu yönde bir sinyal de verilmedi.

Silikon Vadisi’nde Kriz Modu

Silikon Vadisi’ne yönelik en dikkat çeken açıklamalardan birisi Amerikan Göçmenlik Avukatları Birliği başkanı Bill Stock’tan geldi. “Silikon Vadisi’nde panik yaşanıyor” diyen Stock, şu anda gündemdeki düzenlemelerin öngörülemezliğinden dolayı özellikle yeni kuruluşların ciddi bir güven sorunu yaşadığını belitti.

Son noktada ise şu anda genellikle bir erteleme planı uygulanıyor. Pek çok yeni Startup için planlar askıya alınırken, önümüzdeki günlerde ABD cephesinden atılacak bir adım ile birlikte bu alandaki yeni yol haritaları da çizilecek.

Google’ın Bug Bounty programında 3 milyon dolar dağıtıldı

0

Hata bulan kişilere yaptığı ödemeler ile oldukça cömertçe davranan Google, 2016 için bug bounty etkinliklerine dair önemli bir rapor paylaştı. Geniş bir yazılım ağı bulunan Google’da yazılımlar fazla olduğundan dolayı ödenen miktar da yüksek oldu. 2010 yılında başlatılan ve daha yaygın olarak bir hata ödül programı olarak bilinen bug bounty kapsamında 2016 yılında 3 milyon dolar ödendi.

En Fazla 100 bin Dolar Verildi

Bug bounty kapsamında verilen ödüller bulunan açığa göre belirlenirken, en büyük tek ödül 100 bin dolar olarak kayıtlara geçti.  Android için de ödül havuzundan geniş bir pay ayrılırken, raporda yer alan önemli noktalar şöyle oldu;

  • Google, araştırmacı Tomasz Bojarski’ye, events.google.com’da belirlenen bir XSS güvenlik açığı nedeniyle 3,134 dolar ödül verdi.
  • Google hesap kurtarma sayfasını hedefleyen bir JavaScript açığı için 5,000 Dolar öderken, daha sonrasında belirlenen diğer bir hata zinciri için 7,500 Dolar daha ödedi.
  • 2010 yılından itibaren aktif olan programda verilen toplam ödül 9 milyon dolar oldu.
  • 2016 yılı boyunca 350’i aşkın kullanıcıya ödül verildi.
  • Ödüller 1000 farklı açık için verildi.
  • Programa 59 farklı ülkeden katılım sağlandı.

Snapchat halka arzından önce Facebook ve Twitter ile karşılaştırıldı

0

Snap için yapılan son açıklamalarda halka arz edileceği net bir şekilde belirtildi. Bu hamle sonrasında tartışılan en önemli konulardan bir tanesi Snapchat’in bir Facebook mu yoksa Twitter mi olacağıydı. Yatırımcılar için en büyük çıkmazlardan birisi olan bu detay, yatırımcıların bu konuda karar vermesini sağlayacak.

Twitter çok fazla beklentileri veremeyen bir platform olarak görülürken, Facebook özellikle halka arzı ile birlikte bu konuda daha da hızlı ve uzun bir yolu geride bırakmış durumda. Statista’da yer alan yeni grafikte ise halka arz öncesinde Snapchat’in diğer platformlarla karşılaştırılması yapıldı.

Facebook’un halka arzının kuruluşundan sekiz yıl sonra, Snapchat’in ise sadece beş yıl sonra gerçekleştirileceği söylenebilir. Farklı şekillerde kullanıcılara odaklanan bu sosyal ağlar, halka arz ile birlikte iyi bir ivme kazanma imkanına sahip olsa da her şey planlandığı gibi de gitmeyebilir. Bu bakımdan halka arz noktasında en önemli soru, Snapchat’in ilerleyen dönemlerde de büyümeye devam edip edemeyeceği.

2016, DDoS’ta dönüm noktası oldu

0

2016’nın son üç ayında DDoS saldırılarının kayda değer bir biçimde gelişim gösterdiği tespit edildi. Kullanılan yöntemler gün geçtikçe daha sofistike bir hale gelip botnetler tarafından kullanılan cihazlar giderek çeşitlenirken, saldırganlar da artık daha büyük ve tanınmış hedefler seçerek yetenekleriyle gösteriş yapıyor. Kaspersky Lab uzmanları, konuyla ilgili tüm detayları 2016 Son Çeyrek DDoS Saldırıları raporunda paylaştı.

Kaspersky Lab’ın DDoS İstihbarat sistemi, geçtiğimiz yılın dördüncü çeyreğinde 80 ülkede bot destekli DDoS saldırıları tespit etti. Saldırılar bir önceki çeyrekte 67 ülkede gerçekleşmişti. Dördüncü çeyrekteki en uzun saldırı 292 saat (12.2 gün) sürdü ve 2016 için bir rekordu. Yılın son çeyreği, tek bir günde gerçekleştirilen DDoS saldırılarının sayısında da bir rekora şahit oldu. 5 Kasım 2016’da 1915 adet saldırı gerçekleşti.

2016’nın son çeyreğinde saldırılar arttı

2016’nın son üç ayı, geniş bir yelpazedeki çeşitli hedeflere karşı düzenlenen, kayda değer DDoS saldırıları açısından da oldukça yoğundu. Bunlardan en öne çıkanlarıDyn’in DNS sistemini, Deutsche Telekom’u ve Rusya’nın önde gelen bankalarından bazılarını hedefleyen saldırılar oldu. Söz konusu şirketler yeni bir trendin ilk kurbanları oldular; korunmasız IoT (Nesnelerin İnterneti – “Internet of Things”) cihazlarından oluşturulan devasa botnetler (zombi bilgisayar ağları) üzerinden düzenlenen DDoS saldırıları. Bunun ilk akla gelen örneği olan Mirai’nin yaratıcılarının kullandığı yaklaşım, IoT cihazlarından faydalanan birçok botnet için temel oluşturdu.

IoT cihazlarını kullanan saldırıların sayısındaki artış, son çeyrekte görülen başlıca trendlerden sadece bir tanesiydi. Çeyrek boyunca, 2016’nın ilk yarısında popüler olan bant genişliği yükseltme (amplification) temelli DDoS saldırılarında olumlu anlamda bir düşüş tespit edildi. Bunun öncelikli sebebi, bu tarz saldırılara karşı korunma yöntemlerinin gelişmiş olması ve dolayısıyla siber suçluların saldırabileceği savunmasız sunucuların sayısında da kayda değer bir azalma görülmesi.

Yükseltme saldırılarının azalmasıyla oluşan boşluğu, WordPress Pingback saldırılarını da içeren uygulama katmanı saldırıları doldurmaya başladı. Gerçek kullanıcıların davranışlarını taklit ettikleri için bu tarz saldırıların tespit edilmesi çok daha zordur. Bu saldırıların sıklıkla şifreleme kullanıyor olması, risk seviyesinin yükselmesi anlamına gelir. Şifreleme, DDoS saldırılarının etkisini çarpıcı bir biçimde artırarak, sunuculara gelen ve deşifre edilmesi gereken taleplerin gerçek mi sahte mi olduğunu ayırt etme işlemini zorlaştırıyor.

Kaspersky Lab uzmanları, giderek daha da karmaşıklaşan DDoS saldırıları ve sayıları artan IoT botnetleri yönünde ilerleyen trendin 2017’de devam edeceğini öngörüyor.