Twitter ve Foursquare ortaklığı devreye girdi

0
Twitter kullanıcıları, artık lokasyon paylaşım Foursquare’ın sunduğu hizmet sayesinde, tweet’leri için belirli lokasyonları işaretleyebilecekler. Diğer kullanıcılarsa, bu lokasyon linklerine basarak aynı lokasyondan yapılmış diğer paylaşımları görebilecekler. Bu yeni sistem, özellikle toplumsal olaylarda, konserlerde, spor karşılaşmalarında, fuarlarda tweet atan insanları toplu şekilde takip etmeyi kolaylaştıracak. Daha önce bu tür tweet’leri takip etmenin tek yolu hashtag kullanmaktı. Ancak hashtag kullanımı 140 karakter sınırı içinde yer kaplıyordu. Yeni sistemle, bir restoran, spor salonu, stadyum, miting alanı, semt merkezi gibi alanlar lokasyon olarak işaretlenebilecek. Mikro blog servisindeki bu yeni lokasyon bilgileri yanında “Powered by Foursquare” etiketiyle yayınlanacak.

Fransa’da girişimcilik rüzgarı esti

0
Şirketlere profesyonel destek sunarak gelişim süreçlerini hızlandıran Hackquarters, belli aralıklarla düzenlenecek girişimcilik odaklı French Innovative etkinliğinin ilkinde, Türkiye’de faaliyette olan Fransız şirketlerine dijital dönüşüm ve girişim dünyasındaki hızlı büyümeleri anlattı. Her şirketin dijital dönüşüm ve inovasyona bakış açısı farklı olduğundan çalışmaların şirketlere özel geliştirilen programlar kapsamında yürütülmeye devam edeceği açıklandı. Hackquarters, Viapro ve Kolektif House tarafından, şirketlerin inovasyon süreçlerinin yenilenmesi, şirket içi girişimciliğin benimsenmesi ve yetenekli gençlerin şirketlere katılmasını sağlamak amacıyla gerçekleştirilen “French Innovative” etkinliğinin ilki, Groupama, Edenred, Alstom, Vilmorin ve L’Oreal başta olmak üzere dünya devi Fransız şirketlerinin üst düzey yöneticilerinin katılımıyla yapıldı. Konuyla ilgili olarak Hackquarters’ın yönetcisi Kaan Akın, “Hackquarters olarak French Innovative gibi önemli bir projeyi hayata geçirmekten dolayı çok mutluyuz. Fransız şirketleri Avrupa’daki dijital dönüşümde en aktif şirketler. Forbes 500’e girmiş 25 Fransız şirketinin 23’ü, girişimlerle birden fazla yolla etkileşim kuruyor. Bu doğrultuda dev şirketler gelecek için kendilerini daha güçlü konuma getiriyorlar. Baktığınızda daha 20 yılını doldurmamış, AirBnb, Amazon, Alibaba, Uber ve benzeri şirketler dev şirketlerin pazarlarındaki paylarını büyütüyorlar ve köklü şirketlerin önüne geçiyorlar. Biz de programımıza katılan şirketlerle, kurumsal stratejilerini planlamaya, onların güçlü markalarının yanına hızlı ve sürekli inovasyonu ekleyip rekabette daha da öne geçmeleri için çalışıyoruz. Bu şirketlerin dijital dönüşümü bu kadar benimsemiş olması gelecek konusunda çok ümit verici. Bir çok Türk girişimcinin büyük şirketlerle ortaklık yapma ihtimalini çıkartıp, Türkiye ekosistemine değerli katkılar sağlıyor. Şirketler için şirket içi girişimcilik, yeni ürünlerin geliştirilmesi, kurumsal inovasyon ve girişimlerle şirketlerin bir araya gelebileceği platformları kurmak için çalışıyoruz ve bu konuda danışmanlık veriyoruz. Bu, Türkiye’nin girişimcilik ekosistemi için de oldukça büyük bir adım. Bu şirketlerin global olması dolayısıyla Türkiye’de üreteceğimiz teknolojinin de bu markaların operasyon yaptığı yerlere kolayca iletme şansı doğuyor.” dedi.

Huawei kendi işletim sistemini geliştiriyor

0
Çinli elektronik devi Huawei’den sızan bilgiler, firmanın kendi işletim sistemini geliştirmeye başladığına işaret ediyor. Firma, Google’ın ileride Android üzerinde daha fazla kontrol kazanmak istemesi ihtimaline karşı kendi işletim sistemine sahip olmasının elini güçlendireceğini düşünüyor. Aynı stratejiyi Samsung da izlemiş ve Tzen işletim sistemini geliştirmişti. Huawei’nin cep telefonları şu anda Android’in özelleştirilmiş bir versiyonunu kullanıyor ve lisans gereği bazı Google uygulamalarını telefona ekleme zorunluluğu bulunuyor. Çinli dev firma daha önce Apple kullanıcı arayüzlerini geliştiren tasarımcı Abigail Brody’i işe alırken, aynı zamanda eski Nokia çalışanlarından bir grup mühendisi de işletim sistemi geliştirme projesi için saflarına katmış durumda. Nokia çalışanları şu anda Kuzey Avrupa’daki Huawei ofislerinde harıl harıl işletim sistemi geliştirmekle meşguller.

FBI istediği bilgisayara sızabilecek

0
ABD’nin Federal Soruşturma Bürosu, mahkemeden aldığı yeni kararla artık çok daha güçlü. Yargıç Henry Coke Morgan’ın verdiği karar bozulmazsa, FBI bundan sonra yürüttüğü soruşturmalarda ABD vatandaşlarının bilgisayarlarına mahkeme izni olmaksızın sızabilecek. Söz konusu karar, FBI’in dünya çapındaki çocuk pornografisi operasyonu Operation Pacifier kapsamındaki bir davada alındı. Tor ağı üzerinden kimliklerini gizleyerek intenete bağlanan ve çocuk pornografisi sitelerine girenlerin kimliklerini ortaya çıkarmak için özel hacking operasyonu geliştiren büronun yasa dışı davrandığına dair iddiaların görüşüldüğü davada hakim, FBI lehine karar alarak, büronun bundan sonraki operasyonlarında da mahkemeden bile izin almadan dilediği bilgisayara sızabilmesinin önünü açtı. Federal Soruşturma Bürosu, bu operasyon ile ABD, Danimarka, Yunanistan, Türkiye ve Şili’de 1500 pedofilinin kimliğine ulaşmış ve ülkelerin güvenlik güçleriyle işbirliği içinde bu kişileri tutuklatmıştı.  

Japonya’da 1 Yen = 1 Coin olacak!

0
Ülkelerin blockchain teknolojisini kullanarak kendi bitcoin alternatiflerini oluşturmaya çalıştıklarından bahsetmiştik, MUFG Coin bunun en yeni örneği oldu. Son olarak Kanada CAD-Coin adını taşıyan atılımla gündeme gelmişti. Şimdi sırada Japonya var. Ada ülkesinin en büyük bankası olarak da bilinen Tokyo-Mitsubishi UFJ, kendi dijital para birimini geliştirmek için testlere başladıklarını ve bunu blockchain teknolojisi üzerinde yapmayı planladıklarını doğruladı. Japonya’daki fintech denemeleri, Kanada Merkez Bankası’nın CAD-Coin hedeflerinin bir adım ötesine geçiyor. Kanada’da dijital para birimi, şimdilik sadece bankaların kendi aralarında para transferlerini kolaylaştırmak amacıyla geliştiriliyordu. Japonya’da ise banka müşterileri, yani vatandaşlar, bu para birimini kullanarak akıllı telefonlarıyla bile kolayca para çekecekler.

Japonlar kuru sabitliyor

Üstelik herkes kur dönüşümünü kolayca yapabilsin diye, Tokyo Mitsubishi UFJ bankasının bağlı olduğu grup şirketi Mitsubishi UFJ Financial Grup Inc., adına MUFG Coin deneceği söylenen bu yeni dijital para birimini Japon yeni ile aynı değerde piyasaya sürecek. Yani 1 Yen = 1 MUFG Coin olacak. Fintech alanında büyük yatırımlar yapılan Uzak Doğu ülkesinde mevcut ön ödemeli elektronik para platformları büyük rekabet içinde bulunuyor. MUFG grubunun hedefi ise tüm rakiplerinden daha düşük komisyon bedelleri sunarak dijital para kullanıcılarını kendi taraflarına çekmek. Japonya’nın en büyük bankası ayrıca 2018 yılı baharında kullanıma açılacak şekilde “bitcoin ATM’leri” de geliştiriyor. Buralarda kullanıcılar MUFG coin’lerini standart paraya dönüştürebilecekler. MUFG Coin’in ise 2017 yılı sonbaharına yetiştirilmesi planlanıyor. Ancak henüz resmi bir tarih paylaşılmış değil.

Beyin fırtınası nasıl yapılır? Google yöneticisi anlatıyor!

0
Beyin fırtınası kavramı Türkiye’de popüler olduğunda, yani 2000li yılların başında, bunu toplum liderlerinin bir araya gelerek dünyaya yön verdikleri toplantılardan ibaret sananların sayısı hiç de az değildi. Oysa beyin fırtınası belirli bir gruba ya da sadece yüksek zeka seviyesine hitap etmez. Bu bir süreçtir ve her süreç gibi öğrenmeye hevesli olan herkese açıktır. Öte yandan, beyin fırtınasının özel bir tören değil, günlük hayatın bir parçası haline geldiği şirketlerde bu sürecin çok daha içselleştirildiği su götürmez bir gerçek. Örneğin Google. Teknolojinin kalbinin attığı yerlerden biri olan Google kampüsünde, alanında dünyanın en iyi isimleri her gün bir araya geliyor ve insanlığı bir adım öteye (ya da şirketin yıllık gelirlerini bir tık yukarı) taşıyacak inovasyonlara imza atmak için beyin fırtınası yapıyor. Google Apps for Work Global İçerik Stratejisi Şefi Veronique Lafargue, şirkette beyin fırtınası süreçlerini üç temel prensip üzerine oturttuklarını ve bu adımların her ölçekte ve her sektördeki şirket tarafından kolayca uyarlanabileceğini söylüyor. “Beyin fırtınası denince gözünüzde oda dolusu insanın, aklına gelen fikirleri rasgele ortaya savurduğu bir tablo canlanabilir. Ancak bir Google’da beyin fırtınasının bu şekilde yapılandırılmamış bir formatta değil, lineer bir süreç şeklinde işlemesini istiyoruz. Bunun için üç ana unsurumuz bulunuyor:

1. Kullanıcıyı tanıyın

Bir soruyu çözüme kavuşturabilmek için, bu soruyu hangi kullanıcı için çözdüğünüze odaklanmanız gerekiyor. Gerisi çorap söküğü gibi gelecektir. Bu yüzden biz sık sık sahaya çıkıp insanlarla konuşuyoruz. Hikayeler, duygular ve fikirleri topluyoruz. Sessizlik karşısında rahat etmeyi öğreniyoruz. İzliyor, dinliyor ve empati kuruyoruz. Kullanıcıların ihtiyaçlarını sadece anlamak yetmez, onlarla bir bağlantı kurmanız gerekir. Örneğin geçtiğimiz dönemde Kanada, Brezilya ve Hindistan’daki müşterilerimizi ziyaret ettim. Onları gözlemleyip, onlarla konuştum ve şunu fark ettim ki bizim “mobilite” dediğimiz şey, dünyanın neresinde olduğunuza bağlı olarak büyük değişiklik gösterebiliyor. Kanada’da mobilite denince masanızdan, kahve dükkanından ya da mutfağınızdan kolayca işe bağlanıp birlikte çalışmak anlaşılıyor. İnsanların sık sık trafikte olduğu Brezilya’da ise iyi bir arayüz ve sesli kontrol mobilite konseptinin olmazsa olmazlarını oluşturuyor. İnternet bağlantısının sık sık kopabildiği Hindistan’da ise mobilitenin en önemli unsuru, offline çalışabilirlik. Elbette bunları öğrenmek için her bir yeri tek tek ziyaret etmeseydik, bu çıkarımı asla yapamazdık. Beyin fırtınası seanslarının en büyük sıkıntısı da budur; odada kullanıcı hariç herkes vardır.

2. 10 katı düşünün

İlk adımla beraber, elinizde beyin fırtınasının temelini oluşturacak bilgi var. Şimdi düşünmeye geçme zamanı. Ancak sıradan bir düşünme yöntemi değil, sistematik bir düşünme gerekiyor. Örneğin “10x düşünme”, Google’da inovasyonun kalbinde yatıyor. 10x ya da 10 katı düşünme ile kastedilen, beyin fırtınası yaptığınız konuda yüzde 10 değil, tam 10 kat büyüme yani yüzde 1000’lik bir iyileşmeyi düşünmektir. Google’da bunun örneği, herkese internet erişimi sağlama projemiz olan Project Loon oldu. Standart bir çözüm her yeri fiberle donatmak olurdu. Ancak işi 10 katı büyüttüğünüzde, atmosferi hava balonlarından oluşan bir network ile kaplamak aklımıza geldi. Böylelikle kırsal kesimdeki insanları da internete bağlamak mümkün olacak.
Elbette 10 katı düşünmek herkesin kolayca adapte olabileceği bir sistem olmayabilir. Bunun için birlikte düşünme aşaması başlayıp, tüm ekip üyeleri not kağıtlarına saldırdığında şu altı adımı izleyin: Birbirinizin fikirleri üstüne çalışın. Yazılan fikirleri sistematik olarak “hayır ama…” diye yorumlamak yerine, “evet ve…” diye yorumlayın. Çok fazla fikir üretin. İlk aşamada nicelik, nitelikten daha önemlidir, o yüzden bu noktada en başta aklınıza gelen beyin fırtınası tablosundaki gibi çılgınca fikir üretin. Başlıklar yazın. Bir fikri altı kelimeyle ifade edebilmek, onu netleştirmenize yardımcı olur. Bu fikri en sevdiğiniz gazete nasıl bir başlıkla verirdi? Görselleştirin. Resimler genelde kelimelerden daha güçlü ifadeler sunar ve yanlış anlaşılması daha zordur. Büyük düşünün. Standart çözümleri iyileştirmek yerine, yeni ve cesur alternatifler önerin (10 katı düşünme kısmı tam bu noktada oluyor). Yargılamaktan kaçının. Beyin fırtınası esnasında hiçbir fikri yargılayıp eleştirmeyin ve büyümelerine olanak verin. brainstorm google

3. Prototip çıkarın

Aksiyona geçme zamanı! Çoğu beyin fırtınası oturumunun sonunda ekip bir sonraki toplantı için sözleşir ya da bu fikirler üzerinde daha fazla çalışmak için süre ister. Bu genel bir yanılgıdır. Demiri tavında dövmek lazım gelir. Google’da biz toplantı biter bitmez bir prototip oluşturuyoruz. Kusursuz olması gerekmiyor. Sadece belirlediğimiz sorulara hızlıca yanıt veren fiziksel bir varlık bulunması bile yeterli. Böylelikle toplantıda ortaya çıkan ve gelecek vadeden bir fikri hemen test edebiliyoruz. Fikirlerinizi elinizde tutabildiğiniz anda, onları sınayarak yeni şeyler öğrenmeniz mümkün olur.”

İngilizler İrlanda pasaportu peşine düştü

0
İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkmak için yaptığı referandumda birlikten ayrılık kararı çıkmasıyla birlikte, İngilizler’in Google’daki aramalarında dramatik bir yükseliş yaşandı. Google’ın açıkladığı rakamlara göre, İngilizler İrlanda pasaportu alma koşullarını öğrenmek için Google’a akın ettiler. İrlanda Cumhuriyeti, Avrupa Birliği’nin bir üyesi ve İngiltere sınırları içinde kalan Kuzey İrlanda’nın aksine, ayrı bir ülke olarak kendini temsil ediyor. İngiltere’nin ayrılığı sonrasında Kuzey İrlanda bölgesi de Avrupa Birliği’nde kalmak için İngiltere’den ayrılıp İrlanda Cumhuriyeti’ne katılmak için referandum istiyor. Bu sırada sabah saatlerinden itibaren hızla düşen Pound’un değerini anı anına takip etmek isteyen dünyada, İngiltere’nin para birimi hakkındaki aramaları dünyadaki arama trendlerinin üst sıralarına çıkarmış durumda. Pound, sabah saatlerinden itibaren %10 üzerinde değer kaybetti. Öte yandan Google Trends’e göre, Londra’dan yapılan aramalarda,  “Cebelitarık’a taşınmak” ifadesi de büyük yükseliş gösterdi. Cebelitarık, İspanya kıyısında İngiltere bayrağı altında bir sömürge bölgesi. Referandumda, AB yanlısı oy veren gençler Londra’da yoğunlukta olduğundan, gençlerin Avrupa içinde kalmak için ayrı bir referandumla İspanya’ya bağlanmak isteyeceğini düşündükleri Cebelitarık’a geçiş yapmak istedikleri de anlaşılıyor. Avrupa Birliği, çeşitli fonlarıyla start-up’lara da destek veren önemli mekanizmalara sahip ve kendi start-up’larını kurarak bu fonlardan yararlanmak isteyen sayısız İngiliz genci büyük hayal kırıklığı yaşıyor. Dolayısıyla, İngiliz gençlerinin AB üyesi ülkelerin pasaportlarını almak için araştırmalara başlamaları büyük sürpriz değil.

Uydulara yakıt ikmalini robotlar yapacak

0
NASA, dünya yörüngesindeki uyduların ömrünü uzatacak ilginç bir proje başlattı. Yakıtları bittiğinde kullanım ömürleri de biten uyduların ömrünü uzatacak bu projeye göre, NASA’nın geliştirdiği robot uzay gemileri, yörüngedeki uyduları yakalayacak ve yakıt ikmali yapacak. ABD devletinin sipariş ettiği projeye başlayan NASA’nın 2020 yılında robot uzay gemisini yörüngeye göndermesi bekleniyor. Aslında insansız uzay gemileri uzay çalışmalarında ilk değil. Uzay istasyonuna erzak ikmali için Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX’in ürettiği insansız uzay gemileri kullanılıyor ancak bu gemiler, uzay istasyonuna kilitlenirken istasyondaki astronotlardan yardım alıyor. NASA’nın yeni robotik uzay gemileri ise kendi alanlarında bir ilk olacak. Küçük uydulara yakıt ikmali yapmak için dünya yörüngesinde çok büyük bir hızla uçan uyduları yakalamaları, yörüngelerini bozmadan onların yakıt tanklarını açmaları ve yakıtı transfer ettikten sonra yine hasar vermeden, mermi hızında uçan uydudan uzaklaşması gerekiyor. Üstelik, son derece yanıcı olan yakıtı hiç sızıntı olmadan transfer etmek de başlı başına bir uzmanlık işi. Dolayısıyla NASA’nın yeni robotlarının uzay çalışmalarında yeni bir devrim yaratması bekleniyor.  

WhatsApp’da sesli görüşmeler yoğunlaşıyor

0
WhatsApp ilk ortaya çıktığında dünya çapında GSM operatörlerinin SMS gelirlerine büyük darbe vurmuştu. Uygulama şimdi de GSM operatörlerinin sesli görüşme gelirlerini ellerinden almak üzere. Uygulamanın yeni açıkladığı rakamlara göre, mesajlaşma yazılımı üzerinde her gün 100 milyon sesli görüşme yapılıyor. 1 milyardan fazla kullanıcısı olan mobil mesajlaşma uygulaması, gençlerin klasik telefon görüşmesini “çok ağır ve gereksiz” bulması nedeniyle giderek daha fazla sayıda sesli mesaja aracılık ediyor. WhatsApp kullanıcıları hem internet bağlantısı üzerinden telefon görüşmesi yapabiliyor hem de kontak kişilere “bas konuş” sistemiyle sesli mesaj gönderebiliyorlar. Bu yetenekleri ile çok pratik bir mesajlaşma uygulaması haline dönüşen WhatsApp şimdi tüm dünyada GSM operatörlerinin en önemli rakibi haline gelmek üzere. Uygulama üzerindeki giderek artan telefon görüşmesi süreleri de bunun ispatı olarak görülüyor.

Twitter Fabric için yeni analiz aracı

0
Twitter’ın geliştirici süiti Fabric, Branch isimli yeni bir analiz aracına kavuşuyor. Pazar analizleri yapmaya yardımcı olan Branch, derin linkleme yeteneği ile pazarlama kampanyalarının ölçümünü ve karşılaştırmasını yapmayı mümkün kılan bir araç. Branch sayesinde, Fabric kullanıcıları farklı reklam ve pazarlama kampanyalarının sonuçlarını karşılaştırarak raporlama yapabilecekler. Böylece hangi kampanyanın daha etkili olduğunu görebilecek olan firmaların, Twitter üzerinde daha etkin reklam/pazarlama kampanyaları organize edebilecekler. Fabric ise, firmalara Twitter’da verileri analiz etme ve sorunları tespit edip hızla müdahale etme imkanı sunuyor. Branch’ın katılımıyla birlikte artık reklamverenlerin elinde çok daha güçlü imkanlar bulunacak ve daha isabetli kampanyalar yaratabilecekler. Ancak yine de bu yeni araç, Twitter’ın ihtiyaç duyduğu reklamveren akını için yeterli sebep olmayabilir. Kullanıcı sayısı bakımından Snapchat’ın bile altına düşen Twitter, reklamverenler için uzun zamandır ilk tercihlerden biri değil.

YouTube’a mobil canlı yayın geliyor

0
İnternetin video paylaşım devi YouTube, Periscope ve Facebook’a kaptırdığı canlı yayın tacını geri almak için nihayet hamlesini yapıyor. YouTube yaptığı açıklama ile servisin kullanıcılarının akıllı telefonları üzerinden mobil canlı yayın yeteneğine kavuşacağını duyurdu. Yeni güncelleme ile birlikte YouTube kullanıcıları istedikleri her yerden, her an, mobil telefonları ile canlı yayın yapabilecekler. YouTube aslında canlı yayın desteği veriyordu ancak bu işlem için ayrı bir kamera ve PC gerekiyordu. Rakipleri, mobil cihazlar üzerinden canlı yayın konusunda çalışmaya başlamışken YouTube’un bu detayı atlaması herkesi şaşırtıyordu. Yeni özellik bugün, bazı çok takipçili içerik üreticisi için denemeye açılacak ancak tüm YouTube kullanıcılarının mobil canlı yayın yeteneğine kavuşması biraz daha zaman alacak. Videp paylaşım servisine göre, bu canlı yayın yeteneği son derece basitleştirilmiş olarak kullanıcıların karşısına çıkacak ve mobil uygulamada canlı yayın düğmesine basmak, yayına başlamak için yeterli olacak.  

Instagram tercümeye başlıyor

0
Facebook’un fotoğraf paylaşım uygulaması Instagram, fotoğraf açıklamalarının ve kullanıcı yorumlarının farklı dillere tercümesini mümkün kılan bir güncellemeye hazırlanıyor. Instagram’ın duyurusuna göre, önümüzdeki ay yayına girecek güncelleme ile aktif olacak özellik sayesinde artık, dünyanın her yerinden paylaşılan fotoğraflar ve yapılan yorumlar, herkes tarafından kolayca anlaşılabilecek. Fotoğraf paylaşım uygulaması yorum ve açıklamaları orijinal dilinden, kullanıcının seçmiş olduğu dile çevirecek. Bu detay da uygulamanın ayarları içinden değiştirilebilecek. Yabancı metinlerin çevrilmesini isteyenler, metnin altında yer alan tercümeyi gör düğmesine tıklayarak kendi dilindeki tercümeye ulaşabilecek. Bu yeni hamle ile birlikte dil bariyeri ortadan kalkacağı için fotoğraf paylaşım ağının daha hızlı şekilde yeni kullanıcıları kendine çekmesi bekleniyor.

Brexit gerçekleşirse Google ve Amazon’un işi zor

0
İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkmasını ifade eden Brexit oylaması bugün İngiltere’de devam ederken tüm dünyanın gözü bu referanduma çevrilmiş durumda. Dünya piyasalarında önemli etkileri olabilecek bu ayrılığın Google ve Amazon için ise çok daha ağır faturası olabilir. İki firma da Avrupa Birliği içindeki operasyonlarını Londra’daki merkezlerinden yürüttükleri için, AB’den çıkan İngiltere, iki firma için de yeni bir AB merkezi kurmalarını gerektirecek. Bu aynı zamanda basit bir “ofis taşıma” işleminden daha ağır bir fatura anlamına da geliyor çünkü bu iki dev ABD şirketinin merkezlerini Londra’da tutmalarının bir nedeni de İngiltere ve ABD arasındaki yakın ilişkiler. İngiltere her ne kadar AB’nin üyesi olsa da ABD ile diğer Avrupa ülkelerinden daha yakın ilişkiler içinde. Oysa AB’nin ağır topları arasında yer alan Almanya ve Fransa ise, özellikle Prism skandalı sonrasında ABD’ye karşı sert bir tutum içindeler. Fransa daha çok kısa süre önce, maliye müfettişleri 2 yıl süren gizli bir operasyonun sonunda Google’ın ofisini basmış, ABD’li şirkete uluslararası bir suç örgütü muamelesi yapmışlardı. Aynı şekilde Almanya da ABD teknoloji şirketlerine karşı bilenen Avrupa ülkelerinin başında geliyor zira Almanya Başbakanı Merkel’in telefonundaki özel yazışmaları ve konuşmaları, CIA ajanı Edward Snowden’in dünyaya açıkladığı Prism skandalı belgelerinin içinde yer alıyordu. NSA’nın Merkel’in telefonunu 7/24 dinlediği de bu şekilde ortaya çıkmıştı. Şimdi eğer İngiltere AB’den ayrılacak olursa, Google ve Amazon’un AB merkezlerini Paris’e veya Berlin’e taşıması gerekecek ki, Google ofislerini basan Fransız müfettişlerinin çok daha geniş belgelere ve delillere ulaşabileceği merkez ofisini de basmak için bu gelişmeyi heyecanla beklediğini tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok. Aynı şekilde ABD’li teknoloji şirketlerine milyarlarca dolar vergi cezası kesen Fransız ve Alman maliyeleri artık çok daha güçlü bir konumda olacaklar. Oysa, ABD’li şirketlerin yöneticileri, Londra’yı AB’nin ağır ve acımasız bürokrasisine karşı bir yumuşatma yastığı olarak görüyorlardı. Şirketler, Londra’daki kamu görevlileri ile çok daha sıcak bir ilişki kurabiliyor ve İngiltere’de de kesilmiş olan milyar dolarlık vergi cezalarının affını isteyip ödemeyi birkaç on milyon dolara kadar düşürebiliyorlardı. Aynı şekilde, İngiliz bürokratlar AB içindeki nüfuzlarını kullanarak dev ABD şirketlerinin ağır saldırılara uğramasını engelleyebiliyorlardı. Diğer bir deyişle, Brexit gerçekleşecek olursa, özellikle Google ve Amazon’un Avrupa’daki operasyonları büyük hasar alabilir.  

Facebook CNN’e neden 3 milyon dolar ödedi?

0
Bugün içinizde, akıllı telefonunuzu alıp bir canlı yayın çekme isteği yoksa, emin olun birkaç ay içinde olacak. Canlı yayın, live-streaming, gelişen internet hızlarının ve görüntü teknolojilerinin bize bahsedeceği bir sonraki iletişim yöntemi olacak. Üstelik bu sahayı herkesten önce sahiplenmek isteyen biri var: Facebook. Facebook canlı yayın işinde ne kadar ciddi ve ısrarlı olduğunu bir kez daha kanıtladı. WSJ haberine göre şirket, ünlülerden ve yayıncılardan oluşan 140 kadar yüksek profilli sayfa sahibine toplam 50 milyon dolarlık ödeme yaptı. Ortalamaya vurunca Facebook Sayfası başına 350 bin dolar gibi görünse de, bundan çok daha yüklü ödemeler alanlar da mevcut.

Üç medya devi başı çekiyor

Listeye göre medya devleri BuzzFeed, New York Times ve CNN, 3’er milyon dolarlık ödemeyle listenin zirvesinde yer alıyor. Bu 3 milyon dolar karşılığında CNN ve diğer yayıncılar, Mart 2016 ile Mart 2017 arasındaki bir yıl boyunca sık sık Facebook üzerinden canlı yayın yapacaklar. Listede Kevin Hart ve Gordon Ramsey gibi ünlülerin de adı geçiyor. Canlı yayın aslında çoğu kullanıcının herhangi bir ücret almadan benimsemeye hazır olduğu bir iletişim yöntemi. Bizzat kullanmasanız bile, arkadaş listenizdeki pek çok kişinin günün çeşitli vakitlerinde yaptıkları canlı yayın denemelerine denk gelmişsinizdir. Teknoloji ve bağlantı hızları ileri doğru adım attıkça, canlı yayın yapan kullanıcı sayısı artmaya devam edecektir. Facebook bu artışı hızlandırmak için elinden geleni yapıyor. Üstelik buradaki tek amaç, canlı yayınların benimsenmesini hızlandırmak değil, sosyal medya devi aynı zamanda bu bütçeyle hangi tür içeriklerin canlı yayında daha fazla tercih edildiğini bizzat gözlemlemek istiyor. Bu konuda mümkün olduğunca geniş bir yelpazede yayıncı ve ünlüyle anlaştıklarını belirten Facebook, canlı yayında neyin işe yaradığını ve neyin yaramadığını böylelikle çözmeyi hedefliyor.

3D hissine sahip ilk drone geliyor

0
Intel’in, RealSense teknolojisini kullanan ilk drone Typhoon H, ön siparişe çıktı. Typhoon H, üzerindeki kamera vasıtasıyla etrafındaki objelerin derinliğini ölçebiliyor ve bulunduğu ortamı 3D olarak tarayabiliyor. Böylece çevredeki engellere çarpmadan, alanı 3D olarak haritalayarak ilerleyebiliyor. Intel’in RealSens teknolojisi ile mümkün olan bu yetenek ilk defa bir drone’da kullanılıyor. 1900 dolara ön satışa çıkan drone şimdilik kendi başına uçma yetisine sahip değil. Ancak pilot drone’u kullanırken, drone kendisini çevredeki nesnelere çarpmaktan koruyabilecek. Ağaç dallarına, duvarlara, insanlara çarpma riski azalacak. Drone kullanıcıları kameradan görüntü alarak aracı kullanırken, kameranın görüş açısına girmeyen yukarıdaki pervaneler veya drone’un altındaki ayakları, çevredeki nesnelere veya daha önemlisi, insanlara çarpma riski oluşturabiliyor. Bu çarpışma riski nedeniyle de ABD’de Federal Havacılık Otoritesi, drone sahiplerine kamera görüntüsü üzerinden drone kullanmayı yasakladı. FAA drone yönetmeliğine göre Pilotlar drone’u, araç ile göz temasının kesilmeyeceği şekilde kullanmak zorundalar. Intel’in RealSense teknolojisi sayesinde, şimdi robotlar, pilotun göz ve el koordinasyonuna gerek kalmadan, kendilerini çevredeki nesnelere çarpmaktan alı koyabilecekler.

Mark Zuckerberg de webcam üzerine bant takıyor

0
Güvenlik uygulamaları, dijital dünyadaki güvenliğin çok önemli bir parçası. Sayısız kişisel kullanıcı antivirüs uygulamaları ile bilgisayarlarını koruma altında tutarken, dijital güvenlik uygulamalarının kurumsal çözümleri çok daha ağır koruma önlemleri içerebiliyor. Ancak, 1,5 milyar kullanıcıya sahip Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg’in hala, çok basit ve dijital dünyanın ilk günlerinden kalma bir güvenlik önlemiyle kendini korumaya çalışması, dünyada şaşkınlık yarattı. Instagram’ın 500 milyon aktif kullanıcıya ulaşmasını kutlamak amacıyla Facebook hesabından bir fotoğraf yayınlayan Zuckerberg’in masasında duran Macbook’un üzerindeki bant dikkat çekti. Cihazın webcam’ini bant ile kapatmış olduğu anlaşılan Zuckerberg’in, dijital güvenlik uygulamalarına güvenmediği da böylece anlaşılmış oldu. mark2  

Peki Zuckerberg bu endişelerinde haklı mı?

Edaward Snowden’in, ABD’nin güvenlik kurumu NSA’nın gizli raporlarını açığa çıkarmasıyla yaşanan Prism skandalında ABD ve İngiltere gizli servislerinin, 2008 ve 2010 yılları arasında Yahoo sunucularına sızarak, milyonlarca kullanıcının webcam’inden görüntüler aldıkları ortaya çıkmıştı. Elbette, Facebook gibi 1,5 milyar kişiye ulaşan dev bir servisin kurucusu ve yöneticisi olarak Zuckerberg’in de, tüm istihbarat örgütlerinin ve hacker’ların hedefinde olduğu yadsınamaz. Geçmişte bu örgütlerin başardığı hacking öyküleri de dikkate alınacak olursa, Zuckerberg’in webcam’ini bantla kapatmak için basit ama etkili bir önlem alması şaşırtıcı değil. Aynı önlemin, tüm PC kullanıcıları için yararlı olabileceğini de vurgulamak önemli. Bu nedenle bazı laptop modellerinde webcam önünde kapak bulunduğunu da unutmamak gerekiyor.

Tiwilio milyar dolar barajını geçti

0
Hisselerini New York borsasına işleme açan Tiwilio’nun hisse değeri 15 dolara çıkarak, şirketin halka açılmada öngördüğü 1 milyar dolarlık sınırı da geçerek, 1,23 milyar dolar değere ulaştı. Tiwilio, mobil uygulama geliştiricilerin telefon/SMS servislerini uygulamalarına adapte etmelerini sağlayan hizmetler sunuyor. Örneğin, WhatsApp’a abone olurken, telefon numaranız üzerinden kimliğinizi doğruluyorsunuz veya Uber’den taksi çağırırken telefon numaranız şoförlere iletiliyor. Şirket, hisselerinin borsada 12-13 dolar seviyesinde değerleneceğini planlanıyordu. Ancak hisseler ilk günde 15 dolar seviyesine yükselerek beklentilerin üzerine çıktı. Fakat şirketin önünde hala aşması gereken başka sınavlar var. Teknoloji şirketlerinin borsadaki ilk günleri çok başarılı geçerken sonrasında hisse değerlerinin hızla aşağı düştüğü sık görüldüğü için firmanın değerinin yarıya kadar düşme tehlikesi bulunuyor. Şirketin ani değer kaybetme riskini yükselten bir neden de, piyasada çok geniş kullanıma sahip olmasına rağmen, kar marjının çok düşük olması ve yatırımcılar tarafından, yeterince para kazanmayan bir şirket olarak tanımlanması. Dolayısıyla bu endişelerin, şirketin borsa değerinin aniden düşmesine neden olabileceği düşünülüyor.

İsrail IoT ile vuracak

İsrail Hava Kuvvetleri (IAF) geçtiğimiz günlerde ülkedeki yüzlerce askeri yöneticiyi bir araya getirerek Nesnelerin İnternetinin savaş alanında nasıl kullanılacağını konuştu. Ülkenin ulusal gazetelerinden Jarusalem Post’ta yer alan habere göre, devletin askeri kanadında 400’ün üzerinde teknoloji yöneticisini Hayfa’da bir araya getiren etkinlikte, en son savaş teknolojileri konuşuldu. Askeri teknoloji geliştiren uzmanların burada tanıttıkları projelerin bir bölümünün, İsrail’in gelecekteki askeri becerilerine eklenmesi bekleniyor. Tanıtılan projelerden biri ise özellikle Nesnelerin İnterneti alanında dikkat çekiyor. Bu proje hayata geçerse, savaş alanında pilotlara sunulan desteğe bir de bağlantılı cihazlar eklenebilir. Hava kuvvetleri inovasyon biriminin başındaki isim Teğmen Guy Cohen, sanal gerçeklik sayesinde savaş alanının bir simülasyonunun hızlıca hazırlanabileceğini, burada pilotların çatışmaları üzerine senaryolar üretilebileceğini anlatıyor ve ekliyor: “Nesnelerin İnterneti ile kendi mıntıkamdaki tabur komutanını, hava kuvvetleri kontrol merkezinde bulunan birine kolayca bağlayabilirim.” Böylesi inovasyonlar sayesinde saldırı, alan taraması ve iletişim gibi konularda devrim niteliğinde gelişmeler sağlanabileceğine değinen Cohen, “Bu gibi gelişmeleri İsrail Hava Kuvvetleri’ndeki emir-komuta zincirine nasıl adapte edebileceğimiz konusunda sürekli çalışıyoruz,” açıklamasını yaptı. IAF konferansında tanıtılan projelerden bir diğeri, bu yıl sonunda aktif hizmete sunulacak F-35 beşinci nesil savaş jetlerine teknik destek sağlayacak birimlerin VR teknolojisiyle eğitilmesi üzerineydi. “Yatarak kontrol” de savaş teknolojilerinde önemli inovasyonlardan biri olarak görülüyor. Etkinlikte bir örneği tanıtılan bu sistemde, pilotlar özel olarak hazırlanmış bir yatakta uzanırken, vücut hareketleriyle insansız hava araçlarını (drone) kontrol edebiliyor: “Savaş alanındayken kendinizi düşman ateşinden sakınmanız gerekir. Bu nedenle sensörler kullanarak, yatar pozisyonda duran askerlerin drone’ları kontrol etmelerini sağlayabiliriz.”