Autodesk Kullanıcılarına Önemli Çağrı!
Teknoloji şirketleri terör filtresi oluşturacak
Terör eylemine girişmesi olası kötü niyetli kişileri şehir kameralarında tespit edebilecek yapay zeka yazılımlarının üzerinde çalışıldığını daha önce yazmıştım. Bu tür yapay zeka yazılımları, stres altında, korku veya öfke altındaki kişileri kalabalık içinde ayırt etmeyi mümkün kılacak. Elbette hızlıca kimlik bilgilerine ulaşmak ve tehdit potansiyelleri de hızlıca sorgulanabilecek.
Ancak bu çözümün, şehirleri teröre karşı korumada son savunma hatlarından biri olacağı açık. Oysa terörizmle ve nefret söylemleriyle ön cephede çarpışacak teknolojilere ihtiyacımız var ve bu çatışmanın nasıl gerçekleşecebileceğini henüz kimse bilmiyor. Google’ın başkanı Eric Schmidt ise bu aşamada farklı bir bakış açısıyla ortaya çıktı.
Schmidt’e göre, teknoloji şirketleri internetteki tüm içeriği hece hece tarayabilecek teknolojiler geliştirmek zorunda ve bu teknoloji yardımıyla nefret söylemine sahip, terör propagandası olabilecek içerikleri internetten kaldırmalı. Bu sayede nefret söylemi içeren sosyal medya tartışmalarının, videoların, propaganda materyallerinin yayılmasının önüne geçilebileceğini savunuyor.
Schmidt’in bakış açısı aslında Google’ın işleyiş mantığından farklı değil. Bir arama motoru yazılımı olarak işe başlayan Google’ın tüm interneti taramak hatta kullanıcıların e-postalarındaki özel yazışmaları da okuyarak bu kullanıcılara gösterilebilecek reklam konuları hakkında ipucu bulabilmek için güçlü algoritmaları bulunuyor. Schmidt şimdi bu mekanizmaların teröre ve nefret söylemine odaklanabileceğini düşünüyor.
Bu bakış açısı bir noktaya kadar yararlı olabilir ama sınırlarının neresini olacağını tahmin etmek kolay değil. Çoğu terör olayı aslında terörle veya nefretle hiç bağlantısı olmayan, hiçbir terörist olaya karışmayacak çok sayıda insanı da gaza getirerek, ömrü boyunca yapmayacağı işleri konuşmasına neden olabiliyor. Paris’te saldırı yaşandıktan sonra sayısız Fransız’ın ve Avrupalı’nın, “aslında bütün Müslümanları bombalayıp yok edeceksin,” benzeri yorumlar yaptığını, birbirileri arasında bu tür çirkin yorumlarla öfkelerini boşalttığını biliyoruz. Teknolojinin nefret söylemini takip ettiği bir dünyada bu insanların hepsinin potansiyel terörist olarak işaretlenmesi ve uluslararası ilk gezilerinde, sınır kapılarında terör şüphesi ile durdurulmaları gerekirdi. Çünkü bu teknoloji sayesinde aynı şey Müslüman toplumlarda yaşayan bireylerin başına sık sık gelecektir, tahmin edersiniz.
Nefret söylemini engellemeye çalışırken insanları fişleyerek potansiyel terörist olarak kayıt altına almaya kalktığımızda bu iş terörü yok etmekten çok, daha fazla kızgın, öfkeli ve potansiyel terörist yaratmaya hizmet edecektir diye korkarım. Üstelik ABD’ye başkan olma hedefiyle yola çıkmış Donald Trump’ın TV ekranlarından “Müslümanları ABD’ye sokmayalım,” diye haykırıp alkış alabildiği bir dünyada, bu tür izlemeli, fişlemeli çözümlerin yeni faşizm uygulamalarına ve yeni nefret köklerine dönüşmesi hiç zor değil.
IBM Cloud, Zenium Frankfurt One’ı Seçti
Zenium Frankfurt One’daki kurumlar böylece tek rack kabinden kafesli alanlara ve özel amaçlı kurulmuş ve belli bir amaca hizmet eden veri suitlerine kadar, kendi IT altyapılarını saklamak için bir barındırma alanı alabilecekler ve bunları doğrudan IBM Cloud bulut hizmetlerine bağlayabilecekler. DirectLink servisleri, sunduğu gerçek melez yaklaşımla bir yandan kurumların kendi iç kaynaklarından en iyisini elde ederken diğer yandan IBM Cloud’a doğrudan erişim sağlamalarına olanak tanıyor.
IBM, geçen yıl ilk SoftLayer tesisini açmak için Zenium’un Sossenheim’daki veri merkezini seçmişti. IBM’in Frankfurt One’ı tercih etmesinde etkili olan faktörler arasında, bölgede amaç odaklı inşa edilen ilk tesis olarak pazar lideri enerji etkinliği (tam yükte 1.3 PUE), iki farklı 110kV güç kaynağından beslenmesi, güçlü fiziksel güvenlik ve Tier +3 seviyesinde deprem dayanıklılığı öne çıkmıştı. Veri merkezinin taşıyıcıdan bağımsız olması ve Frankfurt’ta aktif olan tüm taşıyıcılara erişim sağlaması da kararda etkili olmuştu.
IBM’in Direct Link servisleri, kurumların kendi mevcut IT altyapıları ile IBM’in SoftLayer tabanlı bulut bilişim kaynakları arasında yüksek hızlı ve güvenli bir ağ bağlantısı kurmalarını sağlıyor. Servisler Cloud Exchange,Network Service Provider (NSP) ve Colocation olmak üzere 3 farklı seçenek olarak sunuluyor. Üç servis de kurumlara daha hızlı ve daha tutarlı ağ performansı, daha yüksek veri güvenliği ve birden çok bulut servis sağlayıcıya doğrudan bağlantıyı da içeren melez bulut kurulum seçenekleri sunuyor. Türk şirketlerinin yüzde 64’ü dijitale hazır
Yeni nesil BT servis ve çözümlerinde dünyada lider konumda bulunan CSC (NYSE: CSC), Türkiye’deki ilk yılını düzenlenen bir basın toplantısıyla değerlendirdi. 2014 yılının ikinci yarısında faaliyete geçen CSC Türkiye ofisi başarılı bir yılı geride bırakırken, sigorta sektörünün küresel şirketlerinden Milli Reasürans için yeni reasürans sistemine yönelik bir dönüşüm projesi yürütmeye başladı. CSC, geçtiğimiz aylarda Almanya, Avusturya ve İsviçre’de 500 yönetici ile gerçekleştirdiği dijital ajanda araştırmasının bir benzerini Türkiye’de de yaptı. 100’e yakın yöneticinin katıldığı araştırmadan Türkiye’deki kurumların dijitalleşmeye bakışlarına ilişkin dikkat çekici sonuçlar elde edildi.
İş dünyası dijitalleşmeye inanıyor
CSC Türkiye’nin araştırmasına yüzde 43’ü finans/sigorta, yüzde 29’u perakende ve yüzde 22’si bilişim teknolojileri ile telekomünikasyon sektörlerinde görev yapan, kurumlarının BT ve yazılım satın almalarında direkt ya da dolaylı rol alan yöneticiler katıldı. Katılımcıların yüzde 65’i dijitalleşmenin rekabeti değiştirdiği, yüzde 25’i ise 1-2 yıl içinde değiştireceği yönünde görüş belirtti. Kurumunun dijital ajandasının tamamlandığını belirtenlerin oranı yüzde 64 olurken, dijital ajandalarının oluşturma sürecinin tamamlandığını söyleyenlerin oranı yüzde 25, oluşturma sürecinin 12 aydan sonraki bir dönem için planlandığını belirtenlerin oranı ise yüzde 5 olarak gerçekleşti.
Araştırma sonuçlarını değerlendiren CSC Türkiye Genel Müdürü Alev Alp Esen, “Dijitalleşmenin rekabet üzerinde etkisi olmayacağını belirtenlerin oranının yüzde 6’da kaldığını görüyoruz. Bu da Türkiye’de iş dünyasının dijitalleşmeye olan inancını net bir şekilde gösteriyor. Yöneticiler dijitalleşmenin getirdiği en büyük fırsatları operasyonel mükemmellik, dijital dağıtım kanalları, süreçlerin dijitalleşmesi ve gerçek zamanlı veri kullanımı olarak sıralıyor. Uygulamadaki en büyük risk ise veri güvenliği olarak öne çıkıyor. Almanca konuşan ülkelerde gerçekleşen benzer bir CSC araştırmasında, dijital ajandasının tamamlandığını belirtenlerin oranı yüzde 39 iken, bu oranın Türkiye’de yüzde 64 olmasını, ülkemizdeki kurumların dijitalleşmeye verdikleri önemi göstermesi açısından son derece çarpıcı buluyoruz. Ülkemizde olduğu gibi, araştırmanın gerçekleştirildiği Avrupa ülkelerinde de dijitalleşmenin uygulamadaki en büyük riskinin veri güvenliği alanında görülmesi, siber güvenlikle ilgili yatırımların ne denli önemli olduğunu ortaya koyuyor,” dedi.
Türkiye’nin inovasyon ve dijitalleşme açısından çok önemli bir ekonomi konumunda bulunduğunu söyleyen CSC Avusturya ve Doğu Avrupa Genel Müdürü Dietmar Kotras, “İş dünyasının dijitalleşmeye verdiği önem, Türkiye’nin bu önemli konumunu daha da güçlendireceğini gösteriyor. Dijitalleşmenin getirdiği fırsatların doğru biçimde kullanılabilmesi için CSC olarak dünya genelinde olduğu gibi, Türkiye’de de destek olmaya ve yeni başarı hikayelerine müşterilerimiz ile birlikte imza atmaya hazırız,” diye konuştu.
CSC Başkan Yardımcısı, Orta ve Doğu Avrupa Genel Müdürü Claus Schünemann ise, CSC’nin derin endüstri deneyimi, küresel ölçeği, teknoloji bağımsızlığı ve yaygın iş ortağı topluluğundan güç alarak, gelecek nesil inovatif teknoloji hizmet ve çözümleri sunduğuna dikkat çekti. Schünemann, CSC’nin sahip olduğu küresel gücü Türkiye pazarına taşımaktan mutluluk duyduklarını söyledi. Android için Facebook uygulamasına güvenlik önlemi
Facebook, geçtiğimiz yaz aylarında masaüstü için kullanıma sunulan ve hesaplara daha fazla güvenlik önlemi eklenmesine yardımcı olan Güvenlik Kontrolü’nü, Android için Facebook uygulaması için de etkinleştirdiğini duyurdu. Güvenlik Kontrolü, sadece birkaç dakika içinde kullanılmayan tarayıcılarda ve uygulamalarda Facebook’tan çıkış yapılmasını, birisi yeni bir bilgisayar veya telefondan hesaba giriş yapmaya çalıştığında hesap sahibine bildirim gönderilmesini sağlayan giriş uyarılarının etkinleştirilmesini ve şifrenin nasıl korunacağının öğrenilmesini sağlıyor.
İnternette hemen her gün güvenlik problemleri ile ilgili haberlere rastladığımız şu günlerde insanların Facebook hesaplarını korumak için onlara sunulan güvenlik kontrollerinden haberdar olmasının öneminin altını çizen Facebook, güvenlik konusunda bilinçli olmanın ve kötü bir deneyim yaşamadan önce gerekli önlemleri almanın önemine dikkat çekiyor.
Güvenlik Kontrolü’ne bugünden itibaren Android için Facebook uygulamasındakiFacebook Yardım Merkezi’nden ulaşılabiliyor. TechInside’ın 16. sayısını okuyabilirsiniz
Değerli TechInside okurları,
TechInside’ın 16. sayısı da ücretsiz olarak okumak isteyenler için hazır.
16. sayımızda giderek daha fazla hayatımızın bir parçası haline gelen akıllı şehir teknolojilerine odaklandık.
Akıllı şehir kavramı çoğumuzun kulağında bilim kurgu gibi yankıyor olsa da aslında ülkemiz de dahil olmak üzere, pek çok ülkede büyük şehirler akıllı şehir çözümlerini uzun zamandır hayata geçirmiş bulunuyor. Sağlık hizmetlerinden enerji dağıtımına, trafik çözümlerinden güvenlik ihtiyaçlarına kadar, şehir hayatının bir parçası olan süreçlerin çoğu artık akıllandı ve giderek daha da akıllanıyor. Peki ülkemizde akıllı şehirler nasıl işliyor? Bu sorunun cevabını, dosya konumuzda aramaya çalıştık.
Elbette, dergimizde yine farklı konuları da doyurucu detaylarla okuyabileceksiniz. Teknoloji dünyasından ve şirketlerden önemli haberlerin, farklı görüş ve köşe yazılarının yanında BT çalışanları nasıl sorunlar yaşıyor, BT yöneticilerinin farklı deneyimleri, BT dünyasındaki yeni atamalar, yeni projeler, anlaşmalar, şirket evlilikleri, yeni teknolojiler gibi çok önemli haberleri ve başka bir yerde bulamayacağınız çok değerli köşe yazılarıyla analizlere de yine dergimizin sayfalarından ulaşabileceksiniz.
Web sitemiz üzerinden ücretsiz olarak okuyabileceğiniz dergimiz sayfaları arasında teknoloji ve iş dünyasına ilişkin çok sayıda haber, analiz ve köşe yazıları sayesinde teknoloji dünyasına dair farklı görüş ve yorumlarla oluşmuş zengin bir içerikle karşılaşacaksınız.
Eğer herhangi bir işletmede yönetici, medya veya PR ajansı çalışanı iseniz, bu formu doldurarak dergimize ücretsiz aboneliğinizi başlatabilirsiniz.
Henüz kaydolmadıysanız haftalık e-posta bültenimize de dahil olmanızı tavsiye ediyoruz.
İçeriğimizle ilgili görüşlerinizi her zaman olduğu gibi bekliyoruz.
TechInside dergimizin dijital kopyasını bu linkten her zaman olduğu gibi ücretsiz okuyabilir ve indirebilirsiniz.
5651 nolu internet yasası karara bağlanıyor.
2014 Şubat ayında 5651 sayılı internet kanununda torba yasayla yapılan değişiklikler, internet kullanıcıları başta olmak üzere toplumun çeşitli kesimlerince uzun süre tartışılmıştı. Elektronik haberleşme sektörünü ilgilendiren tarafta ise ilgili torba yasaya eklenen bir madde ile “Erişim Sağlayıcılar Birliği” kurulması da zorunlu hale getirilmişti.
İlgili madde sektördeki yaklaşık 300 şirketin yüksek maliyetli altyapı yatırımı yapmasını zorunlu kılıyor ve yüksek gelire sahip olmayan alternatif işletmecilerin geleceğini tehlikeye sokuyordu. Birliğin Tüzüğünü onaylayan BTK kararının iptal edilmesi için TELKODER tarafından Danıştay’da açılan davada ise Danıştay yürütmeyi durdurma kararı almıştı. Yapılan itiraz Danıştay Genel Kurulunda görüşüldü ve geriye doğru kanun düzenlemesi yapılamayacağı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine götürüldü.
5651 nolu internet yasasında yapılan bu değişikliklerin görüldüğü davada Anayasa Mahkemesi tarafından internet konusunda toplumun büyük kesimini ilgilendiren bazı önemli kararların bu hafta alınması bekleniyor. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu karar almak üzere 3 Aralık’ta toplandı, ardından sözlü açıklamaları dinlemek üzere karar alma toplantısını 8 Aralık’a erteledi. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi davaya yönelik son karar alınmadan önce TELKODER’i dinledi. Anayasa Mahkemesinin bir sivil toplum kuruluşunu muhatap alması ve görüşlerini dinlemesi çok sık rastlanan bir durum özelliği taşımıyor. Anayasa Mahkemesinin TELKODER’in görüşlerini dinleyerek dikkate alması ülkemizdeki saygın sivil toplum kuruluşlarının önemini bir kat daha arttırdı.
Görüşme sonrası bir açıklama yapan TELKODER Başkanı Yusuf Ata Arıak, “TELKODER 13 yılı aşkın süredir elektronik haberleşme sektörünü saygın biçimde temsil ediyor. Her zaman sektörümüzün ve ülkemizin geleceği için doğru olanları ifade ettik. Bugün geldiğimiz noktada da Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’nın elektronik haberleşme sektörü ve ülkemiz için kritik bir konuda TELKODER’in görüşünü alması bizleri onurlandırdı ve ümitlendirdi.
Halkın günlük yaşamını etkileyecek, TELKODER üyesi olan İnternet Servis Sağlayıcılarına ve dolayısı ile vatandaşlara önemli yük getirecek, yeni firmaların bu alanda faaliyet göstermelerini engelleyecek ve internetin pahalılaşmasına yol açacak olan bu önemli Kanun hazırlıkları sırasında TELKODER’in ve diğer STK’ların görüşünü alınmadı.
Devlet, ülkenin ve vatandaşlarının güvenliği için elbette önlemler almalıdır, ancak bu yapılırken tüm tarafların görüşü alınmalı, işletmecilerin ve vatandaşların talepleri de dikkate alınmalıdır. Erişim Sağlayıcıları Birliği gibi Sivil Toplum Örgütü görünümlü ancak yarı kamu kuruluşu niteliğindeki, dünyada ve ülkemizde bir örneği daha bulunmayan bir yapı kurmadan önce de bu yapılmalıydı.
Kanun zoruyla da olsa bu Birliğin kurulması ilk defa çok büyük sayıda işletmecinin aynı amaç doğrultusunda bir araya gelmesine sebep olmuştur. TELKODER öncülüğünde işletmeciler kendi haklarına sahip çıkmıştır ve çıkmaya devam edeceklerdir. Bu mücadele, güven, işbirliği ve yanlışa yanlış diyebilme cesareti sayesinde devam etmektedir. Küçük ve orta ölçekli işletmecileri, yani bu sektörün fidanlığını, görmezden gelen bu anlayışı değiştirmek için hep birlikte ve her ortamda kararlı mücadelemize devam edeceğiz.” dedi. 150 bin hekim e- imzayla reçete yazacak
Sağlık sektörünün e-dönüşümünde, Türk Eczacıları Birliği’nin vizyonu ve öncü adımları ile 20 bin eczaneye e-imza temin ederek ilk adımı attıklarını vurgulayan E-GÜVEN Genel Müdürü Can Orhun, 2016 itibariyle tüm sağlık kurumlarının kendi iş süreçlerinin yönetilmesinde e-imza kullanmaya başlamasının doktor ve hastanın yanı sıra devlete de sağlayacağı faydanın çok büyük olduğunu belirterek şu bilgileri verdi:
“2003 yılından beri ulusal çapta yürütülen E-Sağlık Projesi’ne katkıda bulunan öncü şirketlerden biriyiz. 2013 tarihinde yürürlüğe geçen e-reçete uygulaması, sağlık sektöründe takip ve kontrolü düzenlemek, maliyet ve zaman yönetimini sağlamak için çok önemli bir adım oldu. Bu uygulama kapsamında, Türk Eczacılar Birliği ile gerçekleştirdiğimiz proje sayesinde bugün 20 bin eczacı, hastalara ve doktorlara kesintisiz ve güvenli hizmet sunabiliyor. Ülkemizde e-dönüşümün toplumun her kesimine ulaşması için Türk Eczacılar Birliği gibi proaktif bakış açısına sahip olan, çözüm odaklı yaklaşarak projeyi ve dönüşümü sahiplenen kurumların e-dönüşüm alanında faaliyet gösteren E-GÜVEN gibi şirketlerle işbirliği içinde olması çok önemli. Bu yaklaşımın bir örneği olarak e-imzanın sağlık sektöründe yaygınlaşması, iş süreçlerinde iyileşmeyi ve maliyet tasarrufunu da beraberinde getirerek vatandaşların sağlık hizmetlerine daha hızlı ve daha kaliteli bir şekilde ulaşmasını sağlayacak.” dedi.
E-imzalı reçete uygulaması sağlık sektöründeki şeffaflığın güvencesi olacak
Sağlık sektörünün her geçen gün artan e-imza kullanımıyla, Türkiye’nin e-dönüşümünün etki alanlarından biri olduğunu vurgulayan Orhun: “Sağlık sektöründe e-imza kullanımı, vatandaştan başlayarak ve doktor, hastane, eczane ekseninde yer alan birbiri ile ilintili tüm partilerin hem kendi bünyelerinde hem de birbirleri ile olan iletişimini kapsıyor. Kağıt reçetelerin kullanımdan kaldırılıp elektronik ortamda kullanılan e-reçetelerin devreye alınması ile sağlık sektöründe şeffaflık güvence altına alınıyor. Biz tüm sektörlerde e-dönüşümün öncü firmalarından biri olarak sağlık sektöründeki bu uygulamayı da destekliyoruz.” dedi LG de mobil ödeme sistemi kervanına katılıyor
Doğrudan LG Mobile tarafından yapılan açıklamaya göre LG Pay için, şu an 2 iş ortağı ile başlangıç aşamasına geçilmiş durumda.
Shinhan Card ve KB Kookmin Card ile el sıkışan LG, LG Pay sistemi ilk etapta, yaptığı işbirliğinden de anlaşılacağı üzere, anavatanı Kore ile sınırlı kalacak.
LG’nin mobil ödeme sistemine LG Pay ile dahil olması, daha şimdiden farklı soruları da beraberinde getirdi. Zira mobil ödeme yöntemler, hem yerel hem de ulusal anlamda firmalar için, ciddi iş ortaklıkları gerektiriyor.
Bu noktada Apple, Amerika pazarında yaptığı birçok anlaşma ile geniş bir Apple Pay ağı kurarken, geçtiğimi aylarda bu ağını, İngiltere pazarına da açmıştı. Öte yandan Samsung ise, henüz Apple’ın mobil ödeme sistemi Apple Pay kadar, yaygın anlaşmalar sağlamış değil.
İki Koreli elektronik devi LG ve Samsung’un, mobil ödeme alanında nasıl bir yol izleyeceği, özellikle Avrupa pazarı için, merakla beklenen konulardan olmuş durumda. Girişimcilerin artık bir derneği var
Girişim Araştırma Geliştirme İş ve Yatırım Profesyonelleri Derneği (GAP), girişimcilik, eTicaret internet girişimciliği, sosyal girişimcilik, tekno girişimcilik vb. alanlarda işbirliği yaparak projeler geliştirmek, yürütmek, sürdürülebilir konuma getirmek, istihdam yaratmak, sanal, reel ve sosyal platformlarda tanıtım ile kamuoyunu bilinçlendirmek amacıyla profesyonel ve yüksek yetkinliklere sahip kişilerce kurulmuş olup yenilikçi stratejik model ve özgün metodolojik uygulaması ile STK’lar arasında farkındalık yaratmak üzerine çalışmalarına da başladı.
Dernekten yapılan basın açıklaması ise şöyle:
“Girişimci adayların fikir ve buluşlarının, ihtiyaçlara karşılık hayal ettiği faydayı ya da çözüm fırsatını bir ürün/hizmet ya da proje uygulaması haline getirmek, bunun için teknik bilgi ve kararlılık özelliklerini koordinasyon rolü ile eğitim ve gelişme süreç yolculuğu ile Girişimci ve KOBİ’lerin çekirdek aşamasından başlayan tüm yaşam döngüsünü, katma değerli ürün ve hizmetlere dönüştürerek ekonomiye kazandırmayı hedeflemekteyiz.
Ülkemizin gelişimine destek olmak amacıyla Bilgi Çağının ihtiyaç duyacağı “Girişimciler” yetiştirmeyi, yeteneklere yatırım yapmayı, Ar-Ge ve İnovasyon kapasitemizi geliştirmeyi, daha da önemlisi tüm bunları yeni bir “Ar-Ge Konsepti” ile ‘Sosyal Teknolojilerin Ar-Ge’si üzerinden yapmayı hedeflemektedir.
2015-2018 Türkiye Girişimcilik Stratejisi ve Eylem Planı ile 2015-2018 Türkiye KOBI Stratejisi ve Eylem Planı kapsamında söz konusu stratejiler ile kamu kurumlarının destek ve sorumlulukları yanında STK olarak rol üstlenerek hedeflere ulaşmayı ve eylem planına yardımcı olmayı görev edinmiştir.
GAP; Gizlilik, Etik ve İtibar Yönetimi Taahhüdü ile sağladığı güven ve işbirliği model uygulamaları sonucu, topluma, müşterilerine, tedarikçilerine ve ortaklarına, çalışanlarına karşı tüm eylem ve işlemlerinde İş Ahlakı genel ilkelerine uygun tutum ve davranışı benimsemektedir.” Üç ayda 12 milyar siber tehdit!
İnternet ve veri güvenliğinde 26 yıllık deneyimiyle küresel çözüm sağlayıcı Trend Micro, 2015 yılının üçüncü çeyrek döneminde gerçekleşen veri güvenliği olaylarını incelediği raporunu yayınladı. “Görünen Tehlike: Mevcut Zayıflıklar Yaklaşan Saldırılara Zemin Hazırlıyor” başlıklı rapordaki verilere göre 2015’in üçüncü çeyrek dönemini kapsayan Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında 12 milyarı aşkın siber tehdit, Trend Micro tarafından engellendi. Tehdit alanları değerlendirildiğinde ise mobil platformlarda gerçekleşen güvenlik açıklarının sadece kişisel bilgileri tehlikeye atmadığı, aynı zamanda fiziksel güvenliği de tehlikeye soktuğu ortaya çıktı.
Türkiye’deki kullanıcılar 6 milyondan fazla kez zararlı sitelere tıkladılar
Türkiye’de gerçekleşen siber tehditleri de analiz eden TrendLabs, Türkiye’de tam 1 milyon 885 bin 583 tane zararlı sitenin etkin olduğunu ortaya çıkardı. Türk kullanıcılar tarafından bu zararlı sitelere 6 milyon 190 bin 717 kez tıklandı. Online bankacılık tehditlerinin hız kesmeden devam ettiği Türkiye’de ise bu alanda tam 5 bin 547 bilgisayara saldırı yapıldığı belirlendi. Akıllı telefon kullanımının oldukça yaygın olduğu ülkemizde Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında kullanıcılar zararlı ve yüksek tehlike içeren mobil uygulamaları tam 160 bin 717 kez telefonlarına indirdi. TrendLabs tarafından kullanıcıların indirdikleri bu uygulamaların içinde 2 bin 681 adet virüs keşfedildi.
StageFright güvenlik açığı, Android’li cihazların yüzde 94,1’ini etkiledi
Android Platformunda karşılaşılan tehditlerle birlikte 2015 yılının ikinci çeyrek dönemine göre mobil tehditlerde yüzde 19 artış görüldüğü tespit edildi. 2015’in üçüncü çeyrek döneminde tam 8,5 milyon adet yüksek riskli ve zararlı uygulamaya rastlandı. Özellikle Haziran ayında ortaya çıkan StageFright güvenlik açığı Android platformundaki cihazların yüzde 94,1’ini etkiledi. Mobil cihaz üreticilerini de alarma geçiren StageFright güvenlik açığı, Android güvenlik politikalarına yeni yaklaşımlar getirilmesine neden oldu. Bunun yanında uygulama tasarım programlarının XcodeGhost gibi modifiye edilmiş sürümlerinin, iOS platformunun veri güvenliği açısından korunaklı bir bahçe olduğu görüşünü çürüttüğü de ortaya çıktı.
Raporla ilgili değerlendirmelerde bulunan Trend Micro Akdeniz Ülkeleri Genel Müdürü Yakup Börekcioğlu ise şunları söyledi: “Günümüzde karşılaştığımız güvenlik açıkları artık kurumların her noktasını etkilemekle kalmıyor fiziksel dünyada insanların hayatlarını da etkileyecek boyutlarda sonuçlanıyor. Sayısız miktarda güvenlik açığının ortaya çıkması ve birçok ihlalin yaşanması elimizdeki hassas verilerin çok daha yoğun bir şekilde herkesin ulaşabileceği platformlarda açık edilmesinden kaynaklanıyor. Bu şekilde açığa çıkan veriler bir sonraki aşamada DeepWeb üzerinden açık artırmayla bilgisayar korsanlarına satılıyor”.
Ashley Madison saldırısı 30 milyon kişiyi etkiledi
2015 yılının üçüncü çeyreğinde yaşanan ve online çöpçatanlık sitesi Ashley Madison’u hedef alan siber saldırı, tüm dünyada yarattığı etkiyle kişisel verilerin herkesin görebileceği alanlarda paylaşılmasının ne gibi sonuçlar doğurabileceğini özetledi. TrendLabs’ın elde ettiği verilere göre sitenin yaklaşık sitenin yaklaşık 30 milyon üyesinin bilgilerini ele geçiren siber korsanlar bu bilgileri kullanarak birçok şantaj ve dolandırıcılık faaliyeti gerçekleştirdi. Hatta hackerlar tarafından yapılan şantaj yüzünden sosyal hayatında önemli sorunlar yaşayan bazı kullanıcıların intihar etmesi gibi oldukça üzücü sonuçlar ortaya çıktı.
4,5 milyon kişinin kişisel sağlık bilgileri merkezi otomasyon sisteminden çalındı
2015’in bu döneminde gerçekleşen bir diğer büyük saldırı ise UCLA Sağlık Sistemi’ni hedef aldı. Bu saldırıda Hackerlar 4,5 milyon hastanın kişisel sağlık bilgilerini ele geçirdiler. TrendLabs’ın araştırmalarına göre ise kişisel sağlık bilgileri dünyada en çok çalınan kişisel bilgilerin arasında ikinci sırada yer alıyor. Bu gibi saldırılar önümüzdeki dönemde sağlıkla ilgili bilişim sistemlerinin ve altyapılarının birçok saldırıda hedef alınacağının bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor.
Yakup Börekcioğlu, kurumsal veri güvenliği konusunda ise çeşitli önerilerde bulundu: “Trend Micro’nun araştırma birimi TrendLabs’ın ortaya koyduğu verilerin ışığında, siber dünyanın giderek daha da tehlikeli hale geldiğini görüyoruz. Gelecek dönemde gerçekleşebilecek veri güvenliği ihlallerini engelleyebilmek ve riskleri azaltmak için işletmelerin güvenlik ihlallerini ve ikincil saldırıların yayılmasını önlemeye yönelik strateji geliştirmeleri gerekli. Veri güvenliği ihlallerini önleyen ve saldırıları tespit eden sistemlerin altyapılara entegre edilmesi saldırganların sistemlere sızmak için ihtiyaç duydukları zamanı kısıtlamak için en temel çözümleri sunuyorlar. Günümüzde organizasyonların her an her türlü saldırıya hazır olmaları gerekiyor”.
KOBI’lerin POS cihazları hedef alındı
POS cihazlarını hedef alan zararlı yazılımlara yoğunlaşan siber saldırganlar özellikle KOBI’leri hedef alıyorlar. TrendLabs’ın verilerine göre 2015’in üçüncü çeyrek döneminde 304 saldırının gerçekleştiği bu alanda tespit edilen zararlı yazılım sayısı yüzde 66 artış gösterdi. Saldırıların yüzde 45’i KOBI’leri hedef aldı. POS cihazlarını hedef alan zararlı yazılımlar Spamming, Macro Malware, Exploit Kit ve Botnet’ler gibi eski saldırı yöntemleriyle kombine bir şekilde uygulandılar.
Siber saldırılar casusluk faaliyetlerinde kullanıldı
Politik aktörleri hedef alan saldırılarla casusluk faaliyetleri gerçekleştirildi. Pawn Storm adı verilen bir saldırı dalgası başlatan RocketKitten isimli bir grup Beyaz Saray, Alman Parlamentosu, NATO üyelerine ait devlet kurumları, ABD elçilikleri ve Rus politikacıları hedef alarak birçok casusluk faaliyetleri gerçekleştirdi.
Raporun tamamına ulaşmak aşağıdaki bağlantıyı kullanabilirsiniz:
http://www.trendmicro.com/Ofiste video izleyerek verimlilik artar mı?
İnternette günden güne artan video trafiği kullanıcıların video içeriklere olan ilgisini açıkça gösterirken, araştırmalar da kullanıcıların sadece günlük hayatlarında değil, iş hayatlarında da video içeriklerden yararlanmak istediklerini ortaya koyuyor. İç iletişim, oryantasyon ve eğitim gibi kurumsal süreçlerin geleneksel yöntemlerin yanı sıra videolarla da desteklenmesi, çalışanların motivasyonlarına ve verimliliklerine olumlu katkıda bulunurken, farklı noktalarda şubeleri bulunan kurumlar için de maliyet avantajı sağlanıyor.
Referansları güçlü
Bu amaçla Enterprise Video adlı platformu geliştirdiklerini söyleyen Medianova CEO’su Serkan Sevim, “360 derece video yönetim platformu Enterprise Video için, son kullanıcıların yaygın olarak kullandıkları online video platformlarının kurumsal versiyonu diyebiliriz. Son derece kolay bir şekilde kullanılabilen Enterprise Video, kurumların farklı süreçlerine yönelik videoları tek bir noktadan yönetebilmelerini sağlıyor. Platform, online saha eğitimlerinden sunum ve toplantıların canlı olarak yayınlanmasına, kurumsal videoların şirket içinde ya da dışında paylaşılmasına kadar birçok farklı amaca yönelik olarak kullanılabiliyor. Halen telekomünikasyon, sağlık, finans ve perakende gibi farklı sektörlerden 100’ü aşkın kurum platformumuzu aktif olarak kullanıyor” dedi.
Büyük yatırımlar gerektirmiyor
Medianova’nın tüm çözümlerinde olduğu gibi, tamamen Medianova tarafından geliştirilen Enterprise Video’da, kurumlar videolarının izlenme rakamlarına ait ayrıntılı raporlar alabiliyor; iç iletişim stratejilerini geliştirirken bu raporlardan yararlanabiliyorlar. “On demand” ve canlı, tüm kurumsal video çözümlerini uçtan uca sunan platform, “kullandığın kadar öde” modeli ile büyük yatırımlar gerektirmeden ve atıl kapasite oluşturmadan maliyet avantajı sağlıyor.
Videolar yardımıyla dijital kurumsal hafıza oluşturmaya da yardımcı olan Enterprise Video’da tüm içerikler iPhone, iPad gibi iOS işletim sistemli cihazların yanı sıra Android platformu ve web için encode edilebiliyor. Böylece, çalışanlar bilgisayarlarının yanı sıra akıllı telefon ve tabletler aracılığıyla da videoları izleyebiliyorlar.
Medianova, Enterprise Video platformunu kurumların ihtiyaç ve kaynakları doğrultusunda üç farklı modelde hizmet verecek şekilde sunuyor:
Lokal kurulum: Intranet üzerinden erişimle internet bağlantısı ihtiyaç ve maliyetini sıfıra indirir.
Hibrit kurulum: Düşük internet ihtiyacına ve kurulum maliyetine sahiptir.
Bulut kurulum: Intranet ve internet üzerinden erişime sahiptir ve kurulum maliyeti yoktur.
Samsung, Yılın Gönüllü Dostu Teknoloji Şirketi oldu
Samsung Electronics Türkiye, çalışanları tarafından kurulan “Samsung Gönüllüleri” kulübünün çalışmaları dolayısıyla, Türkiye’nin 81 ilinde hayata geçirdiği gönüllü faaliyetleriyle tanınan Habitat Kalkınma ve Yönetişim Derneği’nce “Yılın Gönüllü Dostu Teknoloji Şirketi” ödülüne layık görüldü. Samsung Electronics Türkiye Başkanı Yoonie Joung ise “Yılın Gönüllü CEO’su” seçildi.
5 Aralık’ta düzenlenen Dünya Gönüllüler Günü Konferansı’nda, her iki ödülü de şirket ve çalışanlar adına Samsung Electronics Türkiye Başkanı Yoonie Joung aldı.
Yoonie Joung: “Samsung Gönüllüleri, bugüne kadar yüzlerce kişiye fayda sağladı”
Yoonie Joung, konferansta yaptığı konuşmada; “Gönüllülük bilinci geliştikçe toplumlar içindeki birlik ve beraberliğin de güçleneceğine inanıyoruz. Bu inançla, geçtiğimiz yıl çalışanlarımızın gönüllü projelerde yer almasını desteklemek için ‘Samsung Gönüllüleri’ programını hayata geçirdik. “Samsung Gönüllüleri, bu süreçte farklı sosyal gruplar ve ihtiyaç sahipleriyle buluşarak yüzlerce kişiye fayda sağladılar. Gönüllülük faaliyetleriyle bizleri gururlandıran çalışanlarımız başta olmak üzere bütün gönüllülerin daha iyi bir yaşam ve ortak fayda için gösterdikleri çabaya büyük saygı duyuyor ve herbirini içtenlikle kutluyorum” dedi.
Samsung Gönüllüleri yaşamlara dokunmaya devam ediyor
Geçtiğimiz yıl Samsung’un SOMA’da laboratuvar altyapı desteği verdiği teknik liselerde okuyan öğrencilerin kırtasiye ve kıyafet ihtiyaçlarını karşılayan “Samsung Gönüllüleri”, 2015 yılı içinde Barış Manço Çocuk Evi bünyesindeki oyun salonlarının ihtiyaçlarını karşıladı. Bu yıl ayrıca Down Cafe’de kahvaltı etkinliği düzenleyerek gelirini Down Sendromlu çocuklara aktaran, Kızılay işbirliğiyle bir Kan Bağışı kampanyasına imza atan kulüp, GETEM (Görme Engelliler Teknoloji Eğitim Merkezi) işbirliğiyle Samsung çalışanlarına görme engelliler için kitap okuma eğitimi verilmesine de ön ayak oldu. Toshiba 60 milyon dolar ceza ödeyebilir
Japon teknoloji devi Toshiba’daki bilanço skandalı, bu yılın en önemli haberlerinden biriydi. Toshiba yöneticilerinin, şirketin karını yüksek göstermek için bilanço üzerinde sahte işlemler yaparak olmayan parayı var gibi gösterdikleri ve şirketi sanki 1.3 milyar dolar kar etmiş gibi lanse etmeleri, sayısız yatırımcının Toshiba hisselerine yönelmesine yol açmıştı.
Ancak defterler üzerindeki detaylı incelemeler sonrasında böyle bir paranın olmadığının ortaya çıkmasıyla, Toshiba yöneticileri istifa etmek zorunda kalmıştı. Elbette sorun istifa ile çözülemeyecek kadar büyük çünkü çok sayıda yatırımcı, güçlü bilançoya güvenerek satın aldığı hisselerin büyük bir hızla değer kaybetmesi nedeniyle büyük zarar etti.
50 yatırımcının şirkete açtığı kişisel davalarda 2,5 milyon dolarlık tazminat cezası çıkmak üzeree. Toshiba’nın yatırımcılara ve devlete ödeyeceği toplam cezanın ise 60 milyon doları geçmesi bekleniyor.
1.3 milyar dolarlık bir sahtekarlığın yanında 60 milyon dolarlık ceza küçük gibi görünse de ortada aslında 1.3 milyar dolar olmadığını ve şirketin zararda olduğunu, dolayısıyla 60 milyon doların Toshiba’nın canını çok yakacağını gözden kaçırmamak gerekiyor. Artırılmış gerçeklik iş dünyasını nasıl değiştirecek?
Google’ın artırılmış gerçeklik gözlüğü Glass’ı uzun zamandır takip ediyoruz ancak zamanlaması ve lanse ediliş biçimi yanlış olan bu ürün, büyük kalabalıkların dijital gözlüklerden çekinmesine neden oldu. Yine de sanal gerçeklik ve artırılmış gerçeklik ürünleri hala büyük potansiyele sahip ve 2016 bu devrimin yaşanacağı yıl olacak.
Özellikle Microsoft’un Hololens gözlüğü ile yeniden tırmanışa geçen artırılmış/sanal gerçeklik gözlüklerindeki rekabet, Google, Microsoft, Samsung, Sony ve Facebook arasında sessizce devam ediyor. Facebook 2016 başında merakla beklenen sanal gerçekli gözlüğü Rift’i piyasaya sürecekken, Samsung ve Sony, hatta ucuz karton versiyonu ile Google çoktan bu alandaki ürünlerini pazara sürdüler.
Peki bu teknoloji iş dünyasını nasıl etkileyecek? Sanal gerçeklik ürünleri üzerinden para kazanmak, gelir üretmek nasıl mümkün olacak?
Öncelikle ekonomistlerin ve teknoloji uzmanlarının öngörülerine göre, 2020’ye geldiğimizde, yani sadece 4 sene sonra, artırılmış/sanal gerçeklik piyasasının 150 milyar dolar büyüklüğüne ulaşacağını hatırlayalım. Bu rakamın 120 milyar doları ise artırılmış gerçeklik piyasasında oluşacak. Yani Microsoft’un Hololens’i, Google’ın Glass’ı ve benzeri gözlükler ve uygulamalar, para basacak.
Peki nasıl olacak? Bu kadar büyük bir piyasa, hayatımızı nasıl etkileyecek?
Elbette bu 120 milyar doların büyük kısmı uygulamalar üzerinde dönecek. Bir şoför, gözüne taktığı Google Glass ile otomobilinde ilerlerken, navigasyon uygulamsı sayesinde gideceği yolun izini, tam gözünün önünde, otoyolun üzerinde görebilecek… Bu sırada yine gözlük üzerinde, sanal olarak yol kenarında tabelalara rastlayacak: “Kanatçı Ali Usta’nın Yeri 1 Km Sonra Sağda!” hatta bu tabela animasyonlu olacak… Kızarmış kanatlar cıvır cıvır kıpraşacaklar, Kanatçı Ali Usta da elinde maşasıyla, bizi restoranına davet edecek…
Kanatçı Ali Usta’nın Google Glass’ın navigasyon uygulamasında, yol kenarında tabelası görünsün diye ödeyeceği 100-200-300-500 dolar gibi, dünya çapında sayısız firma da benzer artırılmış gerçeklik uygulamalarına reklam vermek için yüzlerce dolar ödeyecek.
Moda firmaları, genç kızların kullandığı sosyal medya uygulamalarının artırılmış gerçeklik versiyonlarına, yeni modellerinin reklamını verecek. Kadınlar, evlerindeki kanapelerin, yatakların üzerini sanal elbiselerle, ayakkabılarla, çantalarla dolduracak ve aralarından beğendiklerini seçip satın almak için her gün saatlerini artırılmış gerçeklik gözlükleriyle geçirecek. Bu moda uygulamaları da moda devi şirketlerden, onların ürünlerini öne çıkarmak için bavullarla reklam ücreti tahsil edecekler.
Piyasanın nasıl işleyeceğini artık az çok tahmin ediyor olmalıyız.
Bu sırada, Google’ın 500 milyon dolar yatırım yaptığı, çok etkileyici bir teknoloji olan Magic Leap’i de kesinlikle atlamayalım. Bu teknoloji sayesinde, gözünüzde Google Glass ile sokakta yürürken gökyüzünden tam önünüze dev bir kaya düşecek, ortalık toz duman olacak, çevredeki binalar, yerler, ağaçlar sarsılacak ve sonra taş çatlayacak ve içinden bir uzaylı çıkıp, “merhaba dünyalı, korkma biz düşman değiliz,” derken elindeki sakızı size doğru uzatacak: “Mintimonto sakızlarını nerede bulabileceğimizi biliyor musun? Bu sakızı bulmak için 38 trilyon ışık yılı uzaktan geldik,” diyecek. Al sana bomba reklam.
Ya da uyumakta zorluk çeken çocuğunuza masal anlatan uygulama, masaldaki karakterleri çocuğun yatağı üzerinde canlı canlı oynatacak, çocuklar artık dijital gözlüklerinden masal dinlemeden uyumak istemeyecekler.
Elbette bu uygulamaların satın alma ücretleri, oyun uygulamalarında oyun içi nesne satışları gibi gelirler de toplama eklenecek ve sonunda 120 milyar dolarlık bir piyasa oluşacak.
Şimdiden bu alanda ürün vermek isteyecek yazılımcıların çalışmaya başladıklarını biliyoruz. Reklam ajanslarının da kendilerini hızla sanal reklamlara adapte etmesi gerekecek. Ancak özellikle sanal/artırılmış gerçeklik uygulamaları geliştirmek büyük önem taşıyor. Bu alanda ilk olanlar ve başarılı bir çizgiyi tutturanlar, yakın gelecekte banka hesaplarına parayı hortumla çekecekler gibi görünüyor. 150 milyar dolar, hiç azımsanacak bir rakam değil. Bakalım bizim teknoloji şirketlerimiz bu büyük pazardan ne kadar pay alabilecek? Nesnelerin interneti dünyasında güvenli yaşam mümkün

- Öncesinde – Ağları nerede, ne zaman ve nasıl kullanılıyor ve çalışanlar ve diğer paydaşlar hangi verilere ulaşıyor, hangi verileri depoluyor tespit edip kontrol ederek.
- Sırasında – vizibilite ve eyleme geçirilebilir istihbarat güvenlik uzmanlarının tehditleri ve riskli cihazları belirlemeleri ve bu cihazların ağ üzerindeki eylemlerini takip etmeleri için hayati önem taşıyor.
- Sonrasında –Kaçınılmaz olan gerçekleştiğinde ve ağ hasar gördüğünde geriye dönük olarak tehdidin ağa nasıl girdiği, hangi sistemlerle etkileşime geçtiği, hangi dosya ve uygulamaların çalıştırıldığının görüntülenmesi ve hızlı bir şekilde temizlenmesi gerekiyor.
Tarihin en büyük fırsatı olan 5G kaçmasın!
5G, tarihin en büyük fırsatını sunmak için yola çıkmaya hazırlanıyor. Yoksa, Nuh’un gemisi benzetmesi mi yapmalıyım? Peki, ne kadar hazırlık yapıyoruz?
Bu yıl, en büyük iletişim anlaşmaları hep 5G ve bulut sistemler üzerine oldu. Rusya’da yapılacak 2018 Dünya Futbol Şampiyonası bir nevi 5G şovu haline dönüşecek.
Rusya, şampiyonanın alt yapısı için 18 milyar dolar harcamayı düşünüyor. Ancak en fazla ses getirecek yatırımlar 5G altyapısı ve hizmetleri olacak.
Çinli Huawei şirketi de 2018 Dünya Kupası için en uygun zaman 5G deneme ağlarını geliştirmek ve dağıtmak için Rus cep telefonu operatörü MegaFon’un ile bir anlaşma imzaladığını duyurdu. Asıl 2020’de hizmete girmesi gereken 5G konusunda tarihi adımı şampiyonada atmak istiyor.
Peki, 5G ile nasıl bir değişim ve dönüşüm yaşanacak?
Hızının yükselmesine paralel artan müşteri sayısı ve gelir seviyesi şirketleri daha hızlı altyapı teknolojilerini geliştirmeye itiyor. Bu alanda son 10 yılda yaşanan değişime bakıldığında gidilecek yönü tahmin etmek çok zor değil. Değişen teknoloji öncelikle kullanılan cihazların değişmesini beraberinde getiriyor.
Değişen ve nitelikleri artan cihazlarla alınan hizmetlerin de boyutu değişti. 10-15 yıl önce internet üzerinden müzik indirerek dinlemek efsane bir gelişme olarak kabul edilirken bugün tamamen farklı cihaz türleriyle yüksel kalitede müzikten HD filmlere kadar çok farklı içeriklere ulaşmak sıradan faaliyetler haline geldi.
Sıfır Mesafe ve Büyük Bilge ile tanışın!...
5G ile birlikte iki yeni kavram hayatımıza girecek: Her nesnenin internete bağlı olması, uzaklıkları ortadan kaldıracak. “Sıfır Mesafe”, herşeyi ayağınıza getiren bir yapıdan ziyade, bir zihniyeti ifade edecek.
Nerede olursan ol, geniş bant ve akıllı şebekeler ile istediğin herşey hakkında anlık bilgi ve duruma ulaşabilme imkanın olacak. Güvenli ve kesintisiz data akışı esas olacak.
Big Data denilen ve bulut sistemler ile paylaşılan veriler, nesneler arası internet ile birlikte yeni bir şekil alacak, veriler bilgiye ve daha da ilginci kişiselleşecek. Bu yüzden, büyük data kavramı yerine Büyük Bilge tanımı esas olacak.
Dünyanın en hızlı internetine sahip Güney Kore, 4G yerine 5G’ye ağırlık vermeye başladı bile. Bu süreçte neler yaşandığına bakalım:
– Ülke geçen sene bu alana 1.5 milyar dolarlık yatırım yaptı.
– AB ise 2020’de devreye girecek sistem için 8 milyar dolarlık yatırım planlıyor.
– 5G’nin 4G’ye kıyasla bin kat daha hızlı olması bekleniyor.
– Nesnelerin interneti (IoT) ile birlikte artacak cihaz sayısı ve gereken bant genişliğine sadece 5G cevap verebilecek.
– Akıllı ve insansız araç teknolojisi 5G ve sonrası teknolojilerle mümkün olacak.
– Bilgisayar, tablet ve cep telefonu gibi cihazlardaki işletim sistemleri tarihe karışacak.
– Cihazlar işletim sistemi dahil tüm bilgileri bulut bilişim üzerinden alacak. İnternette hız sorunu ortadan kalkacak.
Türkiye, 5G’ye erken adım atabilecek mi?
5G alanında en hızlı adımları AB ülkeleri atmaya başladı. Şirketler bazında ise, Çinli ve Güney Koreli şirketler öncülüğünü sürdürecek gibi görünüyor.
Malum, yeni nesil mobil ağın 2020 yılında ticari olarak piyasaya sunulması bekleniyor. Altyapıda Avrupa’nın en önemli üreticisi olan Ericsson, 5G için İsveç ve Amerika’da iç ve dış mekân testlerine başladı. Ericsson, test ettiği bu en yeni 5G teknolojisi ise, bağlantının düşmesine izin vermeden yüksek kapasiteli bir ağ sunmayı hedefliyor.
Yeni nesil iletişim ağları, sağlık, eğitim, savunma, ulaşım ve makineler arası iletişim açısından önem kazanıyor.
Halen Türkiye’nin tamamına 3G data paylaşımı ağı ulaşabilmiş değil. Gelecekte makineler arası iletişim zorunlu olacaksa, geleneksel ağ yapısı yeterli olmayacaktır. 2020 yılında dünyanın yüzde 90’ı mobil ağlara erişim imkanına kavuşacak. 5G’li olanlar ile diğerleri arasında rekabet imkansız hale gelebilir.
Bunun için sadece Ericsson değil, Avrupalı yöneticiler, AB Komisyonu olarak da 5G teknolojisinde vizyon oluşturmaya başladı.
AB Komisyonu, Kamu Özel Ortaklığı kurarak, büyük sanayi oyuncularını kapsayacak şekilde “5G Altyapı Derneği” protokolünü 2013 yılı sonunda imzalamıştı. Şimdi de, Ar-Ge çalışmalarını hızlandırmak ve projeleri desteklemek için Horizon 2020 Programı aracılığıyla 700 milyon euro finansman ayırdı.
AB, geçen yıl da Güney Kore ile işbirliği çerçeve anlaşmasına imza atmıştı. Japonya ile de benzer anlaşmayı iki ay önce imzaladı. 5G vizyonu için Avrupalı pek çok ülkenin bireysel adımları da bulunuyor.
İngiltere, üniversitelere 300 milyon poundluk bir destek ayırdığını yılbaşında duyurmuştu. Bütün bu çalışmalar şimdilik, “körün fil tarifi”ne benzese de, limandan ayrılacak gemiye erken binme gayreti olarak da bakılıyor.
Sonuçta her ülke, 5G vizyonunu oluşturmak için kapsamlı anlaşmalar yapıyor.
Şu anda bütün dünyada 5G Ar-Ge çalışmalarında büyük işbirlikleri ve yoğun teşvikler aktarılıyor. Türkiye de Ar-Ge yol haritasını oluşturması gerekiyor.
5G’de uluslararası işbirlikleri, standartlaşma süreçlerine katılmak açısından zorunluluk arz ediyor. İhracatçı olabilmek için de uluslararası işbirliği önem kazanıyor.
Buna bağlı olarak da fikri hakları ve patent portföyü geliştirmek mümkün olabilecek.
Tarihi fırsatların kaçırılmaması için bu bir zorunluluk…
4G ile neler değişti?
Son yıllarda iletişimde yaşananlara bakarak, önümüzdeki yıllar için seyretmesi gereken ivme hakkında bir yargıya varabiliriz.
Dünyada son 10 yılda sabit telefon abone sayısı yüzde 19’dan 15,8’e düşerken, mobil abone sayısı yüzde 33,9’dan yüzde 95,5’e çıktı.
Sabit geniş bant oranı ise yüzde 3,4’ten yüzde 9,8’e yükseldi. Mobil geniş bant oranı yüzde 4 iken bugün yüzde 32’ye, internete bağlı hane sayısı yüzde 18,4’ten yüzde 43,6’ya, internet kullanıcı oranı da yüzde 15,8’den yüzde 40,4’e çıktı.
Unutmayalım ki 2014 yılı bilişim sektörü büyümesi yüzde 12,1 olarak gerçekleşti.
Başka bir ifadeyle, şu an Avrupa’daki bant genişliği 720 MHz bunu 1200‘ye çıkarmayı hedefliyorlar. Artış trendi geniş bantta çok fazla. Her yıl yüzde 100’ün üzerinde bir artış yaşanıyor. Geçen yıl yüzde 108’lik bir artış yaşandı.
Eğer 5G yatırımları şimdiden yatırıma alınmaya başlanmazsa, bant genişliğini sağlayamaz ve tarihi bir sıçramayı bir kere daha kaçırmış oluruz.
2013 sonunda dünyada 2 milyar terabyte olan dijital içerik büyüklüğü bu yıl sonunda 8 milyar terabyte’a, 2020’de ise 50 milyar terabyte’a ulaşacak. Dijital içerik her yıl iki kat artıyor. Bulut çözümünün de artık bir ihtiyaç olarak öne çıktı.
Diğer yandan bu verilerin güvenliği de ayrı bir konu olarak ortaya çıkıyor: Veri Tıkanması…
Ürün ve hizmetlerin çeşitlenmesi ise dünya çapında talebi patlattı. Yapılan hesaplamalara göre geçen sene dünya genelinde sadece bir ayda 1 exabyte’lık data transferi yapıldı. 1 exabyte’ın, 1 milyar gigabyte’a eşdeğer olduğu düşünülürse kartopunun daha şimdiden devasa bir boyuta ulaştığını görmek mümkün.
Hesaplamalara göre dünyanın aylık data trafiği 2017’de 10.8 exabyte’a çıkacak.
Ancak, bir konuyu hatırlatmakta fayda var: Asya, Avustralya, Yeni Zelanda’da 3G için 130 milyar dolardan frekans için ödemeler yapılmıştı. Hızlı dönüşüm ve yanlış iş modelleri ile onlarca firmanın iflasıyla sonuçlandı.
Büyük dönüşümler, büyük eksen kaymaları firmaların yapısal ve finansal sıkıntılara sokabiliyor.
Apple Campus 2’den Yeni Görüntüler
Apple’ın merkez üssü olması için tasarlanan Apple Campus 2’nin inşaatına devam edilirken son gelen video ile inşaatta büyük bir gelişme kaydedildiği görülüyor. Bu ay içerisinde bir drone ile Apple Campus 2’nin yeni 4K videosu çekildi. Videoda göreceğiniz üzere inşaat oldukça ilerlemiş durumda. Son görüntülerden beri Apple’ın merkez üssünün dairesel yapısını oluşturan parçalar netleşmiş ve yükselmiş gözüküyor.
Apple’ın bu yeni karargahında 13.000 kişi çalışacak. Apple Campus 2 tamamlandığında, 2,8 milyon metrekarelik halka şeklindeki ana bina, çeşitli park yapıları, 100.000 metrekarelik bir fitness merkezi, 120.000 metrekarelik bir oditoryum, özel bir ziyaretçi merkezi ile kafeterya ve Apple Store yer alacak. Ayrıca bütün kampüsün %80’lik bir bölümü tamamen yeşil alan olarak ayrılmış durumda.
Her şey planlandığı gibi giderse Apple’ın ikinci “uzay gemisi” merkezinin inşaatı 2016 yılının sonunda tamamlanmış olacak.
Kampus alanında çekilmiş videoyu ise aşağıda izleyebilirsiniz.
Kaynak: ShiftDelete.Net 


![art-Mobile-620x349[1]](https://www.techinside.com/wp-content/uploads/2015/12/art-Mobile-620x3491.jpg)
Facebook aslında Periscope gibi, canlı yayın yapmaya imkan veren bird sosyal ağ. Ancak bu özellik uzun zamandır deneme aşamasındaydı ve bu aşamada onu sadece birkaç Hollywood ünlüsü ile az sayıdaki gazeteci kullanabiliyordu.
Sosyal medya servisi şimdi, büyük talep gören bu özelliğin tüm kullanıcalara açılacağını duyurdu. Facebook’un canlı yayın özelliği sayesinde kullanıcılar cep telefonlarını bir canlı yayın aracına dönüştürebiliyorlar ve video kaydını anı anına takipçilerine ulaştırabiliyorlar. Bu sırada takipçiler de yorum yaparak yayına katılabiliyorlar. Canlı yayın bittikten sonra ise videonun kaydı kullanıcının zaman tünelinde yayına giriyor. Kullanıcılar isterse bu kaydı silebiliyor veya beğenmediği yorumları kaldırabiliyor.
Fakat bu yeni özellik şimdilik sadece ABD’deki sınırlı sayıdaki kullanıcıya açılacak ama adım adım tüm dünyada kullanıma girecek.
Video özelliği ile birlikte devreye giren bir diğer yenilik de kolaj yeteneği. Kullanıcılar artık Facebook uygulaması üzerinden fotoğraf kolajı da yapabilecek, böylece üçüncü parti uygulamalara ihtiyaç duyulmayacak.






