Avrupa robot hakları için yasa hazırlıyor

0
Avrupa Birliği içinde bazı parlamenterlerin, yakın gelecekte sosyal hayatı yakından etkileyecek robot çalışanlar konusunda yasal düzenlemelerin nasıl olması gerektiğini araştırmaya başladığını ve yasa teklifleri hazırlamaya çalıştığı ortaya çıktı. AB’de hazırlanan yeni yasa tekliflerine göre robotlar “elektronik kişiler” olarak kabul edilecek ve belli bazı haklara sahip olacaklar. İş yerlerinde çalışan robotlar için aynı gerçek insanlar gibi, sosyal güvenlik primleri ödenmeye devam edecek. Bu prim elbette robotlar yaşlandığında emekli maaşı alsın diye değil, ülkelerin sosyal güvenlik kurumlarının çökmemesi ve yaşlı, bakıma muhtaç, emekli maaşı alan vatandaşların hayatına devam edebilmesi için ödenecek. Zira, bir ülkedeki işletmelerin çoğu robot çalıştırmaya başladığında ve sosyal güvenlik kurumlarına prim ödemeyi bıraktığında, o ülkedeki sosyal güvenlik sisteminin çökmesine kesin gözüyle bakılıyor. Yasa taslaklarına göre, şirketlerin insan yerine robot çalıştırarak sosyal güvenlik primi ödemelerinden ne kadar tasarruf ettiklerini deklare etmesi zorunluluğunun da getirilmesi düşünülüyor. Bu tasarrufun özel bir vergi oranı ile vergilendirilmesi de mümkün. Robotlar için ödenecek düşük tutarlı sigorta primlerinin bir kullanım alanı da robotların yaratabileceği hasarların tazmini olacak. Yapay zeka tarafından kullanılan bir taksi kaza yaptığında hasar tazmini için bu sigorta devreye girecek. Fabrikada işlem yapan bir robot bozulup çevresine veya insanlara zarar verecek olursa, gerekli masraflar yine bu sigorta fonlarından karşılanacak. Tüm çalışmaların şimdilik hazırlık aşamasında olduğunu unutmamak gerekiyor ve tüm üye ülkelerin her teklifi kabul etmesi beklenmiyor. Ayrıca yıllar içindeki gelişmelere göre yasa taslaklarının yeniden şekillenmesi mümkün olacak. AB yetkilileri bu hazırlıkların 10 sene içinde hayata geçmeyeceğini ama 50 sene içinde artık yürürlüğe girmesi gerekebileceğinin altını çiziyorlar.

Tesla SolarCity’yi satın mı alıyor?

0
Tesla ve SolarCity iki “kardeş” şirket. İkisi de Elon Musk tarafından kurulmuş ve elektrik enerjisi alanında hizmet veren şirketler. Tesla, elektrik enerjisi ile çalışan otomobiller üretirken SolarCity ise ABD’de evlere ve kurumlara güneş enerjisi panelleri kurarak, güneş enerjisi ile elektrik üretimine dair hizmet veriyor, kurulan sistemlerin bakımını yapıyor. İki şirketin kurucuları aynı olsa da hissedarları farklı ve ayrı ayrı yönetimlere sahip. Her ne kadar iki şirketin kurucusu Elon Musk olsa da şirketlerin karar mekanizmaları farklı işliyor ve hesap verdikleri hissedarlar farklı. Elon Musk şimdi, SolarCity’nin güneş enerjisi teknolojilerine dair üretim kapasitesini ve uzmanlığını otomobil üreticisi firma ile birleştirip iki şirketi Tesla adı altında yöneterek daha üretken, hızlı ve etkili bir operasyon yaratmayı planlıyor. Bu amaçla da otomobil şirketi şimdi Solar City’yi satın almak için teklif yaptı. İlk teklifin 2,5-3 milyar dolar arasında olduğu ve SolarCity yönetim kurulunun bu teklifi az bularak reddettiği söyleniyor. Dolayısıyla Musk’ın kendi kurduğu şirketi satın almak için kesenin ağzını açması gerekecek. Öte yandan, SolarCity hissedarlarının ve yönetim kurulunun şirketin satışı konusuna sıcak bakmasının piyasada duyulması halinde, farklı alıcıların da oyuna dahil olmak için fiyat vermesi ihtimali var ki, bu durumda yakın gelecekte Tesla otomobilleri için kritik öneme sahip olacak SolarCity’nin güneş enerjisi teknolojilerinin, başka şirketlerin eline geçme riski oluşacak. Yine de Musk’ın, kurucusu olduğu iki şirketi birleştirmek için şirketler üzerindeki etkisini kullanacağından kimsenin şüphesi yok. Şimdi tek merak edilen konu, bu birleşme elektrikli otomobil üreticisine kaç milyar dolara mal olacak ve bu alışveriş yüzünden yakın gelecekteki otomobillerinin fiyatlarına zam yapılıp yapılmayacağı… Bekleyip göreceğiz. Bu arada, SolarCity’nin CEO’su da çalışanlarına gönderdiği memoda, bu sürpriz satın alma teklifi hakkında sosyal medyada hiçbir yorum yapmamaları konusunda çalışanlarını uyarmış bulunuyor, dolayısıyla iki şirketin içinden de şimdilik bilgi almak kolay görünmüyor.

Bitcoin’e Kanadalı alternatif geliyor

0
Blockchain teknolojisinin işlem yaparken sunduğu üstün güvenlik özellikleri ve kolay kullanım, dünyanın dört bir yanındaki ülkeleri harekete geçiriyor. Henüz önceki gün İsveç’in benzer bir teknolojiyle tapu sicil süreçlerini blockchain’e taşıma planlarının duyulmasının ardından, şimdi de Kanada Merkez Bankası’nın özel bir etkinlikte yaptığı sunum gündeme geldi. Payments Panorama adını taşıyan bu etkinlikte Kanada’nın en yetkili finans kuruluşu, adını CAD-Coin olarak belirledikleri ve blockchain teknolojisini baz alacak bir dijital “kripto para” geliştirdiklerini duyurdu. Kanada Merkez Bankası, bankalar arasındaki para akışını daha kolay ve güvenli hale getirmek için böyle bir teknolojiye geçmeyi planlıyor. CAD-Coin’in tasarım, geliştirme ve test süreçlerinde ise New York merkezli, blockchain alanında uzmanlaşmış R3 adlı startup danışmanlık veriyor. https://www.techinside.com/devlet-daireleri-de-blockchain-kullanmaya-basliyor/ Ülkedeki en büyük beş banka bu geçişi dört gözle bekliyor. Aynı zamanda R3CEV adlı blockchain konsorsiyumu üyesi olan Bank of Montreal, Canadian Imperial Bank of Commerce, RBC, Toronto-Dominion Bank ve Scotiabank; blockchain teknolojisine geçişle birlikte kendi aralarında kolayca para transferi gerçekleştirebilecekler.

CAD-Coin sistemi nasıl işliyor?

Henüz test aşamasında olan sistem, fintech teknolojilerinin yükselen yıldızı blockchain bazlı çalışıyor. Blockchain’i ise sadece finansal değil, her türlü “işlem” için kullanılabilen, farklı veritabanlarını tek platformda toplamaya ve burada güvenle işlem yapmaya olanak tanıyan dev bir hesap defteri gibi düşünebilirsiniz. Dijital paranın hayata geçmesiyle birlikte Kanada Merkez Bankası sisteme dahil olan bankalardan nakit parayı alacak ve bunları kripto para birimine dönüştürecek. Hızla gerçekleşecek bu adımın ardından bankalar, kendi aralarında CAD-Coin cinsinden para transferi gerçekleştirebilecekler. Nakde ihtiyaç duyan banka yine Merkez Bankası üzerinden kripto parasını “bozdurarak” Kanada dolarıyla dolu torbaları şubelerine taşıyabilecek. Kanada fintech konusunda pek çok farklı proje üzerinde çalışıyor ve CAD-Coin bunlardan sadece biri. Ülkenin blockchain teknolojisini perakende ve diğer sektörlerde de nasıl kullanabileceğini araştırdığı biliniyor. CAD-Coin’in ise şimdilik sadece bankalara özel bir sistem olarak kalacağı, Kanadalı vatandaşların bankaya gidip CAD-Coin hesabı açtıramayacağı söyleniyor.

Apple’da inovasyon bitti mi?

0
Steve Jobs döneminden beri Apple’ın iPhone modellerini tasarlamayla ilgili yol haritası değişmemişti; bir yıl büyük değişiklikler içeren ana model piyasaya sürülür, ertesi yıl ise sonunda “S” takısı bulunan bir ara model çıkarılırdı. Ne var ki WSJ kaynakları, bu iki yıllık döngünün 2016 yılında yayınlanacak yeni modelle birlikte kırılacağını öne sürüyor. Adı iPhone 7 mi olacak, yoksa iPhone 6.5S mi bilmiyoruz, ancak habere göre bu yıl tanıtılacak olan iPhone modelleri son çıkan iPhone 6S ve 6S Plus’tan çok da farklı olmayacak. Cihaz ekranı yine sırasıyla 4,7 inç ve 5,5 inç boyutlarında olacak. Yeni iPhone’un tek kayda değer değişikliği, kulaklık girişinin komple kaldırılması ve böylece cihazın daha da ince ve suya dayanıklı hale getirilmesi olacak. Tıpkı yeni MacBook’ta kullanılan tek USB Type-C giriş gibi bu kulaklık girişi kararı da Apple’ın başını ağrıtacak gibi görünüyor. Büyük ihtimalle basın dünyası ikiye bölünecek; kulaklık girişinin aslında ne kadar önemsiz olduğunu ve Apple’ın yine müthiş bir inovasyona imza attığını düşünenler ve ellerinde 300 dolarlık Beats kulaklıklarıyla ortada kalanlar… Elbette Apple bunun da önlemini almış ve cihazı piyasaya Lightning girişi 3,5 mm kulaklık girişine çeviren bir aparatla sürecek.

Apple bu yılı neden komple pas geçmedi?

Yeni iPhone modelinin çıkış tarihinden ziyade, başta bahsettiğimiz döngü daha fazla zihinleri kurcalıyor. Çünkü eğer gerçekten yeniliklerle gelecek model için inovasyon periyodu iki yıldan üç yıla çıktıysa, arada kalan iki yılda bir yerine iki cihaz çıkarmak (üreticinin yapacağı pazarlama sonucunda elde edeceği tonla para dışında) kullanıcılar açısından çok anlamlı gelmiyor. İki ara model yaparak üç yıl arka arkaya cihaza pazar sürmek yerine, bir ara model ve çok daha iyi bir yeni cihaz daha mantıklı görünüyor. Öte yandan, tic-toc olarak bilinen iki yıllık döngünün sadece akıllı telefon pazarında değil, işlemcilerden televizyonlara kadar teknolojinin her alanında kullanıldığı düşünülürse, Apple’ın bu zinciri kırması aslında bir yandan “akıllı telefonda (ya da Apple’da) inovasyon ateşi sönüyor mu?” sorularını beraberinde getiriyor. Son 2-3 yılda hem Apple hem Samsung hem de diğer Android markaları tarafından geliştirilen teknolojilere baktığımızda, parmak izi okuyucu ve köşeleri de ekrana dahil edilmiş telefonlar dışında elle tutulur bir yenilik, bir devrim göremiyoruz. Kamera çözünürlükleri, işlemci hızları ve RAM büyüklüklükleri, kısacası “rakamlar” artıyor o kadar… Apple’ın çıkardığı son ana model olan iPhone 6’daki en büyük “inovasyon” ekran boyutunun 4,7 inç ve 5,5 inç şeklinde artmasıydı. Android cihazlar yıllardır bu boyutlarda piyasaya sürülüyor. Kısacası, gerek Apple gerek diğer şirketler için akıllı telefon özelinde konuşacak olursak inovasyon trendinin sonuna yaklaştığımızı söylemek çok da yanlış olmaz. Bundan sonra cihazlar değil, yazılımlar konuşacak. Farkı iPhone ve Galaxy değil, iOS ve Android belirleyecek.

Bir ihtimal daha var…

Şirket bu yıl iPhone 7’yi tanıtsaydı, önümüzdeki yıl bir iPhone 7S ile karşımızda olacaktı. Oysa 2017 yılı, iPhone’un 10. yılını temsil ediyor. Küçük bir ihtimal de olsa, 10. yılda “S” takılı bir ara model yayınlamak istememiş ve sadece tek seferliğine iki yıllık model döngüsünü kırmış olabilir. Ancak durumun gerçekten bu olduğunu öğrenmek için 2019’a kadar beklememiz gerekebilir.

Samsung IoT için 1,2 milyar dolar harcayacak

Nesnelerin interneti konusunda söz sahibi olmak isteyen Samsung, önümüzdeki dört yıl içinde ABD’deki Ar-Ge çalışmalarına 1,2 milyar dolar harcama planı yaptığını açıkladı. Akıllı evleri ve akıllı şehirleri mümkün kılacak küçük internet nesneleri geliştirmek konusunda istekli olan Güney Koreli teknoloji devi bu yatırımı hem kendisi hem de sahibi olduğu küçük start-up’lar üzerinden yapacak. Samsung’un geliştireceği internet nesneleri arasında akıllı tencereler, akıllı tişörtler/giysiler, ampuller, çeşitli ev aletleri ve kişisel ürünler bulunuyor. Ayrıca firma, yaşlıların hayatlarını bağımsız olarak sürdürebilmeleri için internet nesnelerine ihtiyaç duyacaklarını da düşünüyor. Böylece bir bakıcıya muhtaç kalmadan hayatlarını çok daha kolay idame ettirebilecekler. Giderek artan yaşlı nüfusu ve onların ihtiyaçları, şirketin bu alana ilgi duymasının bir diğer nedeni.

Yasalar hazırlanırken söz sahibi olmak istiyor

Samsung’un da kurucuları arasında olduğu ABD’deki “National IoT Strategy Dialogue” (Ulusal IoT Stratejisi Paneli), IoT teknolojilerinin ABD’deki geleceği hakkında önemli çalışmalar yapıyor ve Güney Koreli şirket de bu çalışmalarda söz sahibi olmak adına, yatırımdan geri durmayacakmış gibi görünüyor. Söz konusu kuruluş aynı zamanda ABD’de internete bağlı küçük cihazlar hakkında oluşturulacak yasalarda söz sahibi olmayı da amaçlıyor. ABD devletinin kurula böyle bir görev yükleyip yüklemeyeceği bilinmiyor ancak firma gelecekte ABD pazarında ürünleriyle güçlü konumda olmak için tüm kozlarını kullanıyor.

ABD’de ticari drone kuralları esniyor

0
ABD’de Federal Havacılık Otoritesi (FAA), ticari drone’ların kullanımı hakkındaki yönetmeliği esneteceğini açıkladı. Mevcut kurallar dahilinde ticari drone’lar pilotun görüş sahasından dışarı çıkamıyor ve 120 metreden fazla yükselmesi de yasak. Ayrıca güneş battıktan sonra drone uçurmak da yasak. Ticari drone’ların kayıt edilmesi açılan online sisteme ise bugüne kadar 5300 drone kayıt yaptırmış durumda. Bu ABD’deki milyonlarca drone’ın içinde çok küçük bir rakam. Ticari drone’lar, inşaat şantiyelerinde, video prodüksiyonlarında, güvenlik uygulamalarında veya gösteri/eğlence organizasyonlarında sık sık kullanılıyor. Ancak tüm bu drone’ların sahipleri ağır kurallar nedeniyle şikayet etmekteydi. FAA ise şimdi geceleri uçuş yapmak isteyen ticari drone’ların en az 3 mil mesafeden görülebilecek uyarı ışıkları takarak geceleri uçabileceğini duyurdu. Ağustos’ta kullanıma girecek yönetmelikteki asıl rahatlatıcı madde ise FAA’nın online sayfasına yerleştireceği bildirim formu. Farklı projeler için yönetmelikteki kuralların dışına çıkarak uçuş yapmak gerektiğinde, drone pilotunun bu formla online bildirim yapması gerekecek ve FAA, uçuşun çevrede zarara neden olmayacağına kanaat getirirse, yönetmelik kurallarının dışında uçuşa izin verilecek. Örneğin 120 metre üzerinde uçuşlar yapılabilecek, drone kullanıcının görüş alanından çıkabilecek vs…

Özel mülk ve mahremiyet tartışması

Öte yandan Amazon ve Walmart gibi, akıllı drone’ları pilot olmaksızın kullanarak çok uzak mesafelere sipariş teslim etmek isteyen firmaların talepleri şimdilik bekliyor. FAA konu üzerinde çalışıyor ve araştırmaları sürüyor. Ticari drone’ların kullanımında bir diğer sorun da arazi sahiplerinin hak iddiasından kaynaklanıyor. Kentucky’de süren bir davada, bir arazi sahibi arazisinin dikey olarak havadaki izdüşümü üzerinde drone uçurulamayacağını iddia ederek açtığı dava, bir arazisinin ne kadar yukarısının mülk sahibine ait olabileceği tartışmasına şahitlik ediyor. Mahkemenin vereceği karara göre, ticari drone’ların bu yüksekliğin altına inmeden özel mülklerin üzerinde uçması mümkün olacak veya tamamen yasaklanacak çünkü mülk sahibinin iddiasına göre, ne kadar yüksekten uçarsa uçsunlar drone’lar kendisinin ve ailesinin mahremiyetini ihlal ediyor. Üzerindeki kameralar sayesinde, arazisinin üzerinde durup özel hayatlarını kayıt altına alabilen bu araçların arazisinin üzerinde uçmasının yasaklanması gerekiyor. ABD’de bu arazi sahibine hak verenlerin sayısı hiç de az değil.

Instagram yarım milyar kullanıcıya ulaştı

0
Fotoğraf paylaşım platformu Instagram’ın aylık aktif kullanıcı sayısı yarım milyara ulaştı. Facebook’un patronu Zuckerberg’ün Facebook üzerindeki bir post ile duyurduğu gelişmeye göre, günlük aktif kullanıcı sayısı ise 300 milyona yükselmiş durumda. Zuckerberg’ün 2012 Şubat ayında 1 milyar dolara satın alıp Facebook renklerine kattığı fotoğraf paylaşım servisi, filtreler sayesinde fotoğraflara pratik şekilde profesyonel görünüm kazandırmasıyla bir anda büyük ilgi toplamış ve iOS üzerindeki bir uygulama olarak hızla popüler olmuştu. Instagram 2 Facebook’un yayınladığı rapora göre fotoğraf paylaşım ağında her gün 95 milyon fotoğraf ve video yayına giriyor. Bu sırada, fotoğraf paylaşım servisinin en büyük rakibi olarak adı geçen Snapchat’in ise günlük 100 milyon aktif kullanıcısı bulunuyor. Snapchat ise, Instagram’ın aksine, Zuckerberg’ün 3 milyar dolarlık satın alma teklifini geri çevirmiş olmasıyla anılıyor. 500 milyon kullanıcı sayısına ulaşan fotoğraf paylaşım servisi şimdilik, Facebook konusundaki rahatsızlıklar ortadan kalkmış görünüyor. Zuckerberg’ün servisi satın almasıyla beraber, popüler Instagram kullanıcıları fotoğraflarını yayından kaldırarak, Facebook’un onların fotoğrafları üzerinden para kazanmasına tepki göstermişlerdi. Ancak bu protesto çok uzun soluklu olamadı ve dünya çapında yarım milyar kullanıcı şu anda fotoğraf paylaşım uygulamasının cazibesine kapılmış görünüyor.

Tumblr canlı video yayınına başlıyor

0
Sosyal medya servisleri arasındaki canlı video yayını yarışına Yahoo’nun popüler blog servisi Tumblr de katılıyor. Livevideo.tumblr.com adresini yayına açan blog servisi burada yayınladığı reklam ile hizmetin 21 Haziran günü açılacağını duyurdu. Dolayısıyla, Türkiye’de gece saatlerine denk gelecek şekilde Tumblr’ın canlı video servisinin hizmete girmesi bekleniyor. Blog servisinin video işlevinin nasıl çalışacağına dair şimdilik bilgi yok ancak Yahoo’nun Facebook, YouTube ve Twitter ile rekabet edebilmesi için tüm blog sahiplerinin mobil cihazlarından pratik şekilde yayın yapmasını sağlayacak araçlar sunacağı düşünülüyor. 300 milyon bloga ev sahipliği yapan blog servisinde aylık 555 milyon aktif ziyaretçi bulunuyor. Bloglar konusunda çok esnek olan serviste her formatta içerik yerleştirmek mümkün oluyordu ancak Yahoo’nun satın aldığı blog servisi tam anlamıyla video izlemek için kullanılan bir platform olarak isim yapmamıştı. Şimdi yeni canlı video hamlesinin servise daha fazla ziyaretçi çekmek için etkili olup olmayacağını ise zaman gösterecek.

Walmart robot alışveriş sepetine hazırlanıyor

0
Online alışveriş servisleriyle büyük bir rekabet halinde olan dev süper market zinciri Walmart şimdi ilginç bir teknolojiyi kullanıma sokarak daha fazla müşteriyi mağazalarına çekmeye çalışacak. Dev şirket bundan böyle mağazalarında robotik alışveriş sepetlerini kullanıma açacak. Yeni, akıllı, robot alışveriş sepetleri müşteriyi adım adım takip edecek, böylece müşterilerin sepeti iteklemesine gerek kalmayacak. Ancak sepetlerin tek yeteneği bu değil. Müşterilere, yanından geçtiği reyonlar hakkında bilgi verip alışveriş tavsiyesinde bulunacak olan robotlar ayrıca müşterinin doğrudan sorduğu, bilgi almak istediği ürünler hakkında da bilgi verecek. Diğer bir deyişle, artık müşteriler aradığı ürünün hangi reyonda olduğunu sormak için bir market görevlisi aramak zorunda kalmayacak, doğrudan alışveriş sepetine sorarak, ilgili reyona yönlenecek. Dev markanın online alışveriş servisleriyle savaşmak için elindeki tek silah robotlar da değil. Firma şimdi perakende mağazacılık alanında bir devrim yaparak, mağazalarına gelip gitmek, alışverişlerini evlerine taşımak isteyenler için Uber benzeri bir araç paylaşım servisi kurmaya çalışıyor. Böylece, mağazada alışveriş yapan kişi, eğer otomobil sahibi değilse, ellerinde torbaları ile taksi aramak yerine, Walmart’ın araç paylaşım servisinden bir araç çağıracak ve sistem o sırada yakınlarda dolaşan bir araç sahibini müşteriye yönlendirecek. Örneğin Walmart mağazaları yakınında oturan ve otomobilleri tüm gün boş duran otomobil sahipleri de, çağrı geldiğinde komşularını marketten eve taşıyarak para kazanmış olacak.  

Sorular çalındı, sosyal medya engellendi

0
Cezayir’de Facebook, Twitter ve 3G servisleri geçici olarak erişim engeline maruz kaldı. Sebebi ise lisans sınavlarının sorularının sızdırılması. Kuzey Afrika ülkesinde 555 binin üzerinde öğrenci, soru kağıdının sosyal medyaya sızdırılması üzerine sınavı tekrar almak zorunda kalırken, ülke genelinde sosyal ağlara erişim yasaklandı. Her ne kadar soru kağıdının daha fazla yayılmasını önlemek amacıyla “iyi niyetlerle” gerçekleştirilmiş olsa da, hükümet eliyle sosyal ağların ve iletişim teknolojilerinin erişim engeline maruz kalması eleştiri oklarının hedefine oturuyor. TNW, konuyla ilgili olarak online hizmetlere erişim engeli getirmenin dünya genelinde büyüyen bir trend haline geldiğine dikkat çekerken, “Niyet iyi bile olsa insanların kriz anlarında sevdikleriyle iletişim kurmasının engellenmesi ve doğru bilgi ve haberin yayılmasının önüne set çekilmesi endişe verici” diye ekliyor.

Erişim engeli çözüm değil!

Sosyal medya artık bir lüks değil, günlük hayatın vazgeçilmez bir parçası, aynı zamanda öncelikli iletişim yöntemimiz haline geldi. Hal böyleyken iletişim hizmetlerinin geçici dahi olsa engellenmesi, kurunun yanında yaşın da yanmasına neden oluyor. Cezayir’de yaşanan sızıntı gibi örneklerde devletin yapması gereken, hızlı hareket ederek sızıntının kaynağını hemen tespit etmek ve sorunu nokta atışıyla çözüme kavuşturmak. Cezayir hükümeti emniyet güçleri, ulusal eğitim bürosundaki bazı çalışanlar dahil birkaç kişiyi gözaltına aldığını açıkladı. Devlet halen 2016 yılı soru kağıtlarının nasıl sızdırıldığını tespit etmekle uğraşıyor. Anlaşılan devletlere bir açma kapama şalterinden ziyade, daha donanımlı bir ekip ve daha gelişmiş inceleme teknolojileri gerekiyor.

4 soruda nefret ettiğiniz işe uyum sağlayın

0
İdeal “çalışan mutluğu” için memur olup devlete girmediğiniz sürece, kariyer basamaklarını tırmanırken bir noktada mevcut işinizden mutsuz olduğunuzu fark edeceksiniz. Belki maaşı, belki ofis ortamı, belki de çektiğiniz yol sizi her gün o işe gidip gelmekten alıkoyacak. Ne var ki içinizde körelen çalışma arzusunu, her ay yatan maaş, hayata dair sorumluluklarınız ve ödenmesi gereken kredi borçları nedeniyle bir şekilde yeniden alevlendirmeniz gerekiyor. İster sevmediğiniz bir iş olsun, ister uzak bir ofis, ister belalı bir patron… Gerçekten çalışmak istemediğiniz ve ayrılmak gibi bir seçeneğiniz olmadığında ne yapmanız gerekiyor? Marshall Goldsmith, ilk seçeneğin kolay olduğunu söylüyor: İşten kovulana kadar her gün huysuz biri gibi davranın ve bu süreçte daha çok seveceğiniz bir iş bulun. Bu sırada etrafınızdaki herkes için de ofisi çekilmez kılın, potansiyel müşterileri kaçırın ve ekmek yediğiniz şirketi dolaylı yoldan zarar ettirin…

Gücün karanlık tarafına teslim olmayın

Elbette İstanbul gibi iş hayatının yoğun, rekabetçi ve stresli olduğu şehirlerde bu seçeneğe başvuran insan sayısı hiç de az değil. Zaten bunu herhangi bir toplu taşıma aracına bindiğinizde tanık olabileceğiniz onlarca tartışma ve kavgadan da anlayabilirsiniz. Ne var ki kendinizi bu şekilde mutlu etmeniz çok zor. Gün gelecek ve o bir sonraki işte de aynı hislere kapılacaksınız. O nedenle bu kısır döngüyü kırmak için bazı adımlar izleyebilirsiniz. Goldsmith, LinkedIn’de yayınladığı makalede bu tükenmişlik hissini yaşayan insanlara kendi mutluluklarını sağlayarak işyerinde pozitif tutumlarını sürdürebilmeleri için bazı tavsiyelerde bulunuyor.

Sevmediğiniz işte çalışan mutluluğu yaratın

“Benim önerim, mesainizi birer saatlik parçalara bölmeniz olacaktır. Örneğin, bir saatlik bir toplantıya girdiğinizi düşünün. Bu toplantı size göre anlamsız ve gereksiz, odaya girerken bile ayaklarınız geri geri gitmek istiyor.” Şimdi bir de, bu toplantıdan sonra şu dört basit soruyla imtihana tabi tutulacağınızı varsayın: – Mutlu olmak için elimden gelenin en iyisini yaptım mı? – Bir anlam bulmak için elimden geleni yaptım mı? – Pozitif ilişkiler kurmak için elimden geleni yaptım mı? – Kendimi tam olarak bu toplantıya vermek için elimden geleni yaptım mı? Eğer böyle bir test olsaydı, puanınızı artırmak için toplantı sırasında kendi tutum ve tavrınızı nasıl değiştirirdiniz? “Bu soruyu dünyanın dört bir yanında sayısız yöneticiye yönelttim ve aldığım en popüler yanıtlar şunlardı; – Toplantıda daha olumlu bir tavır sergilerdim. – Toplantıyı birinin ilginç hale getirmesini beklemez, kendim bunu yapardım. – Sunum yapan kişiyi kafamda eleştirmek yerine, ona yardımcı olmaya çalışırdım. – Toplantı odasındaki bir kişiyle pozitif bir irtibat kurardım.” Bu taktiği sadece bir saatlik toplantılar için değil, mesainizin her bir saati için ayrı ayrı yapmaya çalışın. Bu sayede hem zihniniz hem de kalbiniz daha mutlu olmak için istemsizce gayret gösterecektir. Harcadığınız hiçbir saati geri alamayacağınızı hatırlayın. Kendi verimliliğiniz için kişisel bir sorumluluk üstlendiğinizde, şirketinize çok daha fazla fayda sağlayacaksınız. Üstelik daha mutlu bir çalışan olacaksınız. Kim bilir, belki de yeni bir iş arayışına bile son verebilirsiniz!

Devlet daireleri de blockchain kullanmaya başlıyor!

Yakın dönemde nakitsiz toplum hedefine ne kadar yaklaştığını sizlerle paylaştığımız İsveç, bu kez de fintech teknolojileri alanında yeni ufuklar açacak bir atılıma imza atmaya hazırlanıyor. Bunun için yerel blockchain şirketi ChromaWay, danışmanlık firması Kairos Future ve telekom servis sağlayıcı Telia bir araya geldi ve tapu sicil süreçlerinin blockchain üzerinde nasıl işleyeceğini gösteren bir “proof of concept” çalışması hazırladı. Dijital defter, açık araziyi ve yerleşim yerlerini aynı veritabanı üzerinde saklayarak, mevcut yöntemden daha kolay kullanımlı ve daha güvenilir bir sistem için zemin oluşturuyor. Alıcı ve satıcı anlaştığında, gerçekleşen işlem doğrudan blockchain üzerinde kaydediliyor ve ardından alıcı, satıcı, emlakçı, banka ve devlet, yani tüm taraflar aynı süreci tek noktadan takip edebiliyor.

Devlet dairelerinde blockchain dönemi başlıyor!

Tapu sicil işlemlerini kayda değer biçimde kısaltması beklenen blockchain teknolojisi sayesinde aylarca süren süreçlerin saatler, hatta dakikalar seviyesine inmesi teknik açıdan mümkün. Projede danışmanlık hizmeti veren Kairos Future’da Perakende ve Finans Direktörü olarak görev yapan Magnus Kempe, projenin ilk fazını bazı bankalarla test edip olumlu sonuç aldıklarını belirterek ekliyor: “Şimdi projenin ikinci fazına başlıyoruz. Bu aşamada tam ölçekli bir ortamda testlerimizi yapacağız. Projeyi sonbahar dönemine yetiştirmeye çalışıyoruz.” İsveç Tapu Sicili bürosu yöneticilerinden Mats Snall ise, mülk devrinin dijital dokümantasyonu sayesinde tüm tarafların işleme en yüksek derecede güvenlik altında onay vermesinin mümkün olduğunu belirtiyor. İsveç’te bu projeyi takip eden tüm taraflar; yeni sistemin mevcut yönteme oranla daha güvenli, daha hızlı ve hata yapma olasılığı çok daha düşük nitelikte olduğu konusunda hemfikir.

Google’ın yeni hizmeti Türkiye’de nasıl tepki alacak?

0
Google’ın arama hizmeti artık hastalık semptomu arayan kullanıcılara, semptomlarla bağlantılı olasılı hastalıkları ve bu hastalıklara dair pratik tedavi yöntemlerini gösterecek. Arama motorunun yeni hizmeti, detaylı semptom aramalarına karşı duyarlı olacak. Örneğin, “sol kolda karıncalanma ve göğüste ağrı” gibi bir semptomun kalp krizi belirtisi olduğunu haber verecek ve hastaya kanı sulandırıcı bir hap alarak derhal hastaneye yetişmesi gerektiğini söyleyecek. Aynı şekilde, çok daha basit hastalıklar hakkında da teşhis ve tedavi tavsiyelerinde bulunacak. Kullanıcı semptom olarak “Baş ağrısı, boğaz ağrısı, yükselen ateş ve burun akması” ifadelerini girdiğinde arama motoru bunun grip başlangıcı olduğunu söyleyecek ve tedavi için de, örneğin, “yüksek miktarda c vitamini ile desteklenen ateş düşürücülerin ve ağrı kesicilerin ilk aşamada hastayı rahatlatacağı” gibi bir bilgi verecek. Yapay zeka konusunda da büyük yatırımları olan Google’ın, bu tür yapay zekalı dijital doktorlar yaratarak hastalıklar hakkında bilgilendirici içerikler sunduğu bir servis elbette dünya çapında da ilgi toplayacaktır ancak bu yeni servisin Türkiye’de yasaklanma ihtimali de bulunuyor. Arama motoru devi her ne kadar tüm bu bilgilerin tamamen “bilgilendirme” amaçlı olduğunu ve hastanın mutlaka doktoruna danışması gerektiğini vurgulayacak olsa da Türkiye’de tıbbi alanda uzmanlığı olmayan, tıp doktoru olmayan kişi veya kurumların, hastalıklar hakkında tedavi tavsiyesinde bulunması yasak ve üstelik bu konuda medya organları üzerinde de büyük bir denetim ve caydırıcı ağır cezalar bulunuyor. Google’ın, online bir mecra olarak, kişilere tedavi tavsiyeleri vermesinin, mahkemelerce yasaya aykırı bir eylem olarak değerlendirilmesi ve arama motorunun erişime kapatılarak ceza ödemesine hükmedilmesi, çok uzak bir ihtimal değil.

Harvard Tıp Fakültesi ile işbirliği

Öte yandan şirket, olası semptomlar ve hastalık bağlantıları ile tedavi tavsiyelerini Harvard Tıp Fakültesi ile birlikte hazırladıklarını dile getiriyor ve bu açıdan bakıldığında, hizmetin tıp doktorları tarafından hazırlanmış bir online uygulama olduğu düşünülerek Türkiye yasalarına uygunluğu da savunulabilir. Yine de uygulama Türkçe olarak yayına girdiğinde, Türkiye’de önemli tartışmaları tetikleme potansiyeline sahip görünüyor.

Bilet satın alma botlarına hapis cezası

0
ABD’de New York şehri, online bilet satış sitelerinden önemli etkinliklerin biletlerini toplu şekilde ve hızla satın almak için kullanılan bot yazılımlarını yasa dışı ilan etti ve kullananlar hakkında hapis cezası verileceğini duyurdu. Bot yazılımları, New York şehri sakinlerinin uzun zamandır başını ağrıtıyordu. Şehirde düzenlenecek tüm önemli gösteriler, oyunlar, spor karşılaşmaları, konserler için online satış başladığı anda binlerce bileti satın alabilen bu botlar, salondaki en güzel yerleri kapıyor ve bu biletler daha sonra karaborsada yüksek fiyatlarla gerçek meraklılarına satılıyordu. Üç senedir bu yazılımlar hakkındaki bir dava üzerinde çalışan mahkeme sonunda yazılımların yasa dışı ilan edilmesine karar verdi. Söz konusu bot yazılımları o kadar yaygındı ki, son dönemde New York’ta sıradan vatandaşların online bilet satın alma şansı kalmamıştı. Elbette online olarak satılan koltukları, gişelerden satmak da mümkün olmadığı için, New York halkının her türlü sanat, spor, konser, tiyatro etkinliği konusunda karaborsacılara mahkum kaldığını söylemek mümkün. Ünlü müzik grubu U2’nun New York’taki ünlü gösteri merkezi Madison Square Garden’daki konseri için satışa çıkan biletlerden en güzel koltuklara ait 1012’sinin sadece birkaç saniye içinde satın alınmış olması da durumun ciddiyetini gösteren önemli bir örnek. New York ABD’nin en önemli kültür/sanat etkinliklerine sahne olan şehirlerinden biri ancak diğer şehirlerde de benzer sorunların yaşandığı rapor ediliyor ve New York’taki yeni ceza uygulamasının ABD’nin diğer şehirlerine de yayılması bekleniyor. Öte yandan, bu tür botların Avrupa’da veya Türkiye’de kullanıldığına dair henüz şikayet bulunmuyor.

Çin süper bilgisayara doymuyor

0
Süper bilgisayar yarışında liderlik tahtını tekrar ele almak isteyen ABD’ye rağmen Çin liderliği bırakmamaya kararlı. ABD başkanının dünyanın en güçlü bilgisayarlarına ABD’nin sahip olması için özel çalışma emri vermesine rağmen, Uzak Doğu’nun lider ülkesinde geliştirilen yeni süper bilgisayar Sunway TaihuLight, kolay kırılamayacak bir rekora ulaştı. 93 petaflop işlem gücüne sahip olan süper bilgisayar saniyede 93.000 trilyon işlemi sonuçlandırabiliyor. Sunway TaihuLight’ın bu değerli, daha önce dünyanın en güçlü bilgisayarı olan Tianhe-2’nin iki katı. Tianhe-2 ise yine ejderhalar ülkesine ait bir süper bilgisayardı. Sunway TaihuLight’ın görevi, öncüllerinde olduğu gibi, hava tahminleri, gelişmiş üretim hesaplamaları ve büyük veri analizi olacak. Elbette eski süper bilgisayarlar da devreden çıkmış değil. Öte yandan bugün yayınlanan süper bilgisayarlar listesine göre Çin sadece liderliğini yeni bilgisayarla pekiştirmiş değil, tarihte ilk defa ABD’den daha fazla süper bilgisayara sahip oluyor. TOP 500 süper bilgisayar listesine göre ABD’nin listede toplam 165 süper bilgisayarı varken, Çin’in bilgisayarları 167 adete çıkmış durumda. Oysa sadece 10 sene önce Çin’in sadece 28 süper bilgisayarı bulunuyordu ve 30’dan az süper bilgisayara sahip ülkeler listeye alınmıyordu. Öte yandan listenin ilk 10’unda yer alan bilgisayarların Çin, ABD, Japonya, İsviçre, Almanya ve Suudi Arabistan’a ait olması da dikkat çeken diğer bir ayrıntı.

ABD yüz tanıma teknolojisine henüz güvenmiyor

1
ABD’nin iç güvenlik kurumu FBI hakkında hazırlanan bir teftiş raporu, kurum içinde yüz tanıma teknolojisini geliştirmek için kurulan FACE (Facial Analysis, Comparison, and Evaluation) biriminin 411 milyon fotoğraf üzerinde tarama yaptığını ortaya çıkardı. Rapora göre, FBI’ın fotoğraf veri tabanı, ABD’deki tüm devlet kurumlarının elinde bulunan fotoğrafları kapsıyor. Fotoğrafların arasında, tüm dünyadan yapılan vize başvurularındaki fotoğraflar da yer alıyor. Diğer bir deyişle, eğer daha önce ABD için vize başvurusunda bulunduysanız, yüz fotoğrafınız FBI’n veri tabanında bulunuyor. FBI ayrıca, Next Generation Identification (NGI) isimli bir tanımlama sistemi üzerinde de çalışıyor. Parmak izi ve iris taraması gibi biyolojik tanımları da içeren NGI’ın diğer devlet servislerinin kullanıma açılması konusunda ise tartışmalar yaşanıyor. Bu servisler arasında sağlık, sigorta, vergi daireleri hatta bankalar/finans kuruluşları gibi güvenlik dışı hizmetler de yer alıyor. Ancak FBI’ın topladığı verilerin başka kurumların kullanımına açılması ABD’deki mahremiyet yasaları nedeniyle henüz mümkün değil. FBI’ın bu sistemi kullanarak delil sunmasının önünde de yasal engeller bulunuyor. Bir mahkeme, iç güvenlik kurumunun FACE ve NGI’a dayanan delillerinin kabul edilmesinden önce, sistemin isabetli olduğunun ispatlanması gerektiğini vurgulayarak NGI hakkında yıllık raporlar tutulmasına ve isabet oranlarının incelenmesine karar verdi. Dolayısıyla FBI, FACE ve NGI’ı şimdilik soruşturma takibinde kullanacak ancak bu sistemden alınan veriler mahkemede delil olarak kabul edilemeyecek.

Bu 4 Hatadan Uzak Durun, LinkedIn’de Yıldız Olun

1
LinkedIn ipuçları sıralarken sürekli olarak “profesyonellere yönelik sosyal ağ” tanımlamasını kullanıyoruz. Burada geçen sosyal ağ ifadesi onun Facebook, Twitter veya Instagram ile aynı kategoriye konmasına neden olabilir. Ne var ki LinkedIn aslında Sarı Sayfalar’ın daha şık tasarlanmış ve daha erişilebilir halinden ibaret. İnsanlar bu platforma iş bulmak, kariyerini bir üst basamağa taşımak için kaydoluyor. Madalyonun öbür yüzünde ise İK yöneticileri ya da bir sonraki çözüm ortağını arayan şirketler bulunuyor. Bu kitle de yetenekli personeli, başarısını kanıtlamış ajansları ve diğer çözüm ortaklarını arıyor. Kısacası herkes bir arayış içinde. O nedenle LinkedIn’i karikatür paylaşmak için kullanmak, kariyeriniz açısından yapacağınız en büyük hatalardan biri olur. Elbette bu kadar bariz olmayan ve düzeltmek için bir kılavuza ihtiyaç duyabileceğiniz hatalar da var. Sarah Cronin, bu hataların dördünü ve çözüm yöntemlerini şöyle sıralıyor: Hata 1: Doğru anahtar kelimeleri seçmemek LinkedIn sosyal ağ maskesi altında gizlenmiş bir arama motorudur. İK yöneticileri veya çözüm ortağı arayan potansiyel müşteriler, diğer sosyal ağlarda olduğu gibi kedi videosu izlemek ya da tatil fotoğrafı paylaşmak için LinkedIn’e girmezler. Onların burada bulunmasının yegane sebebi; yeni yetenekler, yeni müşteriler ya da yeni yeni iş ortakları aramaktır. Google’ın internet dünyasına arama konusunda öğrettiği en önemli ipucu, arama sonuçlarına yanıt vermenin, doğru anahtar kelimeleri seçmekten geçmesidir. Hedeflediğiniz sektör ve pozisyon her neyse, ona uygun anahtar kelimeleri profilinizin uygun noktalarına “ekmekten” geri durmayın. Bunun için “Yetenekler” bölümü uygun bir başlangıç olacaktır. Profilinizdeki anahtar kelime sayısını en kolay buradan artırabilirsiniz. Ayrıca hedeflediğiniz sektöre özgü anahtar kelimeleri de profilinizin diğer bölümlerinde kullanmayı ihmal etmeyin. Burada atlamamanız gereken en önemli detay, şu an çalıştığınız iş için değil, sizi bulmalarını istediğiniz iş için uygun anahtar kelimeleri seçmektir. Hata 2: Tüm profili üçüncü şahıs ağzıyla yazmak LinkedIn’in sosyal yetenekleri, bir kişiyi diğerine bağlamakta gizli. Sıradan iş başvurularının aksine, burada yapılan her görüşmede karşınızda “Aday #21” değil, bir insan evladı var. Hal böyle olunca, bir özgeçmiş hazırlar gibi tamamı üçüncü şahıs ağzından yazılmış bir LinkedIn profili ihtiyaç duyduğunuz etkiyi sağlamayacaktır. Elbette “Ben şunu yapıyorum, buradan mezun oldum…” gibi fazla kişisel yazmak da sonuç vermez. Bunun yerine profilinizi ziyaret eden kişiyle bir asansörde karşılaştığınızı düşünün. Onu etkilemek için sadece birkaç saniyeniz var, onunla konuşun ve kullandığınız her kelimeyi iyice ölçüp biçin. Neyse ki LinkedIn profili için birkaç saniye içinde bir şeyler üretmek zorunda değilsiniz. Gerekirse bir gününüzü bu işe ayırın ve akıcı, içinde “siz, sizin, size” gibi kullanımlarla diyalog formu verilmiş bir profil metni hazırlayın. Hata 3: Standart bir davet metni kullanmak İş dünyasında birine ulaşmak LinkedIn sayesinde o kadar kolay hale geldi ki; insanlar kuracakları bağlantının değerini ölçüp tartamaz oldu. Normal şartlar altında profesyonel ortamda yeni biriyle tanışacağınız zaman, iyi bir ilk izlenim bırakmak sizin için önem taşır. Özellikle bu kişi hedeflediğiniz iş alanında mühim biriyse. Bu yüzden LinkedIn’de biriyle tanışırken yapılacak en büyük hata, “Merhaba, sizi LinkedIn’deki profesyonel ağıma eklemek istiyorum.” şeklinde yazılı standart davet metnini göndermek olacaktır. Burası Facebook değil, eklediğiniz her yeni isim sizin kariyerinizde bir adımı temsil ediyor olabilir. Bu nedenle o kişiye hak ettiği değeri verin ve davetiyenizi mutlaka özel bir mesajla iletin. Eğer bu kişi doğrudan kariyerinize destek olabilecek bir isimse, bu mesajda kendi sağlayacağınız faydalardan da bahsetmeyi ihmal etmeyin. Hata 4: Tavsiyelere gerekli önemi vermemek Özgeçmiş için referanslar bölümü neyse, LinkedIn için de tavsiyeler o işe yarıyor. Tavsiyeler sayesinde güvenilirliğinizi artırır ve rüştünüzü ispat edebilirsiniz. LinkedIn Yardım Merkezi bile bu konuda yaptığı açıklamada “İK yöneticileri ve yeni müşteri ya da iş ortağı arayanlar, tanıdıkları ve güvendikleri insanlar tarafından tavsiye edilen kişilerle çalışmak istiyor,” diyor. Hem mevcut iş arkadaşlarınızdan hem de eskiden birlikte çalıştığınız kişilerden tavsiye isteyebilirsiniz. Bunu yapmanın en kolay yolu ise ilk olarak sizin bir tavsiye yazmanız, sonrasında dönüş beklemenizdir. LinkedIn ipuçları ile profilinizin doğru kitleye ulaşmasını ve kariyerinize destek olmasını istiyorsanız, işe sık yapılan bu dört hatayı düzeltmekle başlayabilirsiniz.

IBM gece görüş patenti aldı

0
IBM, Goole Glass ile kullanılmak üzere pratik bir gece görüş teknolojisinin patenti aldı. Bu da, şirketin gece görüşlü Google Glass gözlükleri üretebileceğine dair beklenti oluşturdu. Diğer olasılıksa, Google Glass gözlükleri üretecek firmalara bu teknolojiyi lisanslaması. Arttırılmış gerçeklik gözlüğü Google Glass, ev kullanıcılarının gündelik kullanımına yönelik geliştirilen bir ürün olmasına rağmen toplumdan aldığı tepki nedeniyle gündelik kullanımdan çekilerek, hastaneler, şantiyeler, teknik çalışanlar için özelleştirilmiş bir donanım olarak geliştirilmeye devam ediyor. Yeni gece görüşü yeteneği ise Google Glass ile düşük ışık ortamında çalışan mühendislerin, teknisyenlerin, alt yapı işleriyle uğraşan kamu çalışanlarının ortamı daha rahat görmesini sağlayacak. IBM’in yeni teknolojisinin Google Glass’a ne zaman adapte edileceği veya bu yeteneğe sahip Google Glass’ların ne zaman piyasaya çıkacağı ise henüz belli değil.