Türk girişimciler tarafından kurulan Episome Biotech adlı startup, dünyanın en büyük altıncı atığı olan selüloz çamur atığını biyogaz ile enerjiye dönüştürüyor. Startup tarafından geliştirilen EpiCellulyse XT adlı ürün, kağıt sanayisinin atığı kağıt çamurunun güvenli bir şekilde bertaraf edilmesini ve yenilebilir enerji üretimi için biyogaz üretim tesislerinde kullanılabilir hale getirilmesini sağlıyor. Geçtiğimiz yılın eylül ayında İstanbul Şehir Üniversitesi bünyesindeki Şehir Teknoloji Transfer Ofisi’nin hızlandırıcı programına katılan yerli startup, Diffusion Capital Partners’tan 500 bin euro yatırım aldı.
Teknoloji sahiplerinin ticarileştirme sürecini hızlandırmayı amaçlayan fon, yenilikçi ve erken aşamadaki teknolojik buluşları ve girişimcileri için hizmet veren ŞEHİR TTO, müşteri segmentini genişletmeye devam ediyor. Laboratuvar çalışmalarını küçük bir ekiple yürüten Episome, ürünün ticarileştirilebilmesi için finansman arayışına girerek Eylül 2015 itibariyle ŞEHİR TTO’nun Teknoloji Transferi Hızlandırıcı Programı’na katıldı. Program kapsamında ürün özelliklerini ve faydalarını artırarak müşteri segmentini genişleten Episome, ilk yatırım için Diffusion Capital Partners ile anlaşmaya vardı.
Episome Biotech ile kağıt çamurundan yenilenebilir enerji
Dünyanın en kirletici 6. sektörü olan kağıt sanayisini dönüştürecek biyoenzimler geliştirmek için kurulan startup, kağıt sanayisinin atığı kağıt çamurunun güvenli bir şekilde bertaraf edilmesini ve yenilebilir enerji üretimi için biyogaz üretim tesislerinde kullanılabilir hale getirilmesini sağlıyor. Teknoloji odaklı girişimlere yatırımlar yapan Diffusion Capital Partners, Episome için ilk aşamada 100 bin Euro, prototipin ve üretim sistemlerinin yapılandırması sonrasında ise 400 bin euroluk bir yatırım yapacak.
Tim Cook’un ilk çeyrek bilanço açıklamaları sonrası yaptığı en dikkat çeken yorum hiç kuşkusuz dünya genelinde bir milyarın üzerinde aktif Apple cihazı olduğuydu. Bu sayının içine satılan her bir Mac, MacBook, iPhone, iPad ve Watch giriyor. Peki bu cihazları kullanan kişi sayısı gerçekte kaç?
Şirketin kendisi resmi bir açıklama yapmadığı sürece bu sorunun yanıtını kesin olarak bilmemiz mümkün değil. Ancak Credit Suisse analistleri bir dizi araştırma sonucunda global Apple kullanıcı sayısını 588 milyon olarak belirledi. Hafta başında yayınladıkları bir bildiride geçen verilere göre, tam olarak 1 milyar cihazın kullanımda olduğu düşünülürse, her bir kullanıcı ortalama olarak 1,7 elma logolu cihaza sahip.
Apple bir servis şirketi olacak
“Parayı sattığı donanımla kazanan bir şirket için kullanıcı sayısının ne önemi var?” dediğinizi duyar gibiyiz. Apple için kullanıcı sayısı önemli, çünkü iPhone üreticisi de tıpkı rakipleri Google ve Microsoft gibi bir “servis şirketi” olmak istiyor. Zira gelecek servislerde yatıyor. iPhone ve MacBook satarak ulaştığı pazarın bir noktada doyuma ulaşacağını onlar da biliyor. Oysa App Store, iTunes, iCloud ve Pay gibi servislerden elde edilecek gelir -doğru stratejiler izlendiği sürece- her zaman artarak devam edecek.
Kaliforniya merkezli şirket için geçtiğimiz yıl 21 milyar dolar getirisi olan servis işinin nasıl bir potansiyel taşıdığını yine Credit Suisse notlarından öğreniyoruz; analistler dört yıl içinde bu gelirlerin ikiye katlanarak 53 milyar dolara ulaşabileceğini belirtiyor. Örneğin ana gelir kaynağı reklam hizmetleri olan Facebook, geçtiğimiz yılı 17,9 milyar dolarlık servis geliriyle kapattı.
https://www.techinside.com/apple-40-yil-video/
5 maddede “Apple neden servislere odaklanmalı”
Credit Suisse, iPhone üreticisinin neden gelecekte bunun yerine “iCloud servis sağlayıcısı” olarak anılacağını şu maddelerle izah ediyor:
– Gelişmekte olan pazarlarda Apple kullanıcılarının kişi başı milli geliri yüzde 50 daha fazla
– Apple kullanıcıları cihazlarını daha çok kullanıyor; toplam mobil veri trafiğinin yüzde 63’ü iPhone ve iPad cihazlarından geliyor
– Apple kullanıcıları cihazlarını daha sık yeniliyor
– iPhone kullanıcıları cihaz değiştirirken neredeyse yüzde 90 oranında yine iPhone satın alıyor
– Çoğu servis için şirketin doğrudan ücret alması bile gerekmiyor; iMessage gibi ücretsiz görünen servisler doğrudan iPhone veya iPad’in toplam ücretine dahil edilebiliyor
Analistler ne diyor?
Bu servislerin çoğunu gelire dönüştürmek şirket için birinci öncelik olmasa da, bu sayede her bir cihaz için yüksek ücretler belirlenebiliyor. İster iOS ekosisteminden ayrılmanın sebep olacağı sıkıntılar olsun, ister marka bağlılığı, sonuç aynı kapıya çıkıyor: Bir kimse Apple dünyasına dahil olduğunda, nadiren ayrılıyor.
Sonuç olarak şirket gelirlerinin ve karının büyük oranını mağaza kasalarında elde ediyor; çünkü 1 milyar aktif cihazın oluşturduğu kullanıcı tabanı yenilenen cihazlara düzenli olarak para döküyor. Bu noktada Apple’ın karşılaşacağı zorluk, bir yandan her bir müşterinin iCloud veya Music gibi ücretli servislere kayıt olmasını sağlarken, diğer yandan donanımlara dahil edilen iMessage gibi servislerle cihazların yüksek fiyat etiketini karşılayacak değeri sunabilmek olacaktır.
Dünyanın en değerli şirketi, değerini daha da artırmak istiyorsa, online servisler alanında zorlu bir mücadeleyi göğüslemesi gerekecek.
Akıllı telefon ve tabletlerinde mobil reklam engelleme uygulaması (adblocker) kullananlar, büyük oranda reklamların kendileriyle ilgili olmadığını belirtiyor. Global Web Index şirketinin mobil reklam engelleyici kullanan 16 ila 64 yaş aralığındaki kullanıcı kitlesi ile gerçekleştirdiği ankette basit bir soru soruldu: “İnternet kullanırken reklamları engellemenizin esas sebebi nedir?”
Bugüne kadar genellikle pil ömrü veya mobil internet kotası aşımı gibi kaygılarla ilişkilendirilen mobil reklam engelliyicilerin kullanım sebebi, GWI araştırmasına göre bir hayli farklı. Ankete katılan mobil kullanıcıların neredeyse yarısı, engelleme sebebi olarak çok fazla reklam olmasını ve bunların kendi ilgi alanına girmemesini gösteriyor.
Hemen ardından yüzde 44 oranında reklamların küçük ekranda çok fazla yer kaplayarak kullanıcı deneyimini öldürmesi ve “internette çok fazla reklam var” yanıtı geliyor. Sayfa yükleme sürelerinin hızlanmasını isteyen kullanıcılar yüzde 35 oranında iken, mobil internet kotasını düşünenler de aynı oranda seyrediyor.
Mobil reklam engelleme trendi büyüyor
Online gizliliğinden endişe edenler ve “reklamlardan her yerde rahatsız olurum, ister TV olsun ister internet” diyenler yüzde 32 oranına sahip. Pil ömrünü artırmak ise anket katılımcıları için yüzde 30 ile en sonda yer alan faktör olarak dikkat çekiyor.
Araştırma sonuçlarını yorumlayan GWI analistleri, bu verilerin geleneksel kabul olan “pil ömrü ve mobil kota” mitini yıktığını belirtirken, “Elbette bu faktörleri de göz önünde bulundurmak gerekiyor, çünkü tüm yaş gruplarında yüzde 30’luk oran tutarlılık gösteriyor. Ancak mobil reklam engelleyici kullananların asıl gerekçesinin reklam yoğunluğu olduğunu açıkça görebiliyoruz. Sektörün nicelik yerine niteliğe odaklanması gerektiği ortada” ifadesini kullanıyor.
Nesnelerin İnterneti pazarında önümüzdeki dört yıl içinde en büyük ihtiyaçlardan biri fonksiyonel güvenlik olacak; en azından Intel buna inanıyor. Bu doğrultuda yaptığı satın almaların sonuncusu da İtalya merkezli startup Yogitech oldu. 2000 yılında kurulan ve bugüne kadar 3 milyon doların altında yatırım alan Yogitech’in Intel’e maliyeti bilinmiyor, ancak şirketin IoT biriminde başkan vekili olarak çalışan Ken Caviasca’nın blog yazısına göre bu alımdan beklentiler hayli yüksek.
Sürücüsüz otomobiller ve robot teknolojilerinin yükselişiyle birlikte Nesnelerin İnterneti (IoT) konseptinde güvenlik konusu ön plana çıkıyor. Ürettiği cihazların kusursuz ve emniyetli olmasını isteyen Intel, fonksiyonel güvenlik üzerinde bu nedenle titiz davranıyor. Park asistanı gibi sürüş desteği sunan teknolojilerin, otomotiv elektroniğinde en hızlı büyüyen kulvarlardan biri olduğunu belirten Caviasca, bu sistemlerin geleceğin sürücüsüz araçlarına da zemin hazırladığını hatırlatıyor.
Yogitech ile fonksiyonel güvenlik sağlanacak
“BT sistemlerinin, binalarda ve araçlardaki operasyonel sistemlerin içine girmesiyle birlikte, fonksiyonel güvenlik Nesnelerin İnterneti pazar fırsatları için önemli hale geldi. Intel’in hesaplamalarına göre 2020 yılına geldiğimizde IoT pazarının yüzde 30’u fonksiyonel güvenliğe ihtiyaç duyacak.”
Yogitech alımının bu yönden önem taşıdığını belirten Intel IoT Group Başkan Vekili Ken Caviasca, şirket bünyesine katılan ekibin IoT Grubu içerisinde değerlendirileceğini kaydetti. Intel bu alımla birlikte ADAS olarak kısaltılan sürüş asistanı sistemlere, robot teknolojilerine ve otonom makine pazarlarına ürettiği donanımlarda fonksiyonel güvenliği sağlamayı hedefliyor.
Kamu yetkililerinin teknoloji dünyasındaki yeniliklerle buluşması için Ankara’da düzenlenen etkinliklerin önemi büyük. Bu alandaki kapsamlı organizasyonlarından biri olan Microsoft Ankara Bilişim Zirvesi’nde 4.5G ve Endüstri 4.0’ın ön planda yer alırken 1000’in üzerinde bilişim profesyonelini de bir araya getirdi.
Açılışını Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın yaptığı Microsoft Ankara Bilişim Zirvesi’nde temel başlıklar “Kamuda Dijital Dönüşüm”, “Siber Güvenlik”, “Eğitim Çözümleri”, “Girişimcilik ve İnovasyon” olarak belirlenmişti.
Açılışta konuşan Bakan Yıldırım, Türkiye’de fiber ağının 80 bin kilometreden 270 bin kilometreye çıktığını, ancak bunun yeterli olmadığını dile getirirken, genişbant kullanımında ise 49 milyona ulaşıldığını ifade etti. İnternet servis sağlayıcılarının sayısının yıllar içinde 8-10 kat arttığını ifade eden Bakan Binali Yıldırım, 2009’dan bu yana e-Devlet kullanımının ise 27.5 milyon vatandaşa ulaştığına vurgu yaptı.
“Endüstri 4.0’ı 4 koldan yakalamalıyız”
Etkinlikte konuşan Microsoft Türkiye Genel Müdürü Murat Kansu’nun odağında ise dördüncü sanayi devrimi olarak da tanımlanan Endüstri 4.0 vardı. Geleceğin dünyasını bilgi tabanlı ekonomi inşa eden ülkelerin kuracağına dikkat çeken Kansu, Endüstri 4.0’ı dört koldan yakalamak gerektiğine dikkat çekerken, geçişi yönetmek için planlı hamleler yapılması ve kalifiye iş gücü inşa edilmesine vurgu yaptı. Makinelerin birbiri ile konuştuğu, her makinenin ve her üretimin bir veriye dönüştüğü bu sürecin çok büyük ekonomik ve sosyal dönüşümlere gebe olduğunu dile getiren Kansu, Microsoft Türkiye olarak önümüzdeki dönemde bireylere ve kurumlara iş süreçlerinde ve hayatlarında daha üretken olmalarına olanak sağlamayı amaçladıklarını belirtti. Kansu ayrıca, tüm bu süreci akıllı bir bulut platformuna taşıyarak teknolojiyi her an, her yerden, herkes için kesintisiz, hızlı ve erişilebilir kılmak için çalışacaklarını kaydetti.
Eğitim dünyasında ya da eğitim teknolojileri sektöründeyseniz YEĞİTEK ismi yabancı gelmeyecektir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın FATİH Projesi başta olmak üzere teknolojik yeniliklerini hayata geçirme işini üstlenen Milli Eğitim Bakanlığı Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü (YEĞİTEK) ile Google, hem öğretmen hem de öğrenciler için iki proje birden duyurdu.
Ankara’da düzenlenen bir toplantıyla duyurulan işbirliğinin ilki, Google’ın öğretmen ve öğrencilerin öğrenim süreçlerinde teknolojiyi kullanmalarına katkı sağlayan Google for Education’ın Türkiye’deki öğrencilere sunulmasını kapsıyor. İmzalanan protokol kapsamında; iki kurum okullarda etkili teknoloji kullanımı, öğretmen eğitimi programının geliştirilmesi ve bu kapsamda bir portal hazırlanması, inovatif ve dijital içerik oluşturmayı destekleyecek etkinlikler düzenleyecek. Yine bu kapsam dahilinde 250 öğretmen Google Türkiye sertifikalı eğitimci olacak şekilde eğitilecek. Proje, eğitim teknolojilerine adaptasyonun sağlanması gibi bir dizi projenin yer aldığı protokol ile 5 okulda pilot çalışma başlatılacak.
Google Türkiye ve YEĞİTEK işbirliğinin detayları
YEĞİTEK ve Google arasındaki ikinci işbirliği ise üniversite adaylarına hitap ediyor. Bu kapsamda açılan “Google Üniversite Seçimim” portali, adayların tüm sorularının yanıtlarını tek bir adreste toplama vaatiyle hayata geçti. Yapılan açıklamaya göre adaylar, Türkiye ve KKTC’de bulunan 127’si devlet, 83’ü vakıf olmak üzere toplam 210 üniversitenin ve 10 binden fazla bölümün ayrıntılı profillerine bu portalden ulaşabilecek. Rehberde yer alan 40’tan fazla üniversitede ise Google StreetView ile 360 derecelik panoramik bakış açısıyla sanal tur yapılabilecek.
Google Üniversite Seçimim, öğrencilere üniversite ve bölümleri keşfetmenin yanı sıra “Bağlan” ve “İlham Al” bölümleri üzerinden, akademisyenler ve farklı alanlardaki uzmanların öneri ve deneyimlerinden faydalanma fırsatı da sunuyor. Bağlan bölümünde her ay alanında uzman kişilerle sınav sürecine yönelik olarak gerçekleştirilecek Google Hangout on air – canlı sohbetleri ile bilgi alıp sorularını paylaşabilecek olan adaylar, İlham Al bölümünde de en çok tercih edilen 20 meslek için o mesleğin uzmanları ile çekilen YouTube videolarını izleyebiliyor.
Drone Üreticileri Birliği adıyla kurulan yeni drone lobisi, bundan böyle insansız hava araçları dünyasında yaşanan gelişmelerin politik arenada yankı bulması için çalışacak. Small UAV Coalition adıyla daha önce vücut bulan yapının eski üyeleri DJI, 3DR ve Amazon Prime Air tarafından kurulan yeni lobinin hedefinde, drone sahiplerinin ve bu araçları üreten şirketlerin çıkarlarını korumak var.
Cihaz pilotları için güvenli bir yasal zemin kurgulamak adına yasal organlarla birlikte çalışacağını açıklayan drone lobisi, ABD’deki çalışmalara sağlanabilecek kayda değer ekonomik ve sosyal getiriler bulunduğunu belirtirken, sektörün kanun koyucularla birlikte çalışarak birlikte çalışarak uçuş için emniyetli bir ortam oluşturması gerektiğini söyledi.
Drone lobisi neler yapacak?
“Birliğimiz, özenle dengelenmiş bir kanuni altyapı için tüm paydaşların desteğine ihtiyaç olduğuna, yapılacak yasal düzenlemelerin ise devam eden teknolojik inovasyonun değerini ve gerekliliğini kabullenmek durumunda olduğuna inanıyor. İnovasyonu öne çıkaran, eğitimi teşvik eden bir yapılanmayla politik arenada çalışarak, bu teknolojiyi ulusal hava sahasına güvenle eklenmesini sağlayacağız.”
Aynı zamanda drone dünyasının devleri olarak bilinen DJI, 3DR ve Amazon Prime Air’ın daha önceki oluşum olan Small UAV Coalition’dan neden ayrılıp yeni bir drone lobisi kurdukları konusunda bir detay bulunmazken, tahminler önceki yapılanmanın pasif kalması yönünde. The Next Web, Google X gibi diğer büyük şirketlerin FAA’nın insansız hava araçları ve pilotlarla ilgili yapacağı düzenlemelerin aciliyet taşımadığına inanıyor olabileceğine dikkat çekiyor.
Amazon ise insansız hava aracıyla yapılacak teslimatlara talep oluşturmak için vargücüyle çalışıyor. Bu alanda yapılacak yasal düzenlemelerde söz hakkı olmasını istiyor ve kurulan bu yeni lobi tam olarak bunu sağlayacak.
Türk oyun sektörü büyükçe, altyapı ihtiyacı artıyor. Türkiye’deki oyun pazarı 464 milyon dolarlık gelir elde etti. Türkiye Oyun Geliştiricileri Derneği bu ivmenin daha yukarı tırmanacağına emin. Ülkemizde internet kullanımının yaygınlaşması, akıllı telefonlar ve 4.5G gibi yeni nesil belirleyiciler sayeside online oyun oynama oranı yüzde 54’e ulaştı. Bugün 22,5 milyon Türk oyuncu gerek akıllı telefonlarından, gerekse bilgisayar ve konsollarından online oyunlara bağlanarak eğleniyor. Elbette hızla büyüyen bu talebi karşılamak için güçlü veri merkezleri gerekiyor.
Bölgede sayısı hızla artan online oyuncuları desteklemek için gelişmiş bağlantı, yüksek yoğunluklu güç kaynağı ve bekleme süreleri gibi konular da oyun sektörü için her geçen gün daha fazla önem kazanıyor. Bu gereksinimler oyun şirketlerini daha dayanıklı altyapılara yönlendiriyor. Rekabet avantajını korumak isteyen oyun şirketleri veri merkezi operasyonlarını üçüncü partilere devretmenin önemini her geçen gün daha iyi kavrıyor; Türk oyun sektörü her zaman erişilebilir, dayanıklı ve ölçeklenebilir veri merkezi ortamlarına talep gösteriyor.
Türk oyun sektörü altyapı ihtiyacı artıyor
Zenium Türkiye Ülke Müdürü Aslıhan Güreşcier, Türkiye’deki online oyun pazarının hem oyuncu sayısı hem de pazara giren yeni oyun şirketleri bakımından hızlı bir büyüme evresinde olduğuna dikkat çekiyor. Güreşcier, bu dönemde oyun şirketlerinin, ürün geliştirme ve test aşamalarında doğru veri merkezi altyapısını kullandıklarından emin olmak ve talep üzerine büyük ölçekli teslimat çalışmalarını kolayca gerçekleştirebilmek için veri merkezinde dış kaynak kullanımına yöneldiğini gördüklerini söylüyor.
Güreşcier “Oyun yayıncılarının birincil önceliği, kullanıcılarına kesintisiz online oyun deneyimi sunabilmek. Bunun için şirketler, mobil ve devasa çok oyunculu online oyunlarda (MMOG) gecikme ve duraklama sürelerini azaltmaya odaklanıyor. Mevcut veri merkezlerine ek yatırım yapmak ise gereğinden fazla bütçe ve vakit harcanmasına neden olabiliyor. Üstelik bu veri merkezlerini gelecekte yeniden ölçeklendirmek hiç kolay değil. Bu noktada veri merkezi hizmetinde dış kaynak kullanımı çekici bir seçenek olarak öne çıkıyor” diyor.
Teknolojinin her katmanında yapay zeka ve derin öğrenme (deep learning) akını başladığının bir başka göstergesi de Salesforce tarafından gerçekleştirilen MetaMind satın alması oldu. Bu alandaki en hızlı yükselen ve önemli çalışmalara imza atan startup olarak gösterilen MetaMind, Salesforce bünyesine girdikten sonra mevcut kullanıcılarına sunduğu hizmeti sonlandıracak. MetaMind’i ücretsiz kullananlar 4 Mayıs’tan, ücretli aboneler ise 4 Haziran’dan itibaren servise erişemeyecek.
Gerçek yapay zekanın icadında en önemli adımlardan biri olarak bilinen derin öğrenme, İngilizce adıyla deep learning, görüntü ve doğal dil işlemeden yüz tanımaya kadar verilerin birbiriyle derinlemesine ilişkilendirilmesini sağlayan teknolojilere deniyor. Güçlü görüntü işlemciler ve CPU’lar sayesinde mümkün olabilen derin öğrenme ile makineler bir görseli tanımlamada sadece “kuş” demek yerine “karlı bir ağaç dalına tünemiş serçe” şeklinde karmaşık tanımlamalar yapabiliyor.
MetaMind’ın bu alanda yaptığı ileri düzey çalışmaların bulut devi Salesforce bünyesinde devam etmesi demek, gerçek yapay zeka çözümlerine ulaşmak için gerekli kadronun büyük oranda tamamlanması demek oluyor. Üstelik Salesforce’un AI alanında daha önceden de bir dizi alım gerçekleştirdiği biliniyor.
MetaMind’ın resmi blog sayfasında yer alan açıklamaya göre, müşteri hizmetleri, pazarlama otomasyonu ve diğer süreçlerde otomasyon becerilerini geliştirmeye odaklanan yeni iş hedeflerinde, ekibin derin öğrenme alanındaki çalışmaları Salesforce platformuna entegre edilecek.
Derin öğrenme için bulut, becerilerini geliştirme ve kapasitesini tam anlamıyla kullanma açısından doğal bir platform oluşturuyor. Aynısını bulut için söylemek de mümkün. Bu iş birliği sayesinde bulut servislerinin süreç otomasyonu alanında yakın gelecekte çığır açmasını beklemek hayalperestlik olmayacaktır.
Yıllar önce Hotmail e-posta servislerinin kralıydı; Microsoft aynı günlere Outlook ile dönmeye çalışıyor. Üstelik ücretli bir sürümle! İş kullanıcılarını, KOBİ’leri ve serbest çalışanları hedefleyen Outlook Premium adlı yeni e-posta hizmeti, aylık 3,99 dolar ücretle geliyor ve beş ayrı e-posta hesabı oluşturma olanağı sunuyor.
Oluşturulacak hesaplarda @outlook.com yerine kullanıcının kendi alan adı kullanılabiliyor veya yeni bir alan adı ilk yıl ücretsiz olacak şekilde temin edilebiliyor. Alan adı konusunda Microsoft, GoDaddy ile işbirliği yapıyor. Bu beş hesap arasında takvim, kişiler ve oluşturulan belgeler paylaşılabiliyor ve posta kutularında hiçbir reklam görüntülenmiyor.
Outlook Premium, Google Apps’e rakip olacak
Özellikleri bu şekilde sıralayınca Google Apps ile sunulan e-posta servisini bir hayli anımsatan Outlook Premium ilk yılında ise tamamen ücretsiz deneme imkanı tanıyor. Google Apps’in kullanıcı başına ücretlendirme yaptığı düşünülürse, yeniliğe açık olan küçük ekipler ve bireysel çalışan profesyoneller için bu sistem güçlü bir alternatif oluşturuyor.
Outlook Premium’un tek dezavantajı ise şimdilik davetiye usulüyle çalışması. Eğer siz de bir davetiye için sıraya girmek isterseniz buraya tıklayarak Windows Live hesabınızla giriş yapıp şansınızı deneyebilirsiniz.
Bir zamanlar e-posta hesabının ücretsizi makbuldü. Şimdi ise ofis çevrelerinde e-posta kullanımının artması, ücretsiz alternatiflerin de reklamlarla dolması ve kısıtlayıcı özellikleri neticesinde profesyonel kullanıcılar cüzi ödemeler karşılığında reklamsız, kişiselleştirilmiş bir e-posta deneyimi yaşamaya sıcak bakıyor.
Geçen yıl Mart ayında hazırladığımız “4G’nin en hızlı olduğu ülkeler” yazısını güncellemenin zamanı geldi. OpenSignal verilerine göre hazırladığımız bu yazıda ortalama hızlarda en hızlı 4G’nin 18 Mbit ile İspanya’da olduğunu, onu Finlandiya, Danimarka ve Güney Kore’nin takip ettiğini yazmıştık.
Geçen ayın sonlarında ise yine OpenSignal verilerini temel alarak Avrupa’da 4G’nin en hızlı olduğu şehirleri listelemiştik. Burada Hollanda’nın iki şehri, Lahey ve Amsterdam 30 Mbit üzerindeki ortalama hızlarla ilk iki sırayı elde etmiş, onları Romanya’nın başkenti Bükreş takip etmişti. Avrupa’nın 40 farklı şehrinde gerçekleştirilen bu araştırmada 40 şehrin ortalama 4G hızı 19.8 Mbit çıkmıştı. 20 Mbit üzerine çıkan şehir sayısı ise 14 olmuştu.
Bu araştırmalarını haberleştirdiğimiz OpenSignal, yine Avrupa’daki 25 ülke için 4G download hızları ve bağlı kalma sürelerini baz alan bir rapor daha yayınladı. Buna göre şehir değil, ülke bazında baktığımızda en hızlı 4G’nin ortalama 28.13 Mbit ile Macaristan’da olduğu görülüyor. Bu ülkeyi Bükreş’le şehirlerde üçüncülüğü elde eden Romanya 25.94 Mbit ile takip ediyor. Danimarka 25.04, Hollanda 23.10, Avusturya 22.79 ve İspanya 20.92 ile ortalama hızlarla 20 Mbit barajını aşabilen ülkeler. Geçen yıl 18 Mbit ile liderliği elinde bulunduran İspanya’nın hızda artış yaşamakla birlikte en hızlılar listesinde gerilemesi dikkat çekiyor.
Ortalama 4G download hızlarında 15-20 Mbit bandında olan ülkeler ise Norveç, Letonya, Belçika, Yunanistan, İsviçre, Slovakya, Fransa, İtalya, Finlandiya ve Slovenya olarak sıralanıyor.
Dünyanın en hızlıları: Singapur, Yeni Zelanda, Macaristan…
Dünyadaki duruma baktığımızda ise OpenSignal’in 2016 tarihli raporunda 148 ülkenin verilerinin değerlendirildiğini görüyoruz. Türkiye raporun hazırlandığı tarihte 4G hizmetine başlamadığı için Etiyopya, Moğolistan, Senegal ve Bangladeş gibi ülkelerle birlikte “planlayanlar” sınıfında yer almış.
OpenSignal uygulamasının bu 148 ülkedeki 357 bin 924 kullanıcı tarafından indirilmesi ve buradan toplanan veriler ışığında hazırlanan rapor 1 Ekim – 31 Aralık 2015 tarihleri arasındaki verileri kapsıyor. Güncel rapora göre ortalama 4G hızında en iyi ülke 37 Mbit ile Singapur. En hızlı üç 4G operatörüne bakıldığında ise Singapur’dan SingTel ve StarHub’ın sırasıya 40 ve 39 Mbit ile ilk iki sırada olduğu görülüyor. Bu ikiliyi ortalama 35 Mbit ile Kanada’dan SaskTel takip ediyor.
Ortalama download hızlarına baktığımızda Singapur’un 37 Mbit’lik hızını Yeni Zelanda (29 Mbit), Macaristan (28), İsrail (28), Güney Kore (27), Romanya (26), Danimarka (25) takip ediyor. 20 Mbit ve üstü hızlara ulaşabilen diğer ülkeler Avustralya, Birleşik Arap Emirlikleri, Hollanda, Avusturya, İspanya ve Umman.
Kapsama alanı açısından baktığımızda ise Güney Kore’den LG U+’ın yüzde 99.6 ile neredeyse ülkenin tamamında bu hizmeti verdiği görülüyor. Güney Kore aynı zamanda 4G’den kopmama konusunda yüzde 97 ile lider.
İnteraktif tablo için tıklayın4G bağlı kalma oranları
Her hafta YouTube kanalımızda canlı yayınlanan “5 gün önce 10 yıl sonra” programımızda belirttiğimiz gibi 4G hizmetinin kalitesiyle ilgili önemli kriterlerden biri de özellikle iş dünyası çözümleri için bağlı kalma oranları. Yani cihazınızın olabildiğince fazla 4G ağında kalıp 3G’ye düşmemesi. 2015 raporunda bu konuda dünya liderliği yüzde 95 ile Güney Kore’de bulunuyordu. Onu yüzde 86 ile Japonya, yüzde 83 ile Kuveyt, yüzde 81 ile Hong Kong ve yüzde 80 ile Hollanda takip ediyordu. Güncel raporda Güney Kore’nin yüzde 97 ile başarısını daha da arttırarak 2016 raporunda yine ilk sıradaki yerini koruduğunu belirtmeliyiz.
2016’da Avrupa özelindeki tabloya baktığımızda ise 2015’te Avrupa liderliğini elinde bulunduran Hollanda’nın yüzde 80’den yüzde 83.57’ye çıkardığı bağlı kalma oranıyla yine ilk sırada olduğu görülüyor. Bağlı kalma sürelerine göre Macaristan (%79.41), Norveç (%78.57), İsveç (%78.55), Estonya (%78.22) ve Finlandiya (%75.29) ile yüzde 75’lik barajın üstüne çıkabilen ülkeler. 25 ülkenin son sıralarında ise yüzde 55’in altında kalan Rusya, İngiltere, Fransa ve Bulgaristan yer alıyor.
Avrupa’da 4G’ye bağlı kalabilme oranlarıTürkiye’deki hızları nasıl okumalı?
4G LTE-Advanced ya da Türkiye’de pazarlandığı ismiyle 4.5G’de ilk günden bu yana yapılan Speedtest denemelerinde 50 – 100 Mbit arası değişen hızları görmek mümkün. Bu açıdan Türkiye’nin hızlı bir giriş yaptığını söyleyebiliriz. Ancak henüz toplam baz istasyonu sayısında 4G uyumluların Nisan ayı başı itibariyle 9’da 1 oranında olması, bununla birlikte hizmetin merkezi, nüfus yoğunluğu yüksek yerlerde başlanması nedeniyle 4G’de bağlı kalma oranlarında henüz istenilen seviyeye ulaşıldığını söylemek çok gerçekçi olmayacaktır.
Yine hizmet kalitesi ve bağlı kalma oranları için önemli bir nokta da 4G uyumlu baz istasyonlarının fiber erişime sahip olup olmadığı. MOBİLSİAD’ın 4 Nisan 2016 tarihinde açıkladığı “Elektronik Haberleşme Sektöründe Genişbant Etki Analizi ve Türkiye İçin Yol Planı” raporuna göre genişbant internet erişiminde fiber oranı sadece yüzde 20 seviyelerinde. Gerek MOBİLSİAD gerekse pek çok kez TELKODER’in de dile getirdiği fiber gereksinimi için çalışmalar yapılmakta. Ancak resmi açıklamalarda belirtilen “2016 sonunda 4G tüm ülkede kullanılacak” iddiasının yerine getirilebilmesi için operatörlerin baz istasyonlarını yenilemesi kadar fiber ağın da ülke genelinde kapasitesinin arttırılmasına ihtiyaç var.
OpenSignal benzer bir raporu 2017 Şubat – Mart aylarında bu kez Türkiye’den ölçümlerle birlikte tekrarlayacaktır. O tarihte Türkiye’nin hız ve kararlılık konusunda tabloya üst sıralardan girmesi için baz istasyonlarının uyumu kadar fiber için de ciddi yatırım yapılması gerekiyor. MOBİLSİAD’ın raporunda genişbant internet erişiminde fiberin payının en fazla olduğu ülkeler Japonya, Güney Kore ve İsveç olarak sıralanmıştı. Bu ülkelerin 4G kararlılığında da ilk sıraları alması, Türkiye’nin neden fibere daha fazla yatırım yapması gerektiğini de ortaya koyuyor.
Bünyesinde mobil katma değerli servisler sektörünün temsilcilerini barındıran “Mobil Servis Sağlayıcı İş Adamları Derneği” (MOBİLSİAD), “Elektronik Haberleşme Sektöründe Genişbant Etki Analizi ve Türkiye İçin Yol Planı” başlıklı bir rapor yayınladı.
Türkiye’de bilgi ve iletişim sektörü ile genişbant alanına yapılacak yatırımların başta ekonomik büyümeye katkı sağlayacağına dikkat çekiliyor. Genişbant penetrasyonu ile kişi başı gelir arasında doğrusal bir ilişki bulunduğunu vurgulayan rapor, ülkelerde genişbant kullanımı ve yaygınlığı arttıkça kişi başı gelirin yükseldiğini ve geniş bant teknolojisine yapılacak her 1 TL’lik yatırımın milli gelirde 2,2 – 3,6 TL’lik artış sağlayabileceğini öngörüyor.
Raporu açıklayan MOBİLSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kerem Alkin, genişbant gelişim planının halihazırda dünya genelindeki 140 ülkenin gündeminde olduğunu ifade ederken, bunlardan 13’ünün konuyla ilgili bir stratejik plana sahip olduğunu da sözlerine ekliyor.
Prof. Dr. Kerem Alkin’in bu ısrarının arkasında ise detaylı bir analiz ve ortaya çıkan rakamlar bulunuyor. Türkiye’nin OECD ülkeleri içinde en altta yer aldığını vurgulayan Alkin, 2016’dan itibaren yapılacak 24 Milyar TL’lik yatırımın 10 yıl içinde Türkiye’de 52 – 86 milyar TL’lik bir GSYH artışı getireceğine dikkat çekiyor.
2023’e kadar 450 bin kilometrelik altyapı yatırımı gerek
Türkiye’nin genişbandı mutlaka stratejik bir unsur olarak değerlendirmesi gerektiğini kaydeden Alkin, MOBİLSİAD olarak Ulusal Genişbant Planı’na dair önerilerini ise şu şekilde özetliyor:
“Türkiye genişbandı mutlaka stratejik bir unsur olarak değerlendirmeli, bilgi ve iletişim sektörünün gelişme hedefleri ötesinde ekonomik kalkınmaya ulaşılmasında genişbandı kritik bir kaldıraç olarak kullanmalıdır. Ulusal Genişbant Planı mutlaka stratejik hedefler içermelidir. Bu aşamada 2023 yılına kadar gerçekleştirilmesi önerilen 3 stratejik hedef ülkenin her noktasında 30 Mbit’den başlayarak 100 Mbit erişim hızının kullanıma sunulması, 300.000 km omurga ve 150.000 km erişim olmak üzere 450.000 km fiber altyapıya ulaşılması, mevcut bakır kabloya dayalı genişbant altyapısı içinde ömrünü tamamlayanların fiber kablo ile değiştirilmesidir. Ulusal Genişbant Planı geniş bir katılım ile sektörün tüm taraflarının görüş ve önerileri alınarak hazırlanmalı ve uygulamaları da yine tüm tarafların içinde yer alacağı bir komisyon tarafından izlenmelidir.”
MOBİLSİAD’ın raporunda satır aralarına bakıldığında ise fiber altyapı yatırımlarında artışın aksine düşüş dikkat çekiyor. İstanbul için verilen örnekte 2008’de 678 kilometre fiber şebeke döşenmesine karşın bu sayının 2014’te sadece 17 kilometre olması, özellikle 4G ve beraberinde gelecek hizmet çeşitliliğinin sekteye uğraması anlamına da geliyor. Bu durum daha önce de pek çok kez TELKODER tarafından gündeme getirilmiş ve mahkemeye taşınmıştı.
İletişimin çarpan etkisi sanıldığından daha yüksek
Katma değerli servislerin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Kerem Alkin’in açıkladığı verilere yakından bakmakta fayda var. Ulusal Genişbant Planı ile paralel bir şekilde KOBİ’lerin de önünü açacak düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Alkin, buradaki oransal etkiyi şu sözleriyle açıklıyor:
“Üretilen 100 birimlik katma değerin bugün %35 yarın %20’si yerine, en az %50’sinin servis sağlayıcı KOBİ’ye dönmesini sağlayabilirsek piyasada ciddi bir büyüme sağlanabilecektir.”
Her noktada 100 Mbit erişim olmalı
MOBİLSİAD’ın raporu, Ulusal Genişbant Planı’nın 3 öncelikli hedefi içermesi gerektiğini söylüyor. Bu hedefler ise şu şekilde sıralanmış;
2023 yılına kadar ülkenin her noktasında 30 Mbit’ten başlayarak 100 Mbit erişim hızının kullanıma sunulması
Yine 2023 yılına kadar 300.000 kilometre omurga ve 150.000 kilometre erişim olmak üzere 450.000 kilometre fiber altyapıya ulaşılması
Mevcut bakır kabloya dayalı genişbant erişim olanağı sağlayan altyapı içinde ömrünü tamamlayanların fiber kablo ile değiştirilmesi
Toplam 93 sayfalık raporda uygulamaya alınabilecek öneriler de çeşitli başlıklar altında sunulmuş. Bu başlıklara baktığımızda dikkat çeken öneriler arasında şunlar yer alıyor;
Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nın proje odaklı izin belgesi düzenlemesi
Fiber altyapısı kuracak işletmeciler için tesis paylaşımının zorunlu olmaktan çıkarılması
Şebeke/tesis paylaşımı yoluyla fiber altyapıların kurumlar arasında paylaşımına yönelik düzenlemeler yapılması
Altyapı yatırım ve kullanımında kamu özel sektör ortaklıkları kurulması (şehir hastaneleri ile sağlık sektöründe uygulanan yöntem)
Kapsamlı bir elektronik haberleşme altyapı bilgi sisteminin devreye alınarak FTTH, FTTB, FTTC, santral erişim ve kablo türleri için abonenin alabileceği tüm servisleri gösteren bir dijital haritanın yürürlüğe girmesi
Nüfus yoğunluğu düşük yerlerde altyapı yatırımlarının teşviki ile Türkiye’nin diğer ülkelerle arasındaki fiber ayak izinin (fiber altyapısı ve altyapıyı oluşturan fiber kablo uzunluğu) açılmasının önüne geçilmesi
Online mekan rehberleri yeni gelir modelleri oluşturmak için adeta yanıp tutuşuyor; Zomato’nun fintech açılımı da bunun son örneği oldu: Yeni mekanlar ve yeni mutfaklar sunmak, kullanıcı bazlı puanlamayla organik yorumlar sağlama sözüyle hayata geçen Zomato, şimdi aynı kullanıcıların adisyonlarını ödemelerine de katkı sağlayacak.
Zomato Base adını alan ve teknoloji olarak geçtiğimiz yıl kendi satın aldığı MaplePOS altyapısını kullanan bulut bazlı temassız ödeme sistemi, Android kullanıcılarına satış noktasındaki ödemelerini doğrudan uygulama üzerinden yapma olanağı sunuyor.
Şimdilik kendi merkezinin bulunduğu Hindistan’ın en büyük bira zinciri The Beer Cafe’nin 35 şubesinde kullanıma açılan sistem, işletmeler için envanter yönetiminin yanı sıra banka kartı ya da kredi kartı ile ödeme alma avantajı sağlıyor.
Zomato rekabette tutunabilecek mi?
Geçtiğimiz yıl iş modelini tüketici ve kurumsal bölümler olmak özere yeniden yapılandıracağını açıklayan firma, Ekim ayında işgücünün yüzde 10’una denk gelen 300 personelini işten çıkarmak zorunda kalmıştı. Şirket 2008 yılında kurulduğu Hindistan’da yaşadığı yoğun rekabet ve yüksek giderler nedeniyle yurtdışına açılmış, 2015’te ABD pazarına da girmiş ancak Yelp ve Foursquare’in rekabetinde zorlu bir döneme girmişti.
Ödeme sistemlerinden rezervasyonlara, beyaz etiket uygulamalarından restoran yönetim yazılımlarına kadar tüm dikeylerde şansını deneyen Zomato Base’in başarı garantisi yok. TechCrunch haberine göre geçtiğimiz yıl Dubai’de bir başka ödeme servisini hayata geçiren şirket, müşteri elde etme maliyetinin yüksekliği nedeniyle bu projeyi yarıda kesmek zorunda kalmıştı.
Şirketler kendi özel bulut sunucularının güvenlik ve gizliliğini açık bulutun kapasitesi ve avantajlarıyla birlikte kullanabilmek için hibrit bulut teknolojilerine adeta akın ediyor; yeni IBM VMware ortaklığının temelinde de bu yükselen trend yer alıyor. Bulutun hızını ve ekonomik faydalarını şirketlere daha etkin şekilde sunmak için yeni bir stratejik ortaklık kuran iki bulut devi, kurumsal müşterilerine şirket içi yazılım tanımlı veri merkezinden buluta kadar tüm iş yüklerini kolayca genişletme olanağı tanıyacak.
IBM VMWare ortaklığının detayları:
IBM Bulut Kıdemli Başkan Yardımcısı Robert LeBlanc ve VMware Başkanı ve Operasyon Müdürü Carl Eschenbach Las Vegas’ta Şubat ayında IBM’in InterConnect Konferansı’nda şirketlerin VMware yazılımında çalışan uygulamalarını IBM Bulut’a kolaylıkla taşımalarına yardımcı olacak stratejik ortaklığı duyurdu. VMware teknolojisi, Fortune 100 içerisinde yer alan şirketlerin neredeyse tamamı tarafından kullanılıyor. VMware teknolojisini kullanan her bir Fortune 100 müşterisi için bu ortaklık, binlerce veri merkezi genelinde müşteri yatırımlarının korunmasına ve geliştirilmesine yardımcı oluyor. Müşteriler, araç yenileme giderlerinden, geliştirme risklerinden kaçınırken ve güvenlikle ilgili sorunları azaltırken şirketlerin küresel olarak ölçeklenmesine yardımcı olan, IBM’in dünya genelinde 45 Bulut Veri Merkezi’ni kapsayan büyüyen ağıyla VMware’in kanıtlanmış teknolojilerinden yararlanabilecek.
IBM VMware ortaklığı, müşterilerin IBM Bulut’ta VMware vSphere, NSX ve Virtual SAN’dan oluşan, önceden yapılandırılmış VMware SDDC ortamlarını otomatik olarak yetkilendirmesini sağlayacak ortak bir mimari ve bulut ürünü tasarladı.
Bu SDDC ortamıyla birlikte müşteriler, VMware’e dayalı ortak güvenlik ve ağ oluşturma modellerine bağlı olarak, değiştirme olmaksızın bu hibrit bulut ortamında iş yüklerini devreye alabilecek.
IBM, Yazılım Tanımlı Veri Merkezi mimarileri için VMware tasarım modelleri tarafından doğrulanan, önceden tanımlı ya da özel iş yüklerinin bulut ortamında otomatik olarak sağlanması için kapsamlı CloudBuilder araçlarından ve iş yükü otomasyon yeteneklerinden yararlanacak. Bunun yanı sıra VMware, bir müşterinin yerel veri merkezinin bir parçası gibi IBM Bulut’ta ortamların devreye alınması ve yönetimi için vRealize Automation ve vCenter yönetim araçlarını geliştirdi.
İki şirket, sorunsuz iş yükü geçişleri, olağanüstü durum kurtarma, kapasite genişletme ve veri merkezi birleştirmesi dahil hibrit bulut devreye alımları için yeni ürünleri ortak olarak pazarlayacak ve satacak.
VMware CEO’su Pat Gelsinger bu ortaklıkla ilgili olarak şunları söyledi: “IBM ile 14 yılı aşkın ilişkimizin bir sonucu olarak bu ortaklık, kurumsal müşterilerin hibrit bulutu daha kolay ve hızlı bir biçimde benimsemelerine yardımcı olacak ortak bir vizyonu ifade ediyor. Müşterilerimiz IBM Bulut’un esnekliğinden ve uygun maliyetliliğinden yararlanmak için kapsamlı iş yükü otomasyonuyla, başarısı kanıtlanmış yazılım tanımlı çözümleri verimli ve güvenli bir biçimde devreye alabilecek.”
IBM Bulut Kıdemli Başkan Yardımcısı Robert LeBlanc ise konuyla ilgili olarak, “İşin büyük çoğunluğunun gerçekleşeceği platform olarak bulut açısında çok önemli bir noktaya geldik. IBM ve VMware arasındaki stratejik ortaklık, var olan yatırımlarını korurken ve yeni iş fırsatları yaratırken müşterilerin bulutu kolaylıkla benimsemesini sağlayacak” dedi.
Yeni ürünlerin çıkmasıyla müşterilerin yararlanabileceği diğer önemli avantajlardan bazıları:
IBM ve VMware özel ve genel bulutlarda çalışan, müşterilerin zaten alışık olduğu API’ler, süreçler ve araçları kullanan BT kaynaklarını müşterilerin yönetmesine ve ölçeklendirmesine yardımcı olacak uzmanlığı, çözümleri ve bulut altyapısını sağlıyor.
Kapsamlı iş yükü otomasyonu sayesinde müşteriler, yeni iş yüklerini hızla sağlayabiliyor ya da var olan iş yüklerini IBM Bulut’ta ölçeklendirebilecek yeteneğe sahip oluyor.
Şirketler, bulut yetenekleriyle yerel noktadan daha kolay başlayarak küresel olarak ölçeklendirmek için daha fazla erişim ve ölçeklendirmeye sahip oluyor ve veri barındırma ve diğer mevzuat gereksinimleriyle uyum sağlayabiliyor.
VMware müşterileri, “kullandığın kadar öde” seçeneğini etkinleştirerek kullanıcılar için daha uygun maliyetli olan esnek, aylık kullanıma göre fiyatlandırma modelini kullanabiliyor.
IBM Bulut, VMware vCloud Air Network bulut sağlayıcı ortamında örnek bir platform oluyor.
Bugünlerde yolunuz İsrail’in başkenti Tel-Aviv’e düşerse Google ofisine mutlaka uğrayın: İsrailli politikacı Yoav Kisch’in “Google must pay tax” (Google vergi ödemeli) yazan zepliniyle karşılaşabilirsiniz. Kisch, Google ve diğer tüm uluslararası şirketlerin, tıpkı tüm diğer yerel işletmeler gibi ülke içinde kazandıkları üzerinden KDV ödemesi gerektiğini savunuyor.
Uluslararası ölçekte çalışan şirketlerin yurtdışı ofislerindeki operasyonları için o ülkedeki yönetim tarafından nasıl vergilendirileceği konusu globalleşen dünyanın önde gelen sıkıntıları arasında yer alıyor. Kisch de bu konuda İsrail özelinde çalışan ve yasal açıkları kapatmak için uğraşan politikacılardan biri. Mevcut haliyle uluslararası şirketlerin İsrail’e ayrı bir işletme olarak kayıt yaptırmaları gerekmiyor. Böylelikle katma değer vergisinden (KDV) yırtabiliyorlar.
Yoav Kisch: “Serbest piyasa anarşi demek değil!”
Aynı zamanda bir pilot olan Yoav Kisch tarafından üzerinde çalışılan yasa taslağı ise, ülkede ofisi bulunmayan işletmelerden alınan ürünlerdeki KDV’ye düzenleme getirmeyi hedefliyor ve Kisch’in bu konuda en büyük argümanı “yasalar büyük şirketler ile küçük işletmeler arasında değişim göstermemeli”. Sanıyoruz buna hiçkimse itiraz edemez.
Jarusalem Post’a konuşan İsrailli aktivist politikacı, uluslarası şirketlerin İsraillilerden bir dünya para kazandığını ve bu yüzden ülkede faaliyet gösteren diğer şirketler gibi KDV ödemeleri gerektiğini belirtiyor ve ekliyor: “Serbest piyasa demek anarşi demek değildir. Burada yüz milyonlarca İsrail şekelinden bahsediyoruz, bu para sağlık, eğitim ve kalkınma için kullanılabilecekken İsrail’in dışına taşınıyor.”
Konuyla ilgili konuşan bir Google yetkilisi ise “Vergi kanunlarını devletler belirliyor ve Google faaliyet gösterdiği her ülkedeki vergi düzenlemelerine uyumlu çalışıyor” açıklamasını yapmakla yetindi.
Sosyal hack girişimleri artarken, çalışan bağlılığı gittikçe dibe vuruyor ve özellikle büyük şirketler kurum içi tehditleri çözebilmek için pek çok güvenlik önlemi alıyor. Şirket sistemlerine personel erişimini yöneten yazılımlar geliştiren SailPoint tarafından yapılan personel eğilimi anketi bu nedenle büyük önem taşıyor.
SailPoint,personel sayısı bini aşan büyük ölçekli çeşitli şirketlerden toplam bin katılımcıyla bir anket düzenledi ve onlara basit bir soru sordu: “Şirket bilgilerine erişebildiğiniz şifreleri üçüncü şahıslara para karşılığı satar mıydınız?” Sonuçlar ise özellikle şirketlerin teknoloji departmanı yöneticileri için ürkütücü: Her beş çalışandan biri bu teklife evet diyeceğini söyledi.
En çok kurum içi güvenlik tehdidi ABD’de
Araştırmaya göre şirketine para karşılığı ihanete hazır olan çalışanlar ABD’de yüzde 27 yoğunlukta. Bunu Hollanda yüzde 20 ile takip ediyor, İngiltere ve Fransa’da oran yüzde 16’ya düşüyor.
Peki şirketin çöküşüne sebep olabilecek login bilgileri sizce ne kadar eder? Quartz tarafından yayınlanan verilere göre giriş bilgilerini 55 dolara bile elden çıkarmaya hazır olan çalışanlar var. Ancak global ortalama bir hayli yüksek; personel ihanetin bedelini 82 bin dolar olarak belirliyor.
https://www.techinside.com/hackerlar-apple-calisanlarina-kanca-atiyor/
Yakın zamanda bir Apple çalışanı, hacker’ların Apple İrlanda ekibine şirket giriş bilgileri için 20 bin Pound ödeme yapmaya hazır olduklarını belirtmişti. Üstelik bunlar yönetici kademesinde olmayan standart çalışanlar. Bir diğer tedirgin edici ayrıntı ise, önceki yıl şirket giriş bilgilerini satmaya meyilli personel oranının yedide bir olması. Anlaşılan her geçen yıl ihanet daha popüler bir trend halini alıyor.
Yolculuk esnasında müşterilerine mühendislik pozisyonlarında iş fırsatı sunan Code on the Road uygulaması ile işe alım süreçlerine yepyeni bir bakış açısı getiren Uber’de sıra mülakata gelince personel adayının beli bükülüyor.
BusinessInsider haberine göre Uber CEO’su Travis Kalanick, bizzat işe alacağı eski VMware yöneticisi Thuan Pham arasında bir saat olarak planlanan ilk mülakat görüşmesi iki saate uzadı. Bu görüşme sonrasında iki hafta süren telefon maratonu başlarken, 30 saati aşkın Skype görüşmesi “böyle mülakat mı olur?” dedirtti.
Uber’in ilk günleri böyle şekillendi
Bu Skype görüşmesi öncesinde Kalanick, görüşmek istediği konu başlıklarını yönetici adayı Pham’e fotoğraf olarak gönderdi. Ardından ikili görüşmeye başladı ve 30 saat durmaksızın devam etti. GreekWire röportajında mülakat sürecine değinen Thuan Pham, “Her bir konu başlığını ele alınca tüm detaylarıyla konuştuk. Bir başlıkta personelin işe alımını ve işten çıkarılışını konuşurken, diğer başlıkta mühendislik ve proje yönetimini tartıştık.”
https://www.techinside.com/uber-code-on-road-kodlama-yarismasi/
Daha sonra CTO olarak işe giren Thuan Pham’e göre 30 saatlik soru cevap süreci mülakattan çok, iki iş arkadaşı arasındaki görüşme şeklinde gerçekleşti. Bir telefon görüşmesinde Kalanick konuşmayı bıraktı ve tekliflere geçti. “Beni en çok etkileyen, Kalanick’in kendi görüşlerini paylaşan birini değil, fikirlerde çeşitlilik araması oldu. Kendisine meydan okuyabilen ve onun meydan okuyabileceği biri…”
Teklif geldikten sonra Pham 30 dakika kadar düşündü ve Uber’e teknoloji yöneticisi (CTO) olarak katılmayı kabul etti. Uber’in 40 kişilik bir mühendislik ekibine sahip olduğu üç yıl önce gerçekleşen bu mülakat ve işe alım sürecinin ardından, Pham bugün 1200 kişiye ulaşan bir ekibi yönetiyor.
Söz konusu Silikon Vadisi olduğu zaman, vadinin gediklilerinden Apple’ı Steve Jobs ile birlikte kuran Steve Wozniak’tan daha fazla kim söz sahibi olabilir? Bugüne kadar cesur çıkışlarıyla bilinen Wozniak, Mashable’a verdiği röportajda Vadi’nin 40 yıl önceki halinden çok farklı olduğunu dile getirdi ve artık insanların yeni bir şeyler geliştirmek yerine, kısa sürede zengin olmak için startup’lara geldiğini ifade etti.
“Silikon Vadisinde dönen para, buraya çalışmaya gelenlerin teknolojiye bakışını değiştirdi ve herkesin aklına şu fikri soktu: ‘Belki bir startup kurar ve zengin olurum!'” diyen Steve Wozniak, Vadi’ye yeni gelen işletme mezunları için paranın ön planda olduğuna dikkat çekti. “Mühendislik mezunlarının öncelikleri ise daha önce olmayan şeyleri tasarlamak ve bir şeyleri başarmaktı.”
Steve Wozniak: “Biz parayı hiç düşünmedik”
Hewlett Packard’da çalıştığı dönemde ofisinde ya da garajında Steve Jobs ile çalışırlarken zengin olma hayalleri olmadığını belirten Wozniak, bunun özellikle kişisel bilgisayarların ilk döneminde mümkün olmadığını da ekliyor. Bugün ise Silikon Vadisi’nde geliştirilen teknolojilerin temelinde genç insanların hızlı büyüyen startup’larda ilk çalışanlardan olma ve voliyi vurma derdinde olduğundan yakınıyor.
Onlarca unicorn’a -değeri 1 milyar doları aşan startup’a- ev sahipliği yapan Silikon Vadisinde yenilikçi teknolojilerin sürekli aynı şirketlerden çıkmasının bir açıklaması da bu olabilir. İnsanlar Silikon Vadisini yeni “Amerikan Rüyası” olarak görüyor ve altına hücum döneminin bir benzeri, teknolojiye hücum ile yaşanıyor. Bu yüzden de özellikle ekonomi dünyasında, şirketlerin gerçek değerinin çok üstünde el değiştirmesini anlatan bir teknoloji balonundan bahsediliyor. Bu balon patladığında, sadece para için Silikon Vadisine gelen iş odaklı insanların apar topar tersine göç başlatacağını tahmin etmek zor değil.
İş dünyasıyla içli dışlı olan herkesin yaşadığı o hazin sürece Yandex.Haritalar çözüm getiriyor: Levent ya da Maslak’ta katılacağınız bir toplantı için metroya binersiniz ancak gideceğiniz yeri hatırlamadığınız için hangi kapıdan çıkmanın daha uygun olacağı konusunda tereddüt yaşar, büyük ihtimalle de yanlış kapıdan çıkıp birkaç dakika fazladan yürürsünüz.
Yandex.Haritalar mobil uygulaması, aldığı son güncelleme sonrasında adres veya mekan araması için internet bağlantısına ihtiyaç duymuyor. Böylelikle kullanıcılar cihazlarındaki harita uygulamasından mekan adreslerini, telefon numaralarını ve çalışma saatlerini görebiliyorlar. Ayrıca aratılan yerler “Yerlerim” listesine de eklenebiliyor.
Kota dostu şehir haritaları
Herkes akıllı telefonunu 128 GB’lık modelden almıyor. Özellikle 8 ve 16 GB telefonlarda yüksek kapasite gerektiren şehir haritaları adeta birer ateşten gömleğe dönüşüyor. Yandex.Haritalar güncellemesi bu soruna da kota dostu bir çözüm getiriyor: Yeni güncelleme sonrasında haritaların cihazlarda kapladığı alan önemli ölçüde azaltıldı. Örneğin 1,9 GB boyutunda olan İstanbul haritası, yeni güncelleme sonrasında 182 MB’a indirildi.
Yandex.Haritalar’da BiTaksi Deneyimi de Yenilendi
Aranılan noktaya gitmek için BiTaksi üzerinden taksi çağırma özelliğine sahip olan Yandex.Haritalar mobil uygulaması, yeni güncelleme ile bu alanda da iki yenilik sunuyor. Kullanıcılar uygulama ile BiTaksi üzerinden taksi çağırdıklarında, taksinin kaç dakika içinde kendilerine ulaşacağını uygulama üzerinden görebiliyor. Güncellenen iOS ve Android uygulamalarından ayrıca gidilmek istenen noktaya kadar taksi ücretinin yaklaşık ne kadar tutacağını da gösteriyor. Bu sayede kullanıcılar daha taksiye binmeden yolculuk için ne kadar ödemesi gerektiğini öğrenebiliyor.