Türkiye’nin 111 ilginç icadını görmek ister misiniz?

0
İstanbul dolayısıyla da Türkiye ilk kez bir Mini Maker Faire etkinliğine sahne olacak. “Maker Faire” Maker’ların şöleni, kutlaması, panayırı anlamına geliyor. Bol bol eğlence, acayip icatlar, işe yarayan ve hiç bir işe yaramayan acayip makineler, programlar, gösteriler İstanbullular’ın başını döndürmek üzere 12-13 Kasım’ı bekliyor. “Maker” ise hobi amaçlı icat çıkaran, yeni bir şeyler bulan, yaptığını seven, bir şeyler araştıran, kendi kendine öğrenen, yaptığını ve öğrendiğini etrafıyla paylaşan kişiyi temsil ediyor. Yeni teknolojileri amacına uygun olan veya olmayan şekillerde kullanan, başkalaştıran, daha önce hiç yapılmamış işler yapan kişi… Yapılan işlerin çoğu tek olma özelliğini taşıyor ve bir daha o şekilde yapılmayacak. İcat çıkartanlar veya çıkartılan icatlara meraklılar bu etkinlikte bir araya gelecek. Turkcell ev sahipliğinde Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenecek Mini Maker Faire ile 111 ilginç proje-icat kamuoyuyla paylaşılacak. 150’den fazla maker, yani üretken ve yaratıcı insan çalışmalarını sergileyecek. Aynı zamanda iki gün boyunca maker kültürü üzerine bir konferans da düzenlenecek. Konuyla ilgili birbirinden değerli konuşmacılar, deneyimlerini ve görüşlerini paylaşacak. İnovasyon, girişimcilik, üretimin demokratikleşmesi, yeni icatların çıkarılması, üretim önündeki engellerin kaldırılması, gençlerin güçlendirilmesi, üretimin yaygınlaştırılması gibi konular ilginizi çekiyorsa, bu etkinlikte olmak sizlere iyi gelecek. Türkiye’deki maker hareketi uzun bir zamandır faaliyette… 20 Şubat 2014 tarihinde GelecekHane düşünce kuruluşu Endüstri 2.0 başlıklı bir konferans düzenledi. Bu konferansta endüstriyi etki eden maker hareketi de konuşuldu. ABD menşeli Maker Media şirketinin CEO’su Dale Dougherty bu etkinliğin açılış konuşmasını yaptı. Konferans sonrasında Dale Dougherty liderliğinde, GelecekHane’nin koordinasyonu ile ve Halil Aksu’nun kişisel çabalarıyla, Türkiye’deki Maker Hareketi organize oldu. 20 Şubat 2014 tarihi için Maker Hareketi’nin Türkiye’deki organize başlangıç tarihi denilebilir. O tarihten beri İstanbul Maker camiası her ay düzenli olarak toplanıyor. Maker Faire düzenlenmesi de bu toplantıların sonucu olarak karşımızı çıkıyor. Bu etkinlik kapsamında İstanbul’da öne çıkan Maker’lar ve maker mekanları ise; İskele 47, Atölye İstanbul, StudioX, 3Dörtgen, 3BFab, InfoTron / +90, Robotistan gibi gruplar ve kuruluşlar. Ayrıca Şişli Terakki ve ALKEV Liseleri de baştan beri bu harekete destek veriyor.

Sıradan kullanıcılar için büyük veri yazılımı

0
Bir görev petabytelarca veya daha fazla veriyi elden geçirerek fikirler, anomaliler veya işlenebilir verinin diğer uygun özlerini bulmayı içeriyorsa yazılımlar devreye girerek insanların yapamadığını yapabiliyor. Fakat yazılımlar aynı zamanda büyük veri stratejilerini yönlendiren insan uzmanlara olan bağımlılığı da azaltabilir mi? Bu önemli bir sorun zira içlerinde iş analistliğinin, yapay zeka uzmanlığının ve veri mühendisliğinin bulunduğu karmaşık teknik yeteneklere sahip kişilerin sayısının tahmin edildiği şekilde azalması birkaç yıl içinde büyük verinin potansiyelini engelleyebilir. Öte yandan bu korkular özellikle teknolojik gelişmeler gelecekte veri uzmanlarının şirketlerin veri güdümlü planlarında önemini azaltabileceği, onları olmazsa olmazlar arasından çıkartabileceği için boşuna da çıkabilir. Florida merkezli büyük veri güvenliği ve analitiği girişimi Red Lambda’nın yöneticileri karmaşıklığı git gide artan yazılım araçlarının büyük verinin karmaşıklığını azalttığını ve ortalama şirket kullanıcılarını büyük veriye daha erişebilir kıldığını söylüyor. Red Lambda kurucusu ve yönetim kurulu başkanı Bahram Yusefzadeh ve CEO Iain Kerr telefon üzerinden verdikleri bir röportajda veri uzmanlarının iş tanımının Red Lambda’nın ürününün de yaptığı gibi hareket eden uçsuz bucaksız veri akışları içinde güvenlik tehlikelerini bulmak için tasarlanmış akış analizi programları ile nasıl değişim gösterdiği üzerine yorumlarda bulundular. Örnek olarak güvenlik tehlikeleri gibi anomalileri algılamak neredeyse anlık analiz gerektiriyor. Yusefzadeh; “Red Lambda’nın çalıştığı bir dünyada güvenlik problemini çözmek ve anormal davranışları tespit etmek için veri uzmanlarına ihtiyacımız yok” diyor ve ekliyor; “Veri hareket halinde olduğundan bir veri uzmanının gelip incelemesi için vaktimiz yok. Böyle bir işi yapan kimse bulamayacaksınız.
Bir veri uzmanının gelmesi için zamanınız yok
Güvenlik problemlerini çözmenin samanlıkta iğne aramaya benzediğinin ancak farklı olarak çok kısa süre içinde yapılması gerektiğinin de altını çizen Yusefzadeh; “kötü adamlar o kadar zeki ve birçok şeyi o kadar kısa süre içinde yapıyorlar ki bir veri uzmanının gelmesi için zamanınız yok” diye konuştu. Sürmekte olan geliştirmelerin kompleks teknolojileri ana akım kullanıcılara sunacağı kanısı elbette yeni bir düşünce değil. Fakat günümüzün karmaşık büyük veri yazılımlarını sorunsuz çalıştırmak için gereken veri uzmanlarının belirgin kıtlığı göz önüne alındığında analiz araçlarındaki geliştirmeler özellikle hoş karşılanıyor. Kerr; “Şirketinizde veri uzmanına ihtiyacınız yok demiyoruz, bu kişilerin birçok var olma sebebi var” diye konuştu. Fakat Kerr etkin olarak kurulan karmaşık yazılımların (Red Lambda’nın anomalileri gösteren güvenlik uygulamaları gibi) kontrol paneli stili görselleştirme araçları ile kurumsal kullanıcılara hızlı bir şekilde potansiyel tehlikelerin yerlerini kesin olarak saptamaları kabiliyeti kazandırabileceğini ekledi. Elbette tüm şirketler büyük veriyi neredeyse anlık olarak analiz için kullanmıyorlar ve veri uzmanları aralarında mevzuata uygunluk ve hukuki analizin bulunduğu pek çok alanda önemli bir rol oynuyorlar. Mesela Red Lambda büyük verisini bilgiyi satma, reklam getirme ve güvenlik tehditleri gibi zaman kısıtlaması olmayan daha pek çok kullanım için parçalayarak analiz etmek isteyen bir sosyal medya şirketi ile çalışmış. Ek olarak “kiralıkveri uzmanı konseptinin yanıltıcı olduğunu, dışarıdan gelen bir kişinin paraşütle bir şirkete dalıp stratejisini ve verisinin alakasını anında çözmesinin imkansız olmasa bile çok zor olduğunu belirten Yusefzadeh; “Verinize bakarak ne yapmanız gerektiğini söyleyen veri uzmanlarına denk gelmenizin imkanı yok. ” diye konuştu. Onların yerine “şirketinizin hali hazırda içinde olan” yönetim, strateji ve pazarlama takımlarındaki insanlar size gerçek işlemeye uygun kavrayışı sunabilirler.
Bu yazının orjinali InformationWeek‘de yayınlanmıştır.
TechInside Analizi: Büyük veri tüm dünyada hızla yükselen bir konu ve ister küçük ister büyük bir şirket olun bu kavramdan uzak durmanız mümkün değil zira artık rekabetin kuralları anlık olarak gerçekleştirilen büyük veriye dayalı stratejilerden geçiyor. Bu noktada yayın danışmanımız M. Serdar Kuzuloğlu’nun sitemiz için kaleme aldığı Büyük veri büyük akıl ister başlıklı köşe yazısı en çok okunan yazılarımızdan birisi oldu. Büyük veriyi yönetmek teknik bir yatırımdan çok bir strateji ve akıllıca davranma yaklaşımı ile mümkün. Zaten Red Lambda’nın çözümü bu tespitimizi doğrular nitelikte.

Nitelik mi, nicelik mi?

1
Sosyal medya hayatımıza girmeden önce tavuk mu yumurtadan çıkar yoksa yumurta mı tavuktan sorusunun cevabı üzerine kafa patlatırdık. Hatta bu sorunun bir benzerini Macaristan seyahatim sırasında Macar rehberden öğrenmiştim. Macarlar mı Türk, Türkler mi Macar? Tabii işin latife tarafı ama yazının görselini bir sabah işe gelirken çekmiştim. Ayakkabımın fotoğrafını haber amaçlı kullanmak istemezdim ama oldu bir kere. Görselde de göreceğiniz üzere artık sosyal ağlarda milyonlarca takipçi satın almak mümkün. Hatta bir gece Twitter’da yazıştığım bin küsur takipçili arkadaşımın ertesi sabah 60 bin takipçiyle güne başlamasını bile görmüş birisiyim. Ama bu takipçi, izleyici meselesini de yanlış anladığımızı düşündüğüm için attım bu başlığı. Gerçek hayatta kompleksleri olan kişilerin takipçi satın aldığı gün gibi aşikar. Yine takipçi artırmak için çeşitli hile hurdalara başvuranlar ya da saatlerini buralarda geçirenleri de pek sağlıklı bulmuyorum. Ancak birilerinin takipçi sayılarına bakarak pazarlama yapanlar var ya hah işte onlar için çeşitli odunlar hazırlıyoruz ofiste, duyurusunu buradan yapmış olalım. IMG_20141022_063723 Yalancının mumu yatsıya kadar… Tabii ki bu bol takipçili hesaplara kanıp pazarlama aracı olarak kullananlar kampanya sonrasında karşılarına çıkan rakamları gördüklerinde bildiğiniz kalp krizi geçiriyor. Ama böylesine de bu yakışır demek için hiçbir engel göremiyorum önümüzde. Başlığa gelecek olursak. Nitelik de nicelik de önemli kavramlar. Ben rakamdan çok içeriğe kafayı taktığım için biraz o tarafa meyilliyim. Ama bir de hem içeriği güçlü hem de takipçisi fazla olan dostlar var ki işte onlara şapka çıkartıyorum. İyi bir hafta dileğiyle…

Yapay kaslar robotların geleceği olabilir

0
Robot kaslar günümüzde modern araştırmaların büyük bir bölümünü oluşturuyor ve sadece eklemleri güçlü bir şekilde hareket ettirmeyi değil verimli bir şekilde hareket ettirmeyi de amaçlıyor. Robot kaslara daha az enerji tükettirip yeterince güç ürettirerek daha hafif ve sıkı bir şekilde bizim kaslarımızın yaptığı işleri yaptırmaya ihtiyacımız var. Bu alanda problemi sınırdan bir adım ileri taşıyan gayet iyi gelişmeler var: eğer kabul edilebilir robot kasları yapabilmeye başlıyorsak o halde itmeleri ve çekmeleri için kabul edilebilir robot eklemleri de yapmalıyız. Yeni bir Japon araştırması vücudumuzdaki eklemlerin çalışma prensiplerinden ilham alarak kültür ortamında üretilmiş kasları eklemlerin iki yanından çektirmek suretiyle ilk “zıt” robot eklemleri yaptı. Ön kolunuzu üst kolunuz ile paralel hale getirmek için yukarı kaldırdığınızda kol kasınızı esas hareketi sağlamak için kullanırken pazu kasınızı rahatlatır ve dirseğinizin öteki tarafından uyguladığınız kuvvet ile gerersiniz. Ön kolunuzu geri çekerken ise bu işlemin tersi meydana gelir ve bir kası rahatlatırken zıttı ile etkileşime geçmenizi sağlayan nörolojik tetikleyiciler vardır. Bu ‘iki kaslı’ sistem sadece iki yöne birden hareket etmek için yüksek bir potansiyel enerji barındırmakla kalmaz aynı zamanda her birine sürekli büzüştürme uygulayarak kısa kalmalarını sağlar. Her bir kas her seferinde zıttı olan kası gerdiği için hiçbiri çok fazla kasılıp kullanılamaz hale gelmez. Bu durum üretilen pek çok kas örneği için büyük bir problem teşkil ediyordu fakat omyrgalı canlıların kas yapısındaki zıt sistemi kullanan araştırmacılar her iki tarafa da kalıcı şekilde kasılmasını engelleyebildi. Yeni kasların eski teknolojilere göre 10 kat daha dayanıklı olması bekleniyor. Bu şekilde robotlar sadece daha uzun ömürlü olmakla kalmayacak, aynı zamanda bir objeyi uzun bir süre boyunca sıkı bir şekilde tutmak, kaslardan sadece bir kısmını oynatmak gibi kaçınmak zorunda kaldıkları şeyleri de yapabilecekler. Zıt dizayn bu tip sürekli kasılmaların uzun süreli aşındırma yapmasını engelliyor. Araştırmada kültürlenmiş kas hücreleri elektriksel impulslar ile etkileşime geçmek üzere aktifleştirildi. Böylece bedenin nöronları aktif hale getirmek için kullandığı kimyasal sinyal yerine aktifleşmenin direkt başladığı gerçek bir şok geçirilmiş oldu. Gerçek biyolojik kaslar üzerlerinde kendilerini oluşturan hücrelerin küçük kasılmaları sayesinde kasılıyorlar. Her bir hücre sadece küçük bir alanda kasılabiliyor fakat milyonlarca kas hücresi bir araya geldiğinde bu küçük kasılmalar başlangıç ve bitişte eşit güç harcayan büyük güçlü hareketlere dönüşüyor. Tüm bunlar için de vücudun herhangi bir yerine tek bir motor veya uyarıcı koymak gerekmiyor – yapay kaslar üzerine yapılan modern araştırmaların bu özellikleri taklit etmeye yoğunlaşmasını anlamak kolay. Bu bizi, geleceğin ev robotlarını metal veya plastik iskeleti belli bir hayvandan alınan veya sadece robotlara özgü üretilen kaslarla bağlanmış olacağını hayal etmeye zorluyor. Böyle bir durumda DNA kanıtı toplayıp robot genomu içerisindeki devlet tarafından yönetilen kimlik etiketlerini araştırarak hangi robotun suç işlediğini öğrenebiliriz. Canlı dokunun büyük problemi ise onu beslemenin ve güç vermenin özel nem seviyeleri, farklı pek çok metabolit/vitamin ve tüm bunların işlemesi için bir çeşit dolaşım sistemi mekanizması gereklilikleri sebebiyle oldukça zor olması. Elbette pek çok robot her halükarda bir dolaşım sistemine ihtiyaç duyacak (sadece soğutma için bile olsa) ancak uzun süreli dayanıklılık için bu tip dolaşım sistemlerini en az sayıda tutmak gerekecek. Yine de şu an içinde bulunduğumuz çağ ileride robotik alanı geliştiğinde geriye dönüp bakacağımız çağ olacak. Zıt birleşik eklemler veya grafen mikro uyarıcılar veya her ne olursa olsun geleceğin şekil bulmasını izlemek oldukça zevkli olacak.
Bu yazı ilk olarak Geek sitesinde yayınlanmıştır.
TechInside Analizi: Tarihin belli dönemlerinde teknolojik açıdan önemli dönüm noktaları yaşanıyor. Buhar makineleri, seri üretim, internet, nesnelerin interneti ve elbette bu haberimizde bahsedilen robotların geleceğinde devrim yapacak bir teknoloji. Bu teknolojilerden ne kadar erken haberdar olup, önemini kavrarsak, o denli hızlı üzerinde çalışmaya başlayarak bu devrimlerin bir parçası olabiliriz. Aksi takdirde takipçisi olmaktan kurtulamayacağız.

Firmalar için dijitalleşmenin ABC’si

0
Sektörü ucundan dahi takip ediyor bile olsanız defalarca duyduğunuza emin olduğum dijitalleşme kavramı hakkında bu kadar yazılıp çizilmesi -sosyal medyanın da etkisiyle- belki çok normal geliyor olabilir. Ancak okuduklarını uç uca getirip dijitalleşmeye karar vermiş firmaları genelde ya yarı yolda vazgeçmiş görüyorum, ya da daha yola çıkmadan pes etmiş oluyorlar. Bu durumun en önemli nedeni, belli bir strateji oluşturmamış olmaktan ve nereden başlanacağını bilmemekten kaynaklanıyor. Aslında durum klasik yöntemden çok da farklı değil. Nasıl gelen müşterisini en iyi şekilde ağırlamak isteyen bir iş yeri sahibi, mağazasını en iyi şekilde dekore ediyor, mağazasının önünden geçen (potansiyel) müşterileri cezbetmek için vitrinini en çarpıcı ürünler ile donatmaya çalışıyorsa, dijitalleşmedeki ilk adım ise aynı şekilde mağazayı, yani web sitesini en iyi şekilde hazırlamaktan geçiyor. Dijitalleşme faaliyetleri içinde yapılacak derya deniz iş var ancak ilk adımın doğru atılmaması genelde sonraki yapılan işleri de etkiliyor. Bu yüzden temeli sağlam atmak adına firmaların web sitesi konusuna çok ciddi önem vermeleri gerek. Web siteleri projelerinde firmaların klasik beklentisi; tasarımın iyi olması, göze hoş gelmesi ve basitçe sorunsuz bir şekilde çalışması. Ancak iş sadece bu konularla kısıtlı değil. Web sitesi yaptırırken öncelikle çalıştığınız ajans’a yeterli olacak bir brief hazırlamalısınız, bu brief’i hazırlarken hedef müşteri kitlenizden bahsederek, yapılacak tasarıma yön vermiş olursunuz. Ayrıca firmanız hakkında da detaylı bir sunum gerçekleştirerek firmanızın kurumsal karakteri konusunda bilgi verebilir, web sitenizin tamamen firma karakteriniz ile uyumlu olmasını sağlayabilirsiniz. Web sitenizde kullanılacak fotoğraf, metin, ürün görselleri gibi bütün donelerin kaliteli ve özgün hazırlanmış olmasına dikkat etmelisiniz. Gerekirse bir içerik ajansından destek alarak, web sitenizdeki anlatımın orijinal ve dilin müşterilerinize hitab edecek şekilde hazırlanmasını sağlayabilirsiniz. Sosyal medya artık dijitalin olmazsa olmazları arasında. Dijitalleşme faaliyetleriniz kapsamında ileriki adımlarda yapacağınız sosyal medya planlamaları ile örtüşecek şekilde, web sitenizde de sosyal medya entegrasyonları doğru bir şekilde yapılmış olmalı. Ayrıca hazırlatacağınız web sitesi üzerinden blog yayını da yapmalı, periyodik olarak sitenize veri (dolayısı ile ziyaretçi) akışı sağlamalısınız. Kullanıcı deneyimi ilkelerinden faydalanmalısınız. Daha önceden bir internet siteniz var ise, buraya gelen ziyaretçi hareketlerini çeşitli araçlar ile analiz edebilir, yeni yaptıracağınız web sitesi tasarımını bu analiz sonuçlarına göre şekillendirebilirsiniz. Web sitesi yayına girdikten sonra yapılması gereken, reklam bütçesi ayırıp bilinirliği artırmaktır. Tabi bunu yaparken sitenize gelecek dönüşleri inceleyebileceğiniz analiz araçlarından da faydalanmanız gerekiyor. Tabi bu maddeleri detaylandırıp uzatmak mümkün, ancak işin özü şuna dayanıyor. Dijitalleşmek artık çağımızın kaçınılmaz gereksinimleri arasında sayılıyor, dolayısı ile bu süreci sancısız ve profesyonel bir şekilde geçirmek yine firma yetkililerinin elinde. Bu konuda yapacakları, yöneticilik becerilerini kullanmak, web sitesi projelerini teslim edecekleri doğru ajansı bulmak ve bu ajansla uyumlu bir şekilde çalışmak olacaktır.

Türkiye’de e-ticaret yüzde 30 arttı

0
Üye ağıyla Türkiye e-ticaret sektörünün yüzde 90’ını temsil eden Elektronik Ticaret İşletmecileri Derneği (ETİD), Türkiye’de 2014 yılında e-ticaret sektörünün gösterdiği gelişmeyi değerlendirdi. ETİD üyelerinden elde edilen veriler, Türkiye’de internet kullananlar arasında e-ticareti tercih edenlerin sayısının hızla arttığını ve 2014’te e-ticarette yaklaşık yüzde 30 oranında bir büyüme yaşandığını ortaya koydu. ETİD verilerine göre, 2013 sonu itibariyle e-ticaret hacmi 15,3 milyar TL’yi buldu. 2014’te internetten alışveriş yapanların sayısı 12 milyonu geçerken, e-ticaretin toplam perakende içindeki payı ise yüzde 1,7 oldu. E-ticarette en çok tercih edilen ürünlerin başında cep telefonu, tablet, bilgisayar ve televizyon gibi elektronik ürünler gelirken, bu ürünleri beyaz eşya, mobilya ve giyim ürünleri takip etti. E-ticaretin en yaygın olduğu illerin başında, İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana ve Antalya gibi büyük şehirler geldi. Öte yandan e-ticarete ilginin her geçen gün arttığı Anadolu’da, internetten alışverişin en yaygın olduğu iller arasında Kocaeli, Konya, Diyarbakır, Samsun, Muğla ve Erzurum yer aldı. Taksit yasağı gelen cep telefonu tek çekim alışverişlerde en çok tercih edilen ürün olurken, diğer kategorilerde daha çok taksitli alışveriş tercih edildi. Alışverişlerin yaklaşık %40’ı tek çekim olarak yapılırken, %60’ı taksit ile gerçekleşti. Alışverişin tutarı arttıkça taksit sayısının da artması dikkat çekti. ETİD Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Orhun, e-ticaretin yükselen bir trend olmasına karşın henüz istenen seviyede olmadığını belirterek şöyle konuştu: “Türkiye’de e-ticaret sektörü büyük bir potansiyele sahip. E-ticaretin beklenen seviyeye gelmesi için yıllık 100 milyon TL ciro yapan firma sayısını hızla arttırmamız lazım. Yeni oyuncuların sektöre girmesi ve mevcut oyuncuların büyümesi ile önümüzdeki 5 sene içinde toplam perakende içindeki payımızı %10’a çıkartmayı hedefliyoruz” dedi.

Kelle sayısının fayda getirisine oranı

1
O günü çok net hatırlıyorum; 1999 yılının Temmuz ayında e-posta kutuma bir gelmişti. Outlook Express’in hem haber sunucularına bağlanmak hem de e-posta alıp göndermek için kullanıldığı, kısacası kral olduğu, günlerdi. Şimdi Dünya Gazetesinde BT Yayınlar Grubu Direktörü Murat Yıldız (Abi) bana GamePro dergisinde köşe yazmakla ilgilenip ilgilenmeyeceğimi soruyordu. Böylelikle biraz uç bir noktada, akademik eğitimini almadığım, kariyer anlamında basamaklarını teker teker tırmanmadığım medya dünyasında kendimi köşe yazarı olarak buldum. İlk köşe yazımdan bu güne aradan 15 sene geçti. Köprünün altından çok sular aktı, hatta kimi zaman biz köprünün altına girdik köprünün üstünden, genellikle insan olmak üzere, çok canlılar geçti. Pek çok gazeteci büyüğümüz ile kıyaslanamaz ama özellikle son beş yıl içinde yüzlerce yurt içi ve dışı seyahat yaptım, belki sayısı bine yakın basın etkinliğine katıldım. Tüm bunların sonucunda bir gazeteci için önemli pek çok şey öğrendim. Bunlardan bir biri ile alakalı olan ikisi için de iki ders çıkardım. people-conference

Birinci Ders: Pek çok basın etkinliğinde önemli olan kelle sayısıdır.

Hangi gazetecinin o etkinliğe katıldığı, ne kadar değer ürettiği, görüşmede masaya koyduğu veya salonda sorduğu soru (eğer ilgili kurumun canını acıtmayacaksa) hiç önemli değildir. Günün sonunda gazeteci istatistik tablosunda bir rakamdan ibarettir. (Bu kadar basit değil tabi işin makyajı her zaman olur)

İkinci Ders: Gazetecinin önceliği her zaman fayda getirisi olmalıdır.

Katıldığımız etkinlikler için asla geri dönüşü olmayan bir kaynak harcıyoruz; Zaman. Genellikle medya kuruluşları ve gazetecilerin beklentileri her ne kadar maddi olarak ölçülüyor algısı oluşsa da benim için bu yatırımın geri dönüşü sadece maddi değil fayda odaklıdır. Eğer ülkemiz, milletimiz, dünya ve insanlık için fayda ürettiğine inandığım bir etkinliğe katılmışsam ne kadar zaman ve maddi kaynak harcadığım kesinlikle hesabını yapmamak gerektiğini düşünüyorum. Öte yandan kimi zaman bu fayda kişisel olarak kazandığım bir deneyim, düşünce ufkumda bir bakış açısı da olabilir. pen-and-note Bir gazetecinin üretkenliğini belirleyen şey yukarıda belirttiğim iki dersin bir birine oranı olarak yorumlanabilir. Kelle Sayısını, Fayda Getirisine böldüğünüz zaman eğer çıkan oran birden küçükse (hatta arzu edilen sıfıra doğru yaklaşmasıdır) gazeteci üretebiliyor ve kazanıyor (kazandırıyor) demektir. Aksi takdirde maalesef boşa harcanmış bir basın kariyeri (kişisel hayat) karşımıza çıkıyor. Bir gazeteci olarak yıllar içinde hangi toplantı ve davetlerin “kelle sayısı” odaklı olduğunu ve hangilerinin “fayda getirisi” sağladığını tecrübe ile öğreniyorsunuz. Buradaki kayıpları da bu işin yatırım sermayesi olarak görmek lazım. Ancak üzücü bir nokta var. Cirosu yüz milyon doların üstünde olan, Türkiye’deki bütün büyük işletmelerin altyapısında imzası bulunan firmaların bile zaman zaman bu kadar basit kavramları yönetmekten aciz kaldığını görüyoruz. Hemen insanın aklına Cem Yılmaz’ın yıllar önce Telsim için çektiği reklam filmi geliyor.

Üçüncü Ders: Bunları çok yüksek sesle söylememek lazım.

Bir saniye iki ders demiştik değil mi? Üçüncüsü de bonus olsun malum günümüzde puan, mil kazandırmayan kredi kartı bile makbul değilken bonusu olmayan köşe yazısından medet beklememek lazım. Yukarıdaki tespitleri paylaştığımız zaman bazı dostlarımız (hem PR hem şirket tarafında) alınıp küsebiliyor. Bizim maharetimiz biraz da dostları küstürmemek üzerine kurulu zaten. Burada suçu hiç kimseye yüklememeliyiz, bu hataya çok düşüyoruz. Esas büyük görev biz gazetecilerin üstünde olmalı. Eğer kendimizi kesrin üstünde konumlandırmaktan hoşlanıyorsak geriye yapacak bir şey kalmıyor. TechInside Genel Yayın Yönetmeni olarak bu yönde aldığım bazı kişisel kararları hep birlikte göreceğiz. Çok popüler bir söz ile yazımıza son verelim; Bizi izlemeye devam edin.

Ölçeklenebilir eğitim yatırımcıların odağında

0
KnowRe‘nin eski yatırımcılardan olan Softbank Ventures Korea tarafından başı çekilen yatırıma KTB Network Partners Fund, Partners Investment ve SparkLabs Global Ventures da eşlik ederek lise öğrencileri için ölçeklenebilir matematik dersleri sunan internet sitesine 6,8 milyon dolar daha yatırım yapıldı. KnowRe kurucu ortağı ve CEO ortağı David Joo yaptığı açıklamada aldıkları Seri A yatırımı hakkında “ABD’de dağıtımımızın okullardan gelen güçlü talep ile birlikte genişlemesine yardımcı olurken ABD, Kore ve diğer Asya pazarları için ürün geliştirmeleri yapabilmemize ve tekliflerimizin artmasında rol oynayacak” diye konuştu. KnowRe TechCrunch sitesinde ilk defa 2013 yılında uyarlanabilen öğrenme platformu için SoftBank Ventures Korea’dan 1,4 milyon dolar yatırım aldığında listelenmişti. Sitenin teknolojisi öğrenme hızına göre her öğrencinin derslerini kişiselleştiriyor. Platform öğretmenler için ödevlerde kullanılmak üzere veya eğitmenler için ders sırasında kullanılmak üzere tasarlanmış. Web sitesi düzinelerce orta okul ve lisede bir senelik pilot programının ardından resmi olarak bu yılın başlarında yayınlandı. New York City Department of Education’un 2013 App Gap Challange’ının kazananı oldu ve “en iyi eğitici program” ödülüne layık görüldü. Yakın zamanda da Robin Hood College Success Prize’da yarı finale kaldı. knowre-class

Neden ölçeklenebilir eğitim sistemleri yatırımcıların ilgisini çekiyor?

Yüzlerce yıldır eğitim sistemi temel bir esas üzerine kurulu. Tek bir sınıf, belli sayıda öğrenci, hepsine aynı içeriği aktaran bir eğitmen. Tüm öğrencilere yapılan ortak bir sınav ve beklenen belli bir seviyedeki başarı sonucu. Oysa tüm öğrencilerin yapısı, ailesi, ortamı, kapasitesi bir birinden farklı. Teknolojinin gelişmesi ile birlikte eğitim sisteminde kullandığımız araçlarda gelişmeler yaşanmış olmasına rağmen eğitim sisteminin temelleri aynı kalmaya devam etti. Ölçeklenebilir eğitim sistemleri ise öğrencilerin öğrenme süreçlerini analiz ederek içerikleri öğrencilere uygun şekilde sunabiliyor. Bu tarz yapılar milyonlarca öğrenciye aynı içeriği mümkün olan en mükemmel ve elbette farklı şekillerde ulaştırmak için kullanılabiliyor. Eğitimin yeniden şekillendiği bu yapıların ekonomik büyüklüğü devasa bir potansiyel sunuyor.

Türkiye açısından ne anlama geliyor?

Ülkemizde 17 milyondan fazla öğrencimiz var. Bu öğrencilere tablet dağıtılmasına yönelik F@tih projesi çok uzun süredir gündemde. Öte yandan cihaz dağıtımı bu sürecin sadece tek yönlü bir parçası olabilir. Ölçeklenebilir eğitim sistemleri ile 17 milyon öğrencimizin kendileri için en verimli eğitimi almasını sağlayabilir ve tüm öğrencilerimizi ilgi gösterdikleri alanlarda en mükemmel şekilde eğitebiliriz.

Nesnelerin İnterneti’ne hazır mısınız?

1
Mobil, sosyal, bulut, analitik ve internete bağlı cihazların (“nesnelerin”) mükemmel dijital fırtınası şirketleri, devletleri ve tüketicileri korkutucu bir hızla değiştiriyor. Bunun toplumsal etkileri nesiller boyunca hissedilecek ve bize göre şirketler bundan faydalanarak veya görmezden gelerek kendi kaderlerini yazacaklar. Fakat bu muhteşem potansiyelden faydalanmak için insanlar ve “nesneler” arasında işbirliği ve uyum gerekli. İşte sebebi. Dijitalleşme sürecinde zengin sensor yeteneklerine sahip akıllı telefonlardan evdeki robotlara, üretim fabrikalarına ve şirketlerine kadar pek çok şeyin dahil olduğu “nesneler” bir güç gösterisi haline geliyor. The Economist tarafından 2013 yılında yapılan bir araştırmaya göre şirketlerin dörtte üçü nesnelerin interneti ile ilgileniyor ve yüzde 96 gibi sarsıcı çoğunlukta bir kısmı da sonraki üç sene içerisinde bu konsepti kendi yapılarına dahil etmeyi planlıyor. Nesnelerin interneti evlerinin, arabalarının (telematiklerin), şehirlerinin, sağlık hizmetlerinin ve üretiminin yayılmasıyla birlikte Nesneleri daha iyi yapmak için artık devasa fırsatlar var. İşte şirketlerin operasyonlarını nesnelerin internetini kullanarak değiştirebilmelerinin üç anahtar yolu:
  1. Odağı teknolojiden süreçlere çevirin
digital-process Nesnelerinin internetinin gerçek dijital dönüşümü dijital süreçler ile olacak. Nesnelerin internetini “Her şeyin İnterneti” olarak karakterize eden Cisco insanların, verinin ve süreçlerin esas bileşenler olduğuna inanıyor. Süreçlerin uç uca dijitalleştirilmesi nesnelerin internetinin başarısı için anahtar bir gereksinim. Peki süreçler ile neyi kastediyoruz? Bir sürecin (a) girdileri, (b) görevlerinin icrası ve (c) görevlerinin tamamlanmasının ardından çıkan iş sonucu vardır.
Özerk veya yarı-özerk Nesneler iş süreçlerinde aktif katılımcılar haline geliyor
Geleneksel olarak süreç otomasyonu insanlar, iş ortakları veya kurumsal uygulamalar etrafında koordine edilirdi. Bu tabiat nesnelerin yükselişi ile değişiyor. Örnek olarak “yoğun bir havalimanında bir uçağın inişi ve kalkışının koordinasyonu” gibi karmaşık ve dijital süreci ele alın. İşin sonucu zamanında yapılan bir kalkıştır. Bunda pay sahibi olanlar arasında havalimanı çalışanlarının (bagaj, yakıt doldurma, yemek) yanında alıcı verisi sorgulanabilen veya işlem yaptırılabilen Nesneler de bulunuyor. Özerk veya yarı-özerk Nesneler iş süreçlerinde aktif katılımcılar haline geliyor. Yani giderek artan dijital kuruluşlarda bilgi işlem departmanları sadece Nesneler için teknoloji altyapısını değil, aynı zamanda Nesneleri iş sonuçlarının parçası haline getiren iş süreci otomasyon platformlarını da sunmak zorunda. Nesnenin görevi bir alıcı verisi ile cevap vermek kadar basit (örnek: kabin sıcaklığı nedir?) veya hızlı hareket eden bir fırtınanın etrafından nasıl dolaşılacağının cevabının bulunması gibi karmaşık olabilir.
  1. Kriz olaylarını idare etmek ve değişimi dijitalleştirmek
resqu-uav-2 Bu Nesneli süreçler nasıl açığa çıkıyor? Yukarıdaki havalimanı örneği insanlar ve Nesnelerin koordine olduğu “sorunsuz bir yol” örneğini veriyor. Fakat Nesneler için en yaygın kullanım senaryolarından biri bir kriz olayını algılamak (Nesnelerin interneti sensorlarının yardımıyla) ve sonra uç uca dijitalleştirilmiş bir süreci krize cevap vermesi için aktifleştirmektir. Bu bir araç kazası, kazan patlaması, güvenlik alarmı veya yüksek kan basıncı olduğunda gerçekleşir. Nesne olayı özerk olarak algılar ve ya direk olarak ya da bir aracı katman yardımıyla olağan dışı durum sürecini aktif eder. Bu da tipik olarak bir izleme ofisi ve probleme cevap vermek ve çözmek için saha elemanlarını barındırır.
  1. Nesne verisi analizleri
big-data-buyuk-veri Genellikle bir süreci başlatan şey sadece tek bir olay değildir. Büyük veri en sonunda “Nesne verisi” haline gelecektir. Bağlı evlerimiz, bağlı şehirlerimiz ve endüstrilerimiz (elektrik santralleri gibi) aracılığıyla Nesneler muazzam miktarda veri üretiyor. İnsanlar ve nesnelerin dahil olduğu özerk süreçlerde ele alınmak üzere alıcı verisi yayınlarına veri görselleştirme ve analizi uygulanabilir. Altyapısında yüzbinlerce alıcı olabilecek olan bir bağlı şehirde bu teknik ulaşıma, kirlilik algılamaya veya enerji nakil hatları şebekesine uygulanabilir. Örnek olarak bir bağlı şehir uygulamasında birden çok alıcı havadaki ve sudaki kirliliği ölçüyor olabilir. Sonra eğer belli bir zaman aralığında Nesne verisinin analizinde kritik seviyelerin aşıldığı sonucuna ulaşılırsa olağan dışı durum ele alma süreçleri başlar. İkinci maddede anlattığımızdan farklı olarak burada olağan dışı durum birden çok kaynaktan saptanarak analiz edilir ve tipik olarak tek bir olay yerine bir zaman periyodunda gerçekleşir. Her ikisi de dijitalleştirişmiş özerk bir süreç yardımıyla bir olay ele alınmasında önemli kullanım senaryolarıdır. Bazıları bir kandırmaca olduğu için görmezden gelse de Nesnelerin internetinin her tarafa yayılma durumu su götürmez bir gerçektir. Tahminler 2020 yılına kadar 25 milyar ile 1 trilyon arasında bağlı Nesne bulunacağını göstermektedir. Bunların hepsi insanlar ve şirketlerdeki uygulamalar ile iş süreçleri yardımıyla koordine edilmelidir. Ne de olsa tecrit edilmiş şeylerin az değeri bulunur.

Apple gerçeklerinden çıkartılması gereken ders

8
iPhone’un popülaritesi Apple’ı diğer PC tabanlı bilgisyar üreticileri ile mücadele eden zayıf bir şirket olmaktan inanılmaz bir hızla kurtararak piyasadaki tartışmasız en başarılı tüketici elektroniği şirketi haline getirdi. Apple’ın ne kadar büyük olduğunun altını çizmek için şirket hakkında aklınızı kaybetmenize sebep olacak bazı gerçekleri derledik: – Apple’ın son çeyrekteki geliri 42,1 milyar dolardı. Bu değer Türkmenistan’ın ekonomisinden daha büyük. – Apple’ın elinde 155 milyar dolar nakit bulunuyor. Bu para 316 milyon nüfuslu Amerika’da herkese eşit pay düşecek şekilde paylaştırıldığında kişi başına 490 dolar düşüyor. – Bu nakit miktarı ile aynı zamanda 22.384 adet Gulfstream G650 alınıp üzerine yakıt için biraz para da arttırılabiliyor. gulfstream6501 – Apple geçtiğimiz çeyrekte 5,52 milyon adet Mac sattı. Bunları dağıtıyor olsaydı Ankara ve Giresun’da oturan herkesi kişisel bilgisayar sahibi yapabilirdi. – Apple geçtiğimiz çeyrekte 39,3 milyon adet iPhone sattı. Bu sayı Kanada’nın nüfusundan fazla. – Apple milli bir ekonomi olsaydı Belçika ve Venezuela arasında dünyanın en büyük 27. ekonomisi olurdu. – Apple’ın 2014 mali yılındaki geliri olan 39,4 milyar dolar ile Snapchat 3 kereden fazla satın alınabilir. – Apple ile kendisinden bir sonraki en değerli şirket olan ExxonMobile arasındaki değer farkı olan yaklaşık 221 milyar dolar ile Lockheed Martin’den tanesi 138 milyon dolara 1601 adet F-22 savaş uçağı alınabilir. Hickam's total force integration – Apple geçtiğimiz 12 ayda tam 243 milyon adet iOS cihazı sattı. Yani Amerika’nın nüfusunun yüzde 77’sine birer adet cihaz düşerken her Kuzey Koreliye 10 adet cihaz düşüyor. – Apple geçtiğimiz çeyrekte çalışan başına 258 adet olmak üzere 12,9 milyon adet iPad sattı. – Apple’ın önümüzdeki iki yılda yaklaşık 30 milyon civarı Apple Watch satması bekleniyor. Her bir saati en az 350 dolardan satacağını varsaydığımızda şirket toplam 10,5 milyar dolarlık bir gelir elde edebiliyor ve bu sayı da Nikaragua ekonomisinin büyüklüğüne neredeyse eşit. – Başka bir açıdan baktığımızda ise Apple Watch’ın gelirlerinin 2016 yılının sonuna kadar Roman Abromovich’in “Eclipse” yatını 433 kereden fazla satın almaya yeteceği söylenebilir. roman-abramovich-eclipse-yacht

Bu rakamlar Türkiye için ne anlama geliyor?

“Teknoloji, Tasarım ve Pazarlama” Bunlar ticari başarıya giden yolda mutlaka kullanılması gereken üç temel bileşen haline dönüştü. Ülkemizde tasarım ve pazarlama konusunda başarılı kaynaklara ve şirketlere sahibiz ancak bunu teknoloji alanında da sağlamamız gerekiyor. Bunu başarmak için en değerli doğal kaynak olan genç bir nüfusa sahibiz ancak bunu doğru eğitim ve yönlendirme ile işlememiz gerekiyor. Apple gibi firmalar durdukları yerde, sadece Steve Jobs veya Steve Wozniak gibi isimlerin bir araya gelmesi ile oluşmuyor. Dünyanın en değerli tohumunu doğru toprağa ekip, doğru şekilde bakmadığınız takdirde filizlenmesi mümkün değildir. Türkiye’nin sorunu kaynaklarda değil maalesef onları nasıl kullandığımız ile alakalı. Apple’ın başarısından bu dersi çıkarmalı ve hem politik, hem siyasi, hem de eğitim açısından stratejilerimizi belirlemeliyiz.

Teknolojinin Aşil topuğu: Elektrik

3
2012 yılında 104 milyar dolar değerlemeyle tarihe geçen bir halka arza imza atan Facebook tatminden muaf yatırımcılarını oyalamak için 3 ayda bir ortaya rakamlar döküp saçıyor. Bu sayede onun sadece bir site değil; şirket olarak da nasıl çalıştığı hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Ama şahsen en merak ettiğim soruların cevaplarına bu şekilde ulaşamıyorum. Her ay elektriğe ödediği bedel gibi. Bilişim dünyasının perde arkasına aşina değilseniz enerji konusu aklınıza bile gelmeyebilir. Fakat asla küçümsenecek, ayrıntı olarak görülebilecek bir başlık değil. Örneğin 2008’de aylık 1 milyon dolara fırlayan elektrik faturasının altından kalkabilmek için bizzat Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg Dubai’de yatırım peşinde koşuyordu (aynı dönemde internet erişim maliyeti bunun yarısıydı). Greenpeace 2011’de yayınladığı raporda bilişim şirketlerinin dev veri merkezlerinin kaynak tüketimi ve doğal yaşamın yok olmasında büyük pay sahibi olduğunu iddia etmişti (ve hemen ardından Facebook Greenpeace ile daha temiz enerji kaynakları üstünde çalışma sözü vermişti).
Bir diğer büyük oyuncu Google, muazzam boyuttaki enerji ihtiyacını kampüs ve veri merkezlerinin tepesini kaplayan güneş panellerinden karşılamayı tercih ediyor. Bu çabası sonunda dünyanın en büyük güneş enerji tarlalarından birinin sahibi konumuna geldi. Yetmedi; evlerin çatılarının da benzer şekilde enerji üretimine katılması için bir girişim başlattı. Dünyanın hemen her sektörünün bir ucundan bağlı olduğu ve yokluğunda ne olabileceğini dahi tam olarak hayal edemediğimiz internetin elektriğe bu kadar bağlı olduğunu düşünmek size de endişe verici gelmiyor mu? Sonuçta üretiminde ağırlıklı olarak kömür gibi çevreyi kirleten, barajlar gibi doğanın dengesine meydan okuyan ya da nükleer santraller gibi her an bir faciayı tetikleyebilecek bir nimete sırtımızı dayadığımız bir kaynaktan söz ediyoruz.

Elektrik kesintisi = gelir kesintisi

Kesintisiz hizmet her birey ve şirket için hayati önem taşıyor. Popüler sosyal ağlardan biri su kaynattığı an diğerinde isyan sesleri yükseliyor. Bu nasıl bir ayaklanma yaşatıyorsa Los Angeles Şerifi yaşanan Facebook kesintilerinde kullanıcıların telefona sarılıp kendilerini meşgul etmemeleri konusunda ricada bulundu. Elbette bu aksaklıklar sadece eşin dostun paylaşımlarının derdine düşen kullanıcıların başını ağrıtmıyor. Bilançolarındaki gelir rakamlarından yola çıkarak kabaca bir hesap yaptığımızda anlıyoruz ki bizzat Facebook kendi sitesinin çalışmadığı her dakika 24 bin 420 dolar kaybediyor! Facebook, Twitter gibi dev ve popüler örnekler bu tip yazılar için her zaman en lezzetli malzemeyi veriyor ama gündelik hayatta karşılaştığımız kesintilerin sıkıntısını da küçümsemek mümkün değil (devlet dairelerindeki ‘sistem gitti’ kelimesinin ıstırabını ancak yaşayan, çeken bilir).

Cihaz dolarken cepler boşalır

Bireysel teknolojilerin yarattığı yeni nesil sıkıntılar da cabası. Şarjı biten mobil cihaz çoğumuz için yaşam enerjisinin bitmesine denk. Şarj kablosu taşımak cüzdan taşımaktan daha yaygın bir kültürel kod artık. Priz bulamama stresi dev bir taşınabilir şarj cihazı sektörünü doğurdu. Telefon üreticileriyse bütün bunlara rağmen hala daha ince cihaz yarışında (heyse ki Motorola Droid Turbo gibi umut verici örnekler de yok değil). Verimsiz pil teknolojisinin beslediği ‘şarj bağımlılğının’ yan etkisiyse israf ettiği enerji. Gün ya da gece boyu şarjda kalan cihazlar ne yazık ki hiç de azımsanmayacak derecede elektriği havaya savuruyor. Endüstriyel verilere göre telefonlarımız şarj olurken (ortalama) 3,69 Watt, şarj olduktan sonra fişe takılı kalırsa 2,24 Watt elektrik harcıyor. 8 saatlik -ideal- uyku süresini şarjda kalan tahmini cihaz sayısıyla çarpınca israfın ürpertici boyutu daha iyi ortaya çıkıyor. Kickstarter’da fonladığım Vampire Proof adlı bir proje bunu basit bir anahtarlı fiş sistemiyle çözüyor. Cihaz tamamen şarj olduğunda elektriği donanımsal olarak kesen son derece basit fakat etkili bir yöntemi temel alıyor. Sektörel bir standart haline gelmesini umarım (Fonladığım benzer bir diğe rprojeyse enerjiyi cihaza göre optimize ederek şarj süresini %92 oranında kısaltan Legion Meter). Varlığına bunca bağımlı olduğumuz enerjiyi bunca hoyrat kullanmamız yaptığımız israfı görememek ve kaynakların sınırsız olduğuna yönelik bir yanılgıya sahip olmaktan başka bir şekilde açıklanamaz. Sorumluluğu kişi ve kurumlar arasında sektirmektense hepimiz, her şapkamızla çaba göstermek ve daha iyisini talep etmek için bir şeyler yapmalıyız.

TechInside Podcast – Bölüm 13

0
[soundcloud url=”https://api.soundcloud.com/tracks/174697930″ params=”auto_play=false&hide_related=true&show_comments=false&show_user=true&show_reposts=false&visual=false” width=”100%” height=”100″ iframe=”true” /] Bu hafta ele aldığımız başlıklar;Mobil cihazlarda şarj sorunu bitebilirFiber teknolojisinde akıl almaz bir rekor kırıldı – Amerikan halkı devletten çok şirketlerden korkuyorIllumio 42,5 milyon dolar yatırımı nasıl aldı?Web sitenizde mutlaka yapmanız gereken üç şey iTunes üzerinde Podcast yayınlarımıza buradan abone olabilirsiniz.

Twitter ve IBM’den küresel ortaklık

0
Twitter ve IBM bugün gerçekleştirdikleri duyuru ile işletmelerin ve kuruluşların, müşterilerini, pazarları ve eğilimleri anlamaları konusunda dönüşüm sağlayacak ve tüm iş kararlarını etkileyecek bir oluşuma imza attıklarını açıkladılar. Bu ortaklık, tüm dünyada milyonlarca insanın yaşama, kurumlara, ürünlere ve hizmetlere dair görüşlerini temsil eden Twitter verileriyle, IBM’in sektörde lider bulut tabanlı analitik, müşteri katılımı platformları ve danışmanlık hizmetlerini bir araya getiriyor. İş birliği kapsamında IBM, Twitter verilerini sunmayı ve uygulama geliştiricilerin uygulamalara veri hizmetlerini dâhil etmelerini sağlayan bulut tabanlı bir veri arıtma hizmeti sunmayı planlıyor. Bu sayede girişimciler ve yazılım geliştiricileri de IBM’in Watson Developer Cloud ya da IBM Bluemix (hizmet olarak sunulan platform) ile oluşturdukları yeni bulut hizmetleriyle Twitter verilerini bütünleştirebilecek. IBM ve Twitter sektörler ve uzmanlık alanlarında uygulanan kurumsal kararları almaya ve geliştirmeye yardımcı olacak bir dizi kurumsal uygulama geliştirecek. İlk ortak çözüm, Twitter verileriyle IBM ExperienceOne müşteri bağlantısı çözümlerini bütünleştirerek satış, pazarlama ve müşteri hizmetleri uzmanlarının, müşterileri ile olan ilişkilerini daha iyi yönetmelerini ve katılım seviyelerini yükseltmek için algı ve davranışları eşleştirmelerini sağlıyor.  Kurumlara veri yoğun beceriler kazandıran IBM Global Business Services uzmanları, işletme genelinde müşteriler için danışmanlık hizmetlerini geliştirmek amacıyla Twitter verilerine erişebilecek. Bunun yanı sıra IBM ve Twitter; bankacılık, tüketim ürünleri, perakende, seyahat ve ulaşım gibi bazı sektörler için benzersiz çözümler geliştirmek için de iş birliği yapacak. Ortaklık, sektörün tek bütünleştirilmiş Strateji ve Analitik uygulaması ve dünyanın en büyük dijital ajansı IBM Interactive Intelligence’dan danışmanlar da dahil olmak üzere on binlerce IBM Global Business Services danışmanının ve uygulama uzmanının becerilerinden yararlanacak. Sektörler ve uzmanlık alanlarındaki iş kararlarını geliştirmek amacıyla yeni çözümlerin hayata geçirilmesi sonucunda IBM ve Twitter, mevcut kurumsal veri akışlarını zenginleştirerek iş kararlarını iyileştirecek. Örneğin, kurumsal verilerle sosyal verilerin bütünleştirilmesi uzun vadeli eğilimlerin tahmin edilmesiyle yeni ürünlerin geliştirilmesine katkıda bulunacak; ya da hava durumları gibi gerçek zamanlı değişimlere dayalı olarak gerçek zamanlı karar verme süreçlerini iyileştirecek. Büyük veri ve analitik danışmanlığı ve teknoloji uzmanlığı alanında dünyanın en derin portföyün sahip olan IBM’in bu alandaki yetkinliği 40 binden fazla veri ve analitik müşterisi ile olan ilişkilerine dayanıyor. Bu analitik portföyü bir yandan Ar-Ge süreçleri, çözümler, yazılım ve donanımları birbirine bağlarken diğer yandan da 15 binden fazla analitik danışmanı, 4 binden fazla analitik patenti, 6 binden fazla endüstri çözüm ortağı ve müşterilerine kurumlarını dönüştürme sürecinde büyük veri kullanımı konusunda destek olan 400’den fazla IBM matematikçisini içeriyor.  

BlackBerry kurtarılabilir mi?

0
2006 yılında akıllı telefon pazarının yüzde 50’sine hakim olan BlackBerry’nin bu gün aynı pazardaki payının esamesi bile okunmuyor. Peki, BlackBerry kurtarılabilir mi? Bu sorunun amacı aslında BlackBerry’yi kurtarmaktan ziyade yok olmaya doğru ilerleyen bir teknoloji şirketinden çıkartılabilecek yönetim dersi olarak ele alınabilir. Nedir bu dersler? 1- BlackBerry uygulamaları iOS ve Android platformuna taşınmalı Bu gün iOS ve Android mağazalarında arama yaptığınızda karşınıza çıkan tek BlackBerry uygulaması maalesef eski günlerini kaybetmiş olan BlackBerry Messenger (BBM). Oysa BlackBerry kendi cihazları üzerinde çalışan pek çok başarılı diğer uygulamaya sahipti. Bu uygulamaları farklı platformlara taşımak BlackBerry markasının bilinirliği için fayda sağlayabilir. 2- Tekrardan iş odaklı mesajlaşma cihazlarına odaklanmak Güvenli, kolay kullanılabilen ve ucuz fiyata sahip mesajlaşma odaklı cihazlar modern telefonların kabiliyetleri yanında kulağa basit gelebilir. Ancak bu tarz cihazlar pek çok şirketin çalışanlarına vermek isteyebileceği türden bir çözüm sağlayacaktır. BlackBerry geçmişte başarılı olduğu noktayı tekrardan paketleyip, doğru fiyat ile pazara sunabilir. 3- BBM’i ihmal etmemeli BlackBerry Messenger iOS ve Android platformlarında bulabileceğiniz tek BlackBerry uygulaması. İş dünyasının kesinlikle animasyonlu etiketlere, cicili bicili görsellere ve aile fotoğrafları paylaşmaya ihtiyacı yok. Güvenilir, hızlı ve kolay bir mesajlaşma platformu olan BBM yeniden küllerinden doğabilir. BBM’i popüler mesaj uygulamaları ile yarıştırmak yerine BlackBerry’nin iş odaklı şekilde geliştirmeye devam etmesi gerekiyor. 4- BlackBerry Enterprise Server’i geliştirmek Kim ne derse desin BES iş dünyası için mükemmel bir mobil cihaz yönetim platformuydu. Her ne kadar BlackBerry BES’i geliştirmeye devam ettiyse de bu noktadaki yenilikçiliği kaybetti. Tekrardan bu sahaya dönmesi, odaklanması ve BES’i tüm cihazları yönetecek bir bulut servisi olarak konumlandırması ona bir şans tanıyabilir. 5- Güvenlik, Güvenlik ve Güvenlik BlackBerry’nin en güçlü yönü güvenlik altyapısıydı ve özellikle son iki yıldır uluslararası güvenlik skandallarından sonra BlackBerry tekrardan bu alandaki üstünlüğünü dile getirip kendini ön plana çıkartabilir. Veya… BlackBerry bu güne kadar kaybettiği iyi mühendisleri, son CEO’sunun talihsiz açıklamaları ve ümidini kaybetmiş olmaktan dolayı birilerinin kendisini satın almasını beklemeye karar vermiş olabilir.

Ne olacak bu e-ticaretin hali?

0
Kaspersky Lab ve B2B International tarafından Türkiye’nin de dahil olduğu ülkelerde gerçekleştirilen ankete göre, dünya genelindeki internet kullanıcılarının yüzde 49’uevrimiçi alışveriş yaparken ya da para transferi gerçekleştirirken kendilerini güvende hissetmediklerini söyledi. Türkiye’de kullanıcıların yüzde 56’sı ise siber dolandırıcılığa karşı korunduklarını bilseler çevrimiçi ödeme sistemlerini daha sık kullanacaklarını belirtti. Kullanıcıların bu tutumları göz önüne alındığında, tüketicilerin çevrimiçi ödeme hizmeti sağlayıcılarının güvenlik uygulamalarına güvenmedikleri ortaya çıkıyor. Anket sonuçları, Türkiye’de kullanıcıların yüzde 58’inin internette karşılaşabilecekleri finansal dolandırıcılıktan korktuklarını gösteriyor, Avrupa genelinde bu oran yüzde 62. Sonuçlar ayrıca müşterilerin bu konudaki başka birçok çekincesini de ortaya çıkarttı. Örneğin, Avrupa’da çevrimiçi ödeme yapan kullanıcıların yüzde 34’ü finans şirketleri tarafından sunulan resmi mobil uygulamaların dahi güvenliği sağlamak için daha fazla koruma gerektirdiğine inanıyor, Türkiye’de bu oran ise daha yüksek, yüzde 54. Ayrıca, Türkiye’de kullanıcıların yüzde 49’u finansal bir işlemi güvenlik tedbirlerinden emin olmadıkları için tamamlanmadan sonlandırdıklarını belirtmiştir. Kaspersky Lab Dolandırıcılık Önleme Bölümü Dünya Başkanı Ross Hogan; şu yorumları yaptı: “Birçok kullanıcı, hala bilgisayarları ya da mobil cihazları üzerinden çevrimiçi alışveriş yapmak yerine, fiziksel satış noktalarında nakit ödeme ile veya banka kartlarını kullanarak alışveriş yapmanın daha güvenli olduğunu düşünüyor ve bu isteksizlik çevrimiçi ödeme pazarının gelişmesini engellemektedir. İnsanları elektronik ödeme hizmetlerini daha etkin bir şekilde kullanmaya başlamaları konusunda teşvik etmek için bankaların, çevrimiçi mağazaların ve e-ödeme sistemlerinin kullanıcılara siber dolandırıcılara karşı güvende olduklarını hissettirmeleri gerekir. Ödeme hizmeti sağlayıcıları için bunun bir yolu, çevrimiçi olarak veya mobil cihazlar üzerinden yapılan bankacılık işlemlerini ve ödemeleri finansal dolandırıcılığa karşı korumak için özel olarak tasarlanmış ilave güvenlik katmanları sunmaktır. Finansal işlemlere odaklı bu ilave korumaların varlığı, kullanıcılara paralarının güvende olacağı konusunda anlık ve görünür bir güvence veriyor.”

Bilişim 2014 için geri sayım başladı

0
Türkiye Bilişim Derneği (TBD) tarafından her yıl geleneksel olarak düzenlenen Ulusal Bilişim Kurultayı’nın 31’incisi Bilişim 2014, bu yıl ilk kez CITEX’2014 Ankara Bilişim Fuarı’yla birlikte gerçekleştirilecek. Kurultay, 6-9 Kasım 2014 tarihlerinde Ankara Ticaret Odası (ATO) Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda (Congresium) düzenlenecek. Bilişim 2014 kapsamında 6 Kasım’da açılışı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan, 7 Kasım’da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız gerçekleştirecek. Bilişim 2014’ün ana teması “Sayısal Gündem 2020” Bilişim 2014, bu yıl ülkemizin çağdaş ve uygar bir bilişim toplumuna dönüşümü için Avrupa Birliği’nin (AB) Ağustos 2010’da kabul ettiği yedi eylem alanını kapsayan “Sayısal Gündem 2020” ana temasına odaklanacak. Turhan Menteş: “Genç nüfus olmadan Avrupa hedeflerini gerçekleştiremez” TBD Yönetim Kurulu Başkanı Turhan Menteş, bu konunun Türkiye için çok önemli olduğunu ve dernek olarak son 2 yıldır AB kapsamında sürdürülen Sayısal Gündem 2020 çalışmasının içeriğini Türkiye’de zenginleştirmek için çaba gösterdiklerini söyledi. AB çerçevesinde oluşturulacak sayısal tek pazarda Türkiye’nin de yer alması gerektiğini vurgulayan Menteş, şu bilgileri verdi: “Avrupa’nın giderek yaşlanan nüfusu Sayısal Gündem 2020 hedeflerinin gerçeğe dönüşmesinin önünde bir risk oluşturuyor. Teknolojiyi tetikleyerek dünyayla rekabet etmek isteyen ve ekonomisini yeniden canlandırmayı amaçlayan Avrupa, bunun için ihtiyaç duyduğu niteliklerle zenginleştirilecek iş gücünü bulmakta zorlanıyor. Türkiye’nin bölgede yatırım için tercih edilmesinin en büyük nedenlerinden biri bu. Türkiye, yarısından fazlası 29 yaşın altında olan dinamik nüfusuyla istenen nitelikte iş gücünü ortaya koyabilmek için büyük bir potansiyele sahip. Bu nedenle TBD olarak Sayısal Gündem 2020 programının Türkiye’de bir an önce anlaşılması ve uygulanması gerektiğine inanıyoruz. Geçtiğimiz yıl bu amaçla 650 uzmandan oluşan 40 farklı uzmanlık grubu oluşturduk. Bu gruplar ilk çalıştaylarını Bilişim 2014’te gerçekleştirecek. Söylemin ötesine geçerek ikna, müzakere, izleme, yazılı takip süreçlerini hayata geçirecek.” Türkiye’de bilişim sektörü 2015’te yüzde 12 büyüyecek TBD, 31. Ulusal Bilişim Kurultayı’nda sunulmak üzere, bilişim sektöründe görev alan 89 uzmanın katkılarıyla 2014 Değerlendirme Raporu’nun detaylarını Bilişim 2014’te paylaşacak. TBD 2014 Değerlendirme Raporu’nda Türkiye’nin, 21. yüzyılda etkin bir dünya gücü olabilmesinin ancak ve ancak kendi bilişim teknolojilerini üretebilmesi ve geliştirdiği teknolojilerle uluslararası arenada rekabet edebilmesiyle mümkün olabileceğinin altı çiziliyor. Raporda ayrıca giderek büyüyen bilişim teknolojileri pazarının sürekli yeni elemanlara ihtiyaç duyduğu ve talep karşılanamadığı için kariyer fırsatlarının değerlendirilemediğine dikkat çekiliyor.

Yatırımcıların yeni mecrası: Mobil İnternet

0
İnternet dünyası yatırımcıların en çok ilgisini çeken alanlardan birisi zira hızlı giriş, hızlı büyüme ve kârlı çıkışlar için yeni ekonomilerin lokomotifi olmayı başardı. İnternet hâlâ popülaritesini koruyor ve büyümeye devam ediyor ama yatırımcıların ilgisini çeken çok yeni bir alan daha var; Mobil İnternet. Digi-Capital tarafından yayınlanan Mobil İnternet Yatırım araştırmasına göre son 12 ayda mobil internet alanındaki girişimlere gerçekleşen yatırımları önceki döneme göre yüzde 232 artarak toplam 19,2 milyar dolar büyüklüğe ulaştı. Farklı bir şekilde ifade edersek Türkiye’nin yaklaşık ortalama 1,5 aylık tüm ihracat tutarına eşit bir rakamdan bahsediyoruz. Yatırımların dağılımına baktığımızda; digi-capital-mobile-internet-invesment En büyük yatırımı 4,2 milyar dolar ile mobil ticaret (mCommerce) girişimlerinin aldığını görmekteyiz. mCommerce’i sırasıyla, ulaşım ve seyahat, yardımcı uygulamalar ve oyunlar takip ediyor. Raporun bir diğer ilgi çekici noktası ise Apple iOS platformundaki tüm uygulama indirmeleri içinde sadece yüzde 40 payı olmasına rağmen oyunların tüm cirodan yüzde 74 pay alması. TechInside Analizi: Türkiye’deki girişimciler açısından bu gelişme yeni girişimlerin özellikle mobil alana odaklanmaları gerektiğini ortaya koyuyor. Eğer internet tabanlı girişim fikrinizin odağında mobil cihazlar yoksa bile uygulamanızın mutlaka mobil platformlarda da desteklenmesi bir zorunluluk haline gelmiş durumda.

Microsoft’un geleceği oldukça bulutlu

1
Dışarıdan baktığınızda Microsoft’u yazılım, oyun konsolu ve birtakım cihazlar satan bir şirket gibi görüyor olabilirsin ama işin gerçeği inanılmaz bir hızla bulut alanında büyümeye devam ediyor. Elbette bu ilk bakışta belli olmuyor. Şirketin Temmuz – Eylül çeyreğini kapsayan son gelir raporuna göre 23,2 milyar dolar geliri ve 4,5 milyar dolar net kârı bulunuyor. Office yazılımından gelen bulut gelirlerinin ve herkese açık bulut sunucu servisi Azure’den gelen gelirlerin dahil olduğu “ticari bulut” gelirleri sadece 1,2 milyar dolar ile yazılım devinin satışlarının yüzde 5’ini oluşturuyor. Fakat biraz daha yakından bakıldığında Microsoft’un ticari bulut gelirlerinin şirketin tümünden 11 kat daha hızlı büyüdüğü, sadece önceki çeyreklere göre iki katından fazla genişlediği görülebiliyor. Tüm şirketin gelirleri aynı zaman aralığı için sadece yüzde 11 büyümüş durumda. (Bu orana Microsoft’un Nokia’nın telefon birimini satın alışından sonra Temmuz-Eylül aralığında telefon satışlarından elde ettiği 2,6 milyar dolar dahil değil.) Üstelik, Microsoft’un bulut ve “kurumsal servis” operasyonları ile alakalı brüt kârı çeyrek içerisinde neredeyse üçe katlanmış durumda. Bu kâr çeyrek içinde yüzde 194 artarak 805 milyon dolara ulaştı. Genel olarak Microsoft’un brüt kârı ise çok az artarak yüzde 8’e yaklaştı (yine Nokia hariç).
Bulutların üzerine çıkmak
Tüm bunlar uzun zamandır süregelen ve Microsoft’un Windows ve Office’e bağımlı eski bir yazılım şirketi olduğu görüşünün değişme zamanının geldiğini gösteriyor. Windows ve Office elbette büyüklükleri sebebiyle önümüzdeki senelerde de Microsoft’un işlerinde anahtar rolü oynayacaklar fakat daha da büyümüyorlar. Microsoft’un “cihaz ve tüketici lisansları” (yani tüketici bilgisayarları ve diğer cihazlar için olan Windows’ların) gelirleri tüketicilerin bilgisayarlardan tablet ve telefonlara devam eden geçişini göstererek yüzde 8,7 düştü. “Kurumsal lisanslar” (yani şirketler için olan Windows’lar) ise çeyrekte sadece yüzde 2,7 büyüdü. Her iki segment de yüzde 92 ile yüzde 93 aralığında değişen brüt kâr oranı ile oldukça kârlı kalmaya devam ediyor. Gerçekten de 14 milyar dolarlık gelir ve 12,9 milyar dolarlık brüt kar ile tam manasıyla ana gelir kaynakları oldukları söylenebilir ancak bu kaynaklar genişlemiyor, hatta zaman ilerledikçe tersi bir durumun söz konusu olduğu söylenebilir. Düz mantık genellikle yanlış çıksa bile farklı bir bakış açısı kazandırması için şunu düşünün: Microsoft’un bulut işi bu hızda büyümeye devam ederse (ki böyle olmayacağı neredeyse kesin) sadece dört yıl içinde tüm Windows işinin önüne geçebilir. Microsoft her ne kadar yardımcı olarak kalsalar da elbette daha pek çok ilginç şeyler yapmaya devam ediyor. Surface tabletlerinin satışı çeyrek içinde ikiye katlanarak 1 milyar dolara çıktı. Toplam Xbox satışları da ikiye katlanmış durumda ancak Microsoft hâlâ Xbox 360 ile Xbox One’ı tam olarak birbirinden ayırmış değil, bu da ikincisinin övünülebilecek bir yanı olmadığını gösteriyor. Şimdilik şirketin gerçek geleceği bulut gibi duruyor.

TechInside Analizi: Türkiye Açısından Ne Anlama Geliyor?

Her geçen gün bulut servis ve hizmetleri giderek artıyor. Öyle ki gelecek 3-5 yıl içerisinde kişisel cihazlarımızda hiç bir veri saklamıyor ve tümünü internet üzerinden kullanıyor hale gelebiliriz. Bu durumda dünyanın en büyük servis sağlayıcılarının veri merkezlerini barındırdığı ülkelerin dünya veri trafiğinde veri ihracatı yaparak milyarlarca dolar kazandığı bir ekosistem oluşurken Türkiye maalesef kendi ürettiği verinin ithalatçısı durumuna düşebilir. Bu sebeple Türkiye’de veri merkezlerinin hızla arttırılması, yatırımların teşvik edilmesi ve hatta küresel anlamda Türkiye’nin bir veri merkezi cenneti olması için politikaların belirlenmesi gerekiyor. Elbette 5651 gibi kanunları tartışırken bu vizyon nasıl ortaya konulacak şimdilik büyük bir muamma.

Amazon ve Apple’ın büyük bir problemi var!

0

Fire Phone’un başarısızlığı Amazon’un felaketle sonuçlanan son çeyreğinin sebebi olarak anılıyor ancak dünyanın en büyük çevrimiçi perakendecisinin başında daha da kara bir bulut var. Amazon’un çekirdek işi ve varoluşunun temel sebebi olan “kitap ve diğer medya ortamlarının satışı” kararsızlaştı. Problem ise insanların artık bir şeyler satın almak istememesi, bunun yerine kiralamayı tercih etmesi.

Amazon bu konuda yalnız da değil. Müşteri önceliklerinde uzun süre önceden öngörülen ‘sahiplikten-erişime’ olan geçiş insanları bir şeyler satın almaya ikna etmek olan bir diğer şirket Apple’dan da bir şeyler götürüyor. Ortam satışı üzerine inşa edilmiş şirketler için basit varsayımları gözden geçirme vakti geldi.

Geçtiğimiz çeyrekte Amazon’un Kuzey Amerika’daki kitap, müzik, film ve oyun satışı bir önceki seneye göre yüzde 5 büyüdü. Bu oran kulağa sağlam gelebilir ancak BGC Financial’dan bir analist olan Collin Gillis’in söylediğine göre bu rakam geçtiğimiz 5 senedeki yıllık büyüme rakamları arasında en düşüğü. Gillis; “Kitap yayıncısı Hachette ile yaşanan çekişmeye baktığımızda oldukça halka açık bir şekilde yapılan bu kavganın bazı kitapların satışının durdurulması kararından ve okuyucular üzerinde Amazon’a karşı ters etki yapmasından dolayı ortam satışlarını kötü etkilediğini görmemek zor.” diyor.

Problem: Pek çok insan artık bir şeyler satın almak istemiyor, onun yerine kiralamayı tercih ediyor.

Ancak Amazon’a göre baş suçlulardan bir tanesi kulağa en azından çok daha zararsız gibi gelen ‘ders kitapları’. Amazon’un CFO’su Tom Szkutak Perşembe günü analistlere yaptığı açıklamada “Kuzey Amerika’daki ortam satışlarının büyüme oranlarına bakıldığında gördüğümüz tek şey kuşkusuz ders kitapları alanında satın alımdan kiralamaya olan bir kayma.” diye konuştu. Szkutak aynı zamanda daha çok müşterinin dijital ortamları satın almak yerine kiraladığını da söyledi.

Problemleri Amazon’un kendisi için yarattı

İki durumdaki ironi ise bu problemleri Amazon’un kendisi için yaratmış olduğu. Ders kitapları kiralamalarının patlamasındaki bir sebep de şirketin bunu oldukça kolay hale getirmiş olması. Kitap kiralamak isteyenler ve kitaplarını kiralayabilecek olanların birbirlerini takip etme zorunluluğu yerine kullanılmış bir kitabın sahibi bunu Amazon’da kolayca listeleyebiliyor. (Bu da kitap basımcılarının nefret ettiği bir model zira onlar sadece satılan yeni kitaplardan para kazanabiliyorlar – ki bu da ders kitapları fiyatlarının bu derece uçmasının bir sebebi).

Aynı şekilde Amazon internet üzerinden yayınlanan ortamları o kadar pratik hale getirdi ki satın alma isteği yok oldu. Örnek olarak Amazon üzerinden dijital video satın almak veya kiralamak bir indirme işlemi barındırmak zorunda değil. Yani gerçekten “elinizde olmasına” gerek yok. Videonuzu Amazon’un bulut servisleri sayesinde uygulamalardan, tarayıcılardan ve internet televizyonu kutularından izleyebilirsiniz. Bu düzen Amazon’a hâlâ para ödediğiniz için şirketin yararına gözükebilir ancak sahip olmak için ödediğiniz paradan daha az ödeyeceğiniz için muhtemelen ona daha az kazandıracak.

‘Elma’dan da bir ısırık 

Cuma günü borsanın Amazon’u dövmeye başladığı sıralarda Apple’ın da “sahip olma” ile kendi problemleri olduğunu gösteren bir rapor yayınlandı. Anonim kaynakları gösteren Wall Street Journal iTunes üzerinden dijital müzik satışının yıl başından bu yana yüzde 13 ile yüzde 14 arasında düştüğünü raporladı. Journal’ın raporuna göre bu durum müzik endüstrisini endişelendiriyor zira Apple dünyanın en büyük müzik satıcısı.

Apple da problemin yaratılışından büyük ölçüde sorumlu

Eğer daha az insan Apple’dan müzik satın alıyorsa muhtemelen daha az insan artık müzik satın alıyordur, bu kadar basit. Sebebi de oldukça açık; Amazon gibi Apple da problemin yaratılışından büyük ölçüde sorumlu. Müzik akışı uygulamalarının yükselişi güçlü, taşınabilir, çevrimiçi ve hızlı veri transferi için yüksek bant genişliğine sahip olan cihazlar olmadan gerçekleşemezdi. Bir başka deyişle iPhone akışın uygulanabilir ve popüler bir müzik tüketim aracı haline gelmesinde sorumlu. Journal’ın işaret ettiğine göre Apple Beats’in hem kulaklıklarını hem de akış servisini satın alarak bu trendden haberi olduğunu göstermiş durumda.

Bu makalenin orjinali ilk kez Wired’da yayınlanmıştır.


TechInside Analizi: Türkiye Açısından Durum Nedir?

Basın Yayın Birliği‘nin 2013 Türkiye kitap pazarına yönelik yayınladığı rakamlara göre ülkemizde kitap okuma oranlarının, düşünüldüğü kadar, düşük olmadığı görülmekte. Öte yandan Türkiye’de dijital kitap (e-kitap) pazarının henüz emekleme aşamasında olduğunu söyleyebiliriz. Bu yıl içinde pazarda biraz hareketlenme olması önümüzdeki yıllarda e-kitap pazarında kiralama veya dijital satın alma cephesinde gelişmeleri beraberinde getirecektir ancak genel olarak kitap pazarının henüz yeterince doygunluğa ulaşmadığı ve büyümediği için dijital kitaplar ve kiralama modeli Türkiye’deki geleneksel kitap satışları karşısında kısa ve orta vadeli bir gelecekte tehdit oluşturmayabilir.

Aynı şeyi müzik pazarı için söylemek içinse güç. iTunes, Spotify, Deezer gibi platformların Türkiye pazarında yaygınlaşması ve özellikle kiralama modeli ile çalışan Spotify ve Deezer’in müzik satışlarını olumsuz yönde etkilediğini açıkça görebiliyoruz. Ancak bu Türkiye pazarına has bir durum değil.