Eski CEO Yahoo için teklif verdi
Yahoo’nun 2012 yılındaki buhran döneminde, Marissa Mayer öncesi belirsizlikte geçici CEO olarak kısa bir süre görev yapan Ross Levinsohn, şimdi şirketi satın almak için çalışıyor. CEO görevine en yakın konumdayken, aktivist yatırımcıların koltuğa Marissa Mayer’i uygun görmesi sonucu pozisyonu kaybeden Levinsohn, Yahoo’nun satışa çıkardığı temel işi için teklif veren bir grup yatırımcının arasında yer alıyor.
Re/Code haberine göre Ross Levinsohn, yine kendisi gibi eski Yahoo yöneticileri olan Ken Fuchs ve Bill Wise ile birlikte; Bain Capital ve Vista Equity Partners’ın liderliğinde bir müşterek yatırım grubunu oluşturuyor. Verizon ve TPG’nin yanı sıra satışa katılan bu üçüncü grubun sunduğu teklifin detayları ise bilinmiyor. Ancak öngörülen fiyatın 6 ila 8 milyar dolar arasında olduğu tahmin ediliyor.
Tesla Model X’in mimarı Apple’a geçti
Apple henüz elektrikli otomobile ilişkin en ufak bir ipucu bile vermedi. Buna karşın perde arkasında bir iOtomobil için çalışmaların tüm hızıyla devam ettiği söyleniyor. Son yapılan transfer de bu yönde bulguları kuvvetlendiriyor. Apple, yılbaşında şirketle yollarını ayıran 16 yıllık çalışanı Steve Zadesky yerine “özel projelerde” çalışmak üzere Tesla’nın araç mühendisliğinden sorumlu başkan vekili Chris Porritt’i renklerine bağladı.
Önce Aston Martin One-77 süper otomobilinin, sonra da Tesla Model S ve Model X’in geliştirilmesinde önemli rol oynayan Porritt, BI haberine göre Apple’da elektrikli otomobil işinin başındaki isim olacak. Birkaç ay önce Tesla’dan ayrılan Porritt’in eski şirketindeyken CEO Elon Musk ile haftada üç veya dört kez görüştüğü ve tam bir uyum içinde çalıştığı belirtiliyor.
Apple tarafıysa halen elektrikli otomobil ile ilgili yaptığı çalışmaları sır gibi saklıyor. Ayrı bir otomobil departmanı yerine, araçla ilgili çalışmalarını (her ne yapıyorsa) “özel projeler” biriminde gerçekleştirdiği belirtiliyor. Bu bölümde aynı zamanda Watch için geliştirilen tıbbi uygulamalar ve sağlık çalışmaları da bulunuyor.
Şirketin uzun bir süre daha herhangi bir otomobili piyasaya sürmesi beklenmiyor. Geçtiğimiz yıl Mercedes ve BMW gibi büyük oyuncular, iPhone ve Mac serisiyle yüksek kar elde etmeye alışık teknoloji devinin, düşük kar marjıyla çalışan otomotiv sektörüne girmesinin şirkete zarar getireceğini öne sürmüştü.
Öte yandan Tesla CEO’su Elon Musk, Apple’ın otomobil ile ilgili çalışmalarını “açık bir sır” olarak nitelendirmişti. Chris Porritt bu anlamda Tesla’dan ayrılarak Apple’a geçen ilk kıdemli yönetici oldu. Bakalım bundan sonra iPhone üreticisinin elektrikli araç hedefleri nasıl bir rota izleyecek.
12 bin Intel çalışanı iş arıyor
Donanım teknolojilerinde yaşanan büyük dönüşüm Intel’i de vurdu; PC pazarının giderek küçülmesi neticesinde odağını bulut, nesnelerin interneti ve mobil gibi yeni anahtar kelimelere çeviren teknoloji devi 12 bin çalışanıyla yollarını ayıracağını açıkladı. Yapılan duyurunun ardından şirketin hisseleri yüzde 3 değer kaybetti.
2016 yılı için ilk çeyrek mali verilerini açıklayan şirketin gelirleri, beklenen değerin yarım milyon dolar altında; 13,80 milyar dolar olarak kaydedildi. Buna karşın bu oran geçtiğimiz yıl aynı döneme oranla yüzde 7 büyümeye denk geliyor. İkinci çeyrek ikin ise beklentiler düşüyor. Intel Q2’de 13,5 milyar dolar gelir beklediğini duyurdu.
Geçtiğimiz yıl yayılan yüzde 3 işgücü tasarrufu söylentilerinin ardından bu oranın yüzde 11 olarak açıklanması, ki bu 12 bin Intel çalışanına denk geliyor, hiç kuşkusuz sadece şirketin değil, genel anlamda PC ve donanım sektörünün de geçirdiği zor günleri yansıtıyor. Sadece personel tarafında değil, yönetim kademesinde de önemli değişiklikler yaşanıyor. Şirketin finansal faaliyetlerinin başında bulunan Stacy Smith, CFO görevinden ayrılarak satış ve operasyonları yönetmeye başlayacak.
Mobil pazarda ARM ve Qualcomm gibi rakiplerinden pazar payı almak için vizyon yenileyen Intel, ayrıca Nesnelerin İnterneti alanında da lider olmak için vargücüyle çalışıyor. Elbette milyonlarca ev içinde ve sokaklarda, çalışma alanlarında, AVM’lerde kullanılacak milyarlarca aygıtın içine kendi çiplerini yerleştirmek, Intel için hafife alınmayacak bir hedef olmalı.
İşten çıkarmalar ise önümüzdeki 60 gün içinde gönderilecek ihbarnamelerle başlayacak ve bazı departmanlarda çıkarmalar 2017 ortasına kadar sürecek. Bu kesinti sonrası şirkete 1,2 milyar dolar tazminat yükü getirecek. Ancak bu yıl 750 milyon dolar, toplamda ise 1,4 milyar dolar tasarruf elde edileceği belirtiliyor.
Selfie çılgınlığı estetikçilere yaradı
Türkçe’ye elbirliğiyle “özçekim” olarak çevirdiğimiz selfie, sadece akıllı telefon pazarını değil, ilk bakışta alakasız görünen pek çok endüstrinin de dudak uçuklatıcı şekilde palazlanmasına neden oldu. Hayır, o tuhaf çubuklardan bahsetmiyoruz. İnsanlar çektikleri fotoğraflarda daha iyi görünebilmek için spor yapmaya başladı ve spor salonları benzersiz bir dönüşüm geçirdi örneğin.
Bir başka veri ise Amerikan Plastik Cerrahları Topluluğu tarafından yayınlandı; selfie çekimlerinde daha iyi gülümsemek (ya da dudak büzmek) isteyen kadınlar (ve hatta erkekler) bu uğurda bıçak altına yatmaktan çekinmedi. Yayınlanan verilere göre 2015, dudak estetiğinde rekorların yılı oldu. ABD’de 2000 yılından ve Nip Tuck’tan bu yana en hızlı büyüyen ikinci yüz operasyonu selfie sayesinde dudak estetiği oldu.
Selfie sadece kadınları değil, erkekleri de daha iyi görünmeye teşvik ediyor
Yayınlanan veriler arasında bir diğer ilginç detay ise, kadınlar kadar erkeklerin de daha çekici dudaklar için çareyi tıbbın nimetlerinde bulduğu oldu. Buna göre geçtiğimiz yıl toplamda 27 bin 449 dudak estetiği yapıldı ve bu her 19 dakikada bir operasyon anlamına geliyor. Raporu yayınlayan Amerikan Plastik Cerrahları Topluluğu Başkanı Dr. David Song, özçekim çağında yaşarken sosyal medyada sürekli olarak kendi görüntümüzle karşı karşıyayız diyor ve ekliyor; “Bu nedenle dudaklarımızın görünümü daha fazla dikkatimizi çekiyor.” Kozmetik amaçlı operasyonların 2000 yılından bu yana yüzde 10 düşüş yaşadığı ABD’de dudak estetiğinin patlama yapmasını sağlayan selfie, göğüs estetiğini de aynı şekilde etkilemiş görünüyor: Geçtiğimiz yıl neredeyse 280 bin kadın daha iddialı geniş açı çekimleri için silikona “evet” demiş.Akıllı şehirler lüks değil, ihtiyaç olacak
Bugün başlayan 4. Uluslararası İstanbul Akıllı Şebekeler ve Şehirler Kongre ve Fuarı, temasını “Akıllı Şebekelerin Yol Haritası” olarak belirlemiş. Akıllı şehir olmanın en önemli temellerinden birini de enerjiyi doğru ve verimli kullanmak oluşturuyor. Nüfus bu hızla artmaya devam ederse, geleneksel yöntemlerle yönetilen enerji kaynakları yakın gelecekte yetersiz kalacak. Buna bir de Birleşmiş Milletlerin 2030 tahminini ekleyin; Dünya nüfusunun yüzde 60’ı şehirlerde yaşayacak. Bu yüzden şehirlere bir yönetim elastikiyeti gerekiyor.
Akıllanan şehirler yönetim elastikiyetine kavuşuyor. Rutin hizmetlerin aksamadan devamı sağlanırken acil durumlarda yönetim elastikiyeti ile sahip olunan kaynaklar daha akıllı kullanılırken, kriz durumlarında hasarın en aza inmesi de sağlanacak. Böylece akıllı şehirler enerjiyi doğru yerde ve doğru biçimde kullanacak. Hane ve işletmelerin tüketimleri daha doğru okunup fatura edilecek.
Depart Satış Direktörü Ahmet Sinan Ekinci şehirlerde akıllı şebekelerin gittikçe artacağını, bu artışla birlikte elde edilen verinin nasıl kullanılacağı ve güvenliğin nasıl sağlanacağı noktasında daha fazla çözüm ve uygulamaya ihtiyaç duyulacağını söyledi. Ahmet Sinan Ekinci şehirlerin daha da akıllanacağını işaret ederken kriz durumlarının daha rahat yönetileceğine de dikkat çekti.
Ekinci “Etrafımızı saran dijital ağlar sayesinde hızla büyüyen hacimde veri toplamak mümkün. Asıl sorun bunların doğru yazılımlarla okunup kayıt altına alınması, akıllı şehir merkezlerinde işlenmesi, binlerce sensörden gelen veriler günlük yaşam güvenliğini arttırırken, yeni iletişim teknolojileri kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve vatandaş arasındaki koordinasyonu da arttıracak. Toplumun bilgilendirilmesi gereken durumlarda insanlara, kurumlara hızla ve aynı anda ulaşmak mümkün olacak. Bu yazılımlar, şehrin sahip olduğu kaynakları en iyi şekilde kullanmasına imkan sağlarken, kriz durumundaki hasarları da en aza indirecek. Anlık gelişmelere uyum sağlayan, yönetim elastikiyeti kazanmış Akıllı Şehirlerde olası tüm tehlikeler daha esnek ve hızlı yönetilebilecek.” dedi.
Akıllı Şehirlerde en fazla kullanılan uygulamaların yüzde 25 ile endüstriyel otomasyon olduğuna dikkat çeken Ekinci bu sektörün son 5 yılda liderliği hiç bir sektöre kaptırmadığının da altını çizdi. Ekinci “ Bu sektörü güç kaynakları, güvenlik ve eğitim takip ediyor. Özellikle güvenlik alanındaki talep oldukça dikkate değer bir artış gösteriyor.” şeklinde konuştu.
Hacker’lar WordPress ile neler yapıyor?
İnternetteki tüm içeriğin bulunduğu hatırı sayılır miktarda site WordPress tabanlı olarak çalışıyor. Kişisel bloglardan tutun, milyonlarca kullanıcıya ulaşan popüler sitelere kadar hem kişiler hem de kurumlar kolay içerik yönetimi ve SEO desteği için WordPress’i tercih ediyor. Kullanan kurumlar arasında büyük çaplı haber ve e-ticaret siteleri de bulunuyor. Hatta Anadolu Ajansı da yeni sitesinde ücretli bir WordPress temasını alarak kendine göre özelleştirmişti.
Ancak kullanım konusundaki yoğun ilgi, beraberinde hacker’ların da farklı işler için WordPress’ten faydalanmasını sağlıyor. WordPress geliştiricileri sürekli güvenlik güncellemesi yayınlasa da iş aslında o kadar basit değil. WordPress tabanlı sitelerin güvenliğini sağlamada pek çok site yöneticisinin tercihi olan Wordfence eklentisini geliştiren ekip, sitelerinde yayınladıkları bir blog yazısında tam da bu duruma işaret ediyor.
Hacker’ların WordPress’i farklı işler için kullandığı belirtilen yazıda 11 farklı tehlikeye yer verilmiş. Bu tehlikeler, Wordfence ekibinin tespit ettiği 873 farklı vaka incelenerek listelenmiş. Buna göre ilk sırada hacker’ların mevcut bir siteyi alıp kendi içeriklerini yerleştirmeleri bulunuyor. İçeriği yerleştirenler site ismini değiştirmeyi de genelde ihmal etmiyor. Bu durum, tüm vakalar içinde yüzde 25’in üzerinde bir payı temsil ediyor. Yani her dört hacker’dan birinin WordPress tabanlı sitelerde yaptığı işlem bu.
İkinci ve üçüncü sırada ise spam gönderme ya da SEO için spam yapma yer alıyor. Her iki kategoride yüzde 20’ye yakın bir orana sahip. Dördüncü sırada ise risk hack’lenen sitenin dışarı çıktığını gösteriyor. Vakaların yüzde 15’inde zararlı uygulama indirmek için link yerleştirme yapıldığı görülüyor. Beşinci sıra ise doğrudan bir dolandırıcılık vakası. Hacker’lar, WordPress tabanlı bir site ile phishing ya da oltalama tabir edilen işlemi gerçekleştiriyor. Bu örnekte, bir bankanın internet bankacılığı giriş ekranı vb. şekilde görüntülenen bir sitede kullanıcıların şifre ve gizli bilgilerini hacker’lara doğrudan emanet etmesi olayı yaşanıyor.
Kullanıcı bilgilerinin çalınması, site ataklarında kullanılması, zararlı içeriklerin yayınlanması, ransomware adı verilen, bilgisayarınızı şifreleyip açmak için sizden para isteyen uygulamaların dağıtımı listedeki diğer tehlikeler.
Bu tür tehlikelerden korunmak için yapılması gerekenler arasında WordPress’in ve eklentilerin güncel versiyonlarının kullanılması, Wordfence tipi güvenlik odaklı eklentilerden yararlanılması ilk akla gelenler. Ancak her şeyden önce o siteyi ziyaret edenlerin de özellikle phishing benzeri bir sayfa olup olmadığına bakmak gibi basit önlemleri alması gerekiyor.
Wordfence ekibinden Dan Moen tarafından hazırlanan yazının orijinaline bu linkten ulaşabilirsiniz.
Kullanıcı bilgilerinin çalınması, site ataklarında kullanılması, zararlı içeriklerin yayınlanması, ransomware adı verilen, bilgisayarınızı şifreleyip açmak için sizden para isteyen uygulamaların dağıtımı listedeki diğer tehlikeler.
Bu tür tehlikelerden korunmak için yapılması gerekenler arasında WordPress’in ve eklentilerin güncel versiyonlarının kullanılması, Wordfence tipi güvenlik odaklı eklentilerden yararlanılması ilk akla gelenler. Ancak her şeyden önce o siteyi ziyaret edenlerin de özellikle phishing benzeri bir sayfa olup olmadığına bakmak gibi basit önlemleri alması gerekiyor.
Wordfence ekibinden Dan Moen tarafından hazırlanan yazının orijinaline bu linkten ulaşabilirsiniz. Blesh bir kez daha dünyada ön sıralarda
Google’ın önderlik ettiği Physical Web projesinin bir ürünü olan Eddystone formatı için duyurulan Eddystone-EID geliştirmesi ile birlikte daha güvenli beacon deneyiminin kapıları aralandı. Ephemeral Identifier olarak adlandırılan (Geçici Opak ID) geliştirmesi ile beacon’ların yaydığı sinyaller sürekli değişerek, başkaları tarafından kontrol edilemez hale geliyor. Bu sayede kullanıcıların gizliliği daha iyi korunuyor. Yeni format, akıllı ev ve mobil ödeme gibi güvenliğin ön planda olduğu uygulamalar için yeni bir döneme işaret ediyor.
Google’ın önderlik ettiği Physical Web projesinin bir ürünü olan Eddystone formatını dünyada destekleyen sayılı şirketlerden olan Blesh, yeni formata da tüm özellikleriyle, tam destek veren birkaç şirket arasında yer alıyor. Blesh CEO’su Devrim Sönmez, sundukları desteğin kapsamıyla ilgili şu yorumu yapıyor:
“Eddystone-EID güvenlik desteği ile Eddystone uygulamalarında hızlı bir artış göreceğiz. Özellikle mobil ticaret, bagaj takibi, anahtar bulmak veya mobil ödeme yapılabilen vending makinaları gibi noktalarda kullanım senaryolarını artık daha çok duyacağız. Hem akıllı ev uygulamaları hem de mobil ödeme konusunda yeni bir döneme gireceğimizi söyleyebiliriz. Blesh olarak Google ile tekrar işbirliği yaptığımız için gururluyuz. Physical Web projesinin ilk temsilcilerinden biri olarak Eddystone gelişmelerini çok yakından takip etmeye ve önümüzdeki dönemde kullanımını artıracak konularda çalışmaya devam edeceğiz”.
Marketing Meetup profesyonelleri bir araya getiriyor
Pazarlama dünyası, Türkiye’de dijital dönüşümün adeta bayraktarlığını yapmış bir sektör; bu nedenle Marketing Meetup, işi dijitale yatkın olan herkesin ilgisini çekebilir. Doğuş Üniversitesi Acıbadem Kampüsünde 30 Nisan Cumartesi günü gerçekleşecek olan etkinlikte pazarlama trendleri, yenilikçi pazarlama stratejileri ve son dönemin popüler kavramlarından “bütünleşik pazarlama” konunun uzmanları tarafından ziyaretçilere anlatılacak.
Aynı zamanda bir “networking” etkinliği olan Marketing Meetup, girişimcilere ve bu alanda kariyer yapmak isteyen öğrencilere de sektörün içinden isimlerle bir araya gelme ve sohbet etme olanağı tanıyacak. Gün boyu sürecek, katılımın ücretsiz olduğu etkinlikte koltuk sayısı ise sınırlı. O nedenle önce aşağıdaki videoyu izleyin, ardından ilginizi çektiyse bu sayfadan kaydınızı yaptırın.
https://www.youtube.com/watch?v=MwXD_DGWv0M
Teknoloji bağımlılarına özel etkinlik
Yeşilay’ın ismini son yıllarda çok daha fazla duyduğumuz bir gerçek. 1920’de Hilal-i Ahdar adıyla, alkollü içkiyle mücadele için kurulan, daha sonra ismi Yeşil Hilal olarak değiştirilen ve son olarak Yeşilay ismini alan kurum, bugün alkollü içeceklerle mücadele konusunda başlattığı yolculuğunu farklı türdeki bağımlılıklarla mücadele olarak genişletmiş durumda.
Yeşilay’ın mücadele ettiği güncel bağımlılıklar listesinde sigara, alkol, madde (uyuşturucu vb.) ve kumar bağımlılığı haricinde TechInside okurlarını daha yakından ilgilendiren bir konu daha var: Teknoloji Bağımlılığı. Bu kapsamda uluslararası nitelikte bir kongre de düzenleyen Yeşilay’ın 3-4 Mayıs 2016 tarihlerindeki etkinliğinin adı “3. Uluslararası Teknoloji Bağımlılığı Kongresi” olarak belirlenmiş.
Yeşilköy’de bulunan WOW İstanbul Hotel & Convention Center’da düzenlenecek olan 3. Uluslararası Teknoloji Bağımlılığı Kongresi’nin başlıkları arasında patolojik internet kullanımı, video oyunu bağımlılığı, televizyon bağımlılığı, siber zorbalık, sosyal medya, siber güvenlik, çevrimiçi kumar bağımlılığı, cep telefonu bağımlılığı ile çevrimiçi alışveriş bağımlılığı bulunuyor.
Teknolojinin bilinçli kullanımı konusunda farkındalığı yüksek nesillerin yetişmesine katkı sağlama amacıyla düzenlenen kongrenin, teknolojinin kötüye kullanımı, dünya genelindeki son araştırmalar ve klinik uygulamalar, önleme ve politika alanındaki iyi uygulama örnekleri ve okul temelli çalışmalar gibi başlıklarda bilimsel ve kanıta dayalı çalışmaların ele alınacağı önemli bir mecra olması hedefleniyor.
Katılımın ücretsiz ve herkese açık olduğu organizasyonda bu yıl Türkiye dışında ABD, Güney Kore, İngiltere ve Kuveyt’ten gelecek alanlarında uzman konuşmacılar yer alacak. Kongreye bilim insanları, karar alıcılar, rehber öğretmenler, psikologlar, sosyal hizmet çalışanları ve aileler olmak üzere yaklaşık 1200 kişinin katılımı bekleniyor.
Ödeal İşyerim cirosunu ikiye katladı
Fevzi Güngör, Turkcell’in kontörlü hatlarına telefon ile yükleme yapan Mobilnet ve ardından ülkenin en büyük mobil ödeme şirketlerinden 3Pay ile edindiği tecrübeyi Ödeal isimli yeni bir girişime dönüştüreli üç yıl oldu. O günden bu yana fintech dünyasında hızlı bir dönüşüm yaşanıyor. Hem son kullanıcılar hem de finans profesyonelleri, finans teknolojileri alanında yaşanan yıkıcı dönüşümlere ayak uydurmaya çalışıyor.
Ödeal ise erken davranmanın avantajını yaşıyor; cep telefonlarıyla banka kartı ya da kredi kartıyla tahsilat olanağı sunarak yepyeni iş modelleri gelişmesine olanak tanıyan Ödeal İşyerim servisi, ilk çeyreği neredeyse iki kat ciro artışıyla kapattı.
Özellikle sabit maliyetleri, ciro hedefleri, aylık kotalar gibi kriterler nedeniyle POS cihazı alamayan ya da almak istemeyen günlük işlem hacmi küçük işletmeler ve bireysel girişimlere kredi kartı ve banka kartıyla tahsilat imkanı sunan Ödeal İşyerim, 72 ilde 60’dan fazla sektörde hizmet veren 7.500’ü aşkın kullanıcıya ulaştı. Kullanıcı sayısını her geçen gün artırmaya devam eden Ödeal İşyerim, 2015 son çeyrek rakamlarına göre 2016 ilk çeyrek sonunda üye işyeri sayısını %50, cirosunu ise %97 artırarak, istikrarlı büyümesini sürdürdü.
Ödeal İşyerim kullanımı yaygınlaşıyor
Türkiye’de mobil tahsilat uygulamaları alanında Türkiye’de büyük bir potansiyel olduğunu ifade eden Ödeal İşyerim Kurucusu Fevzi Güngör, “Ödeal İşyerim ile sunduğumuz mobil tahsilat hizmeti çok hızlı kabul gördü ve kullanıcı sayımızı artırmaya devam ediyoruz. Ödeal İşyerim olarak orta vadede finansal teknolojiler alanında bölgesel bir şirket haline gelmek için çalışmalarımızı hızla sürdürüyoruz. Bu doğrultuda 2016’da aylık 50 milyon TL hacme ulaşmayı, ürün ve hizmet çeşitliliğimizi artırmak adına çalışmalar da yürüteceğiz” dedi.Fevzi Güngör: Türkiye fintech alanında büyük potansiyele sahip
Türkiye’de öne çıkan Fintech alanlarından olan ödeme sistemlerinin önümüzdeki günlerde en çok yatırım alacak alanlar arasında yer aldığını ifade eden Güngör, “BKM’nin verilerine göre hali hazırda 200’ün üzerinde fintech yatırımının olduğu Türkiye’de fintech işlem hacmi yıllık büyüme beklentisi yüzde 20. 2016 yılı fintech ticaret hacminin 19,6 milyar dolar olacağı bekleniyor. Global ölçekte baktığımızda 2017 yılına kadar mobil ödeme sistemlerine yapılacak yatırımın 823 milyar dolar olacağı tahmin ediliyor. Dolayısıyla fintech sektörü dünyada olduğu gibi Türkiye’de de büyük potansiyele sahip ve bu alanda yatırımlar artacaktır. Biz de Ödeal İşyerim olarak 2016’yı önemli büyüme oranlarıyla tamamlamak üzere çalışmalarımızı sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.Çin kendi Slack’ini yaptı: WeChat Enterprise
WeChat Enterprise ismi Slack’in aksine, servisin ne işe yaradığını tek başına anlatıyor. Bu nedenle Çinli kullanıcılar arasında daha popüler olması mümkün. Slack ile ofis masaları üzerinde ateş dansı yapmaya hazırlanan WeChat, en büyük sosyal ağlardan biri olmasını sağlayan dev Çin pazarı için kendi profesyonel mesajlaşma uygulamasını yayınladı.
İlk olarak mart ayında tanıtılan WeChat Enterprise, grup oluşturma, fotoğraf, ses kaydı ya da diğer dokümanları gönderme ve konum paylaşma gibi standart sohbet özelliklerine bazı küçük ancak plaza insanlarının hoşuna gidecek dokunuşlar getiriyor.
Uygulamada bulunan “kabul etme” tuşu, sürekli “OK” demeye gerek bırakmaksızın bir bildirimi okuduğunuzu (ve anladığınızı) karşı tarafa iletmeye yarıyor. Bu özellik Slack’in tepkilerini andırıyor. Bir diğer ayar ise “kahve molası” adını taşıyor. Bu moda geçtiğinizde, diğer kişiler sizin müsait olmadığınızı kolayca anlayabiliyorlar.
WeChat Enterprise ile yapılan görüşmelerde faturayı şirkete kestirmek de mümkün oluyor. Böylelikle uluslararası görüşmelerin kurum tarafından takibi kolaylaşırken, WeChat de yeni bir gelir kapısı oluşturuyor.
WeChat Enterprise iş hayatını kişisel kullanımdan ayırıyor
Yeni güncelleme dünyanın geri kalanı için sıradan görünse de, bir Çinli gözüyle bakıldığında çok daha önem kazanıyor. Çünkü WeChat profesyonel amaçlarla çoğu Çinli şirket tarafından kullanılıyor ve hal böyleyken çalışanların kişisel yayınlarla profesyonel görüşmeleri bir arada tutması zorlaşıyor. Tamamen ayrı bir uygulamanın olması, iş ve özel hayat arasındaki dengenin kurulması hususunda Çinli beyaz yakalılara kolaylık sağlayacaktır. Öte yandan Çin’de olsanız dahi WeChat Enterprise’ı kullanmaya başlamak biraz güç. Bizdekine benzer bürokratik süreçleri aşmak gerekiyor. Bunun için de öncelikle ülkeye ait resmi bir işletme lisansına sahip olmalısınız. Uygulamanın dünyanın geri kalanında hizmete girip girmeyeceği henüz bilinmiyor.LinkedIn taktik değiştiriyor
LinkedIn öğrenciler için bugüne kadar ne denediyse tutmadı, şimdi şansını LinkedIn Students ile deneyecek. İki yıl kadar önce sadece öğrencilere özgü bir platform bile yayınlayan şirket, burada üniversite okuyan öğrencilerin diğerleriyle iletişime geçmesine ve yüksek lisans seçenekleri arasında tercih yapmalarına destek olmaya çalıştı.
Tüm bunlar kar etmeyince LinkedIn komple taktik değiştirerek, öğrencilere Facebook varken anlamsız gelen sosyal ağ projeleri yerine gerçek ihtiyaca, istihdama öncelik verme kararı aldı. LinkedIn’in artık öğrencilerle ilgili tek bir hedefi var: Onlara iş bulmak. Bu nedenle de uzun zamandır hizmette olan pek çok öğrenci odaklı servisi ikinci plana atıyor. Çünkü yapılan araştırmalar, öğrencilerin yüksek lisans tavsiyesi yerine uygun bir iş bulmak için profesyonellerin ağına katıldığını gösteriyor.
LinkedIn tarafından yayınlanan yeni LinkedIn Students adlı uygulama tam olarak bu işe yarıyor. Geçtiğimiz yılı öğrenciler ile anket yaparak geçirdiklerini belirten uygulamanın ürün yöneticisi Ada Yu, gençlerin tek beklentisinin iş olduğunu fark ettiklerini anlatıyor. Öncesinde öğrencilerin kampüs hayatlarını daha keyifli hale getirmek için çeşitli uygulama ve servisler sunduklarını belirten LinkedIn yetkilisi, tüm bu hizmetlerin 16 Mayıs itibarıyla tarihe karışacağının da haberini verdi.
LinkedIn Students öğrencileri iş hayatına hazırlayacak
Yeni uygulama ise kullanıcılara hangi okulda okudukları, hangi bölümde oldukları ve mezuniyet tarihleri gibi bir dizi basit soru sorarak, öğrencilere yeni mezun kabul eden işletmelerde çeşitli pozisyonlar öneriyor. Ayrıca gençlerin işine yarayacak kariyer odaklı makaleler de yine uygulama üzerinden öneriliyor. “Bir öğrencinin LinkedIn profiline ekleyebileceği çok da fazla kariyer basamağı bulunmuyor.” Elbette hal böyleyken profesyonellerle dolu bir ağda öğrencilerin yer almasını beklemek haksızlık olurdu. Ada Yu ayrıca öğrencileri doğru kişilerle iletişime geçirmenin de önemli olduğunun altını çizerek, sektörden birilerini tanımanın daha fazla kapıyı açacağını belirtiyor. LinkedIn Students bu işe yarayacak mı, bekleyip göreceğiz.Fintech raporu: Türkiye hangi alanda lider?
Capgemini ve EFMA tarafından yayınlanan yıllık bankacılık raporunda Türkiye, fintech hizmetlerini ve uygulamalarını benimseme alanında yüzde 83 oranla lider olmayı başardı. Dünya genelinde yapılan ankete 32 ülkeden, toplamda 16 binin üzerinde bireysel bankacılık müşterisi katıldı. Ayrıca bankacılık alanında yönetici olan profesyonellerle de röportajlar yapıldı.
Bireysel bankacılığın yanı sıra, yeni yükselen finans teknolojileri alanındaki trendleri de inceleyen rapora göre Türkiye, benimseme oranı açısından yüzde 83 ile birinci sırada yer alıyor. Ülkemizi yüzde 81 ile Portekiz, yüzde 80 ile Arjantin, yüzde 78 ile Meksika ve yüzde 77 ile Hindistan takip ediyor. Global benimseme oranı ortalama yüzde 63 olarak hesaplandı. Fintech tanımı ise şu şekilde belirlendi: “Geleneksel finans ürün ve hizmetlerini daha verimli kullanmak için dijital teknolojilerden faydalanmaktır. Bunun içine son kullanıcılara yeni ve tek başına bir servis olarak sunulan ya da geleneksel bankacılık ve finans servislerinin kullanımına olanak tanıyan dijital teknolojiler girmektedir.”
İnsanlar fintech’e güveniyor
Aynı araştırmadaki önemli bir diğer sonuç ise, son kullanıcıların arkadaşlarına tavsiyede bulunurken kendi öncelikli bankaları yerine bir fintech sağlayıcıyı tercih etmeleri olarak görünüyor. Bireysel bankacılık müşterileri arasında arkadaşlarına banka önerenlerin oranı yüzde 38 iken, bir fintech servisi önerenler yüzde 55 oranına sahip. Diğer bir deyişle her iki kişiden biri kullandığı finansal teknoloji servisini bir başkasına öneriyor. Bunun gerekçesi ise fintech uygulama ve servislerinin çok daha iyi bir kullanıcı deneyimi sunmasında gizli. Yine anket katılımcılarına göre bu ürünlerin sunduğu ana değer; yüzde 82 oranında kolay kullanım, yüzde 81 daha hızlı hizmet, yüzde 80 daha iyi müşteri deneyimi olarak sıralanıyor. Bankaların uyumluluk ve maliyet tasarrufuna odaklanması nedeniyle kullanıcı deneyimi çoğu zaman ikinci planda kalıyor.Bankalar orta yolu bulmaya çalışıyor
Araştırma sonuçları bankaların neredeyse yarısının (yüzde 46) fintech şirketleriyle ortak çalışmayı planladığını gözler önüne seriyor. Buna karşın kendi altyapılarının, bu iş birliğiyle gelecek teknik ihtiyaca yanıt vereceğine inananların oranı sadece yüzde 13. Yakın dönemde finansal teknolojiye yatırım yapanlar arasında liderliği bankaların aldığı konuşulmuştu. Wall Street kurtları ve global hizmet sunan bankalar, müşterilerine daha yakın olabilmek adına bu alandaki girişimleri ya satın alıyor ya da bu şirketlerde hissedar olmaya çalışıyor. 2016 yılının ise tam anlamıyla fintech yılı olması bekleniyor. Bakalım bu dönüşüm son kullanıcıya başka ne gibi avantajlar sunacak…Google Glass’ta bir fire daha
Geoff Dowd’un Google macerası oldukça kısa sürdü; Kasım 2015’te Adobe’dan ayrılarak, Project Aura adındaki birime kullanıcı deneyimi (UX) tasarımı yöneticisi olarak katılan Dowd’un sıfırdan tasarlanan Google Glass 2’yi daha cazip hale getirmesi bekleniyordu. Oysa beş ayın ardından Dowd sadece ilgili birimden değil, şirketten de ayrıldı.
Project Aura ekibi sadece Google Glass odaklı değil, aynı zamanda diğer giyilebilir teknolojiler üzerinde de çalışıyor. Prototip modelin geçtiğimiz yıl fiyaskoyla sonuçlanması sonrası Google, bir başka başarısızlık yaşamamak adına sektördeki yetenekleri bünyesinde topluyor.
Google Glass 2 nereye gidiyor?
Eski Gap yöneticisi Ivy Ross tarafından yönetilen Project Aura birimi, yakın zamanda aldıkları tartışmalı kararla gündeme gelen Nest’in yöneticisi Tony Fadell’in kanatları altında çalışıyor. Business Insider kaynaklarına göre, Project Aura’nın çalışmaları henüz gidilecek istikameti belirleme aşamasında görülüyor. Aynı habere göre şirketin İleri Seviye Teknoloji ve Proje Grubu (ATAP) da yöneticisini Facebook’a kaptırdı. Şirketin merakla beklenen modüler akıllı telefon konsepti Project Ara ile üç boyutlu haritalandırma teknolojisi Project Tango’yu yöneten Regina Duran, Facebook’a geçti. Google artırılmış gerçeklik ve VR başta olmak üzere, görsel deneyimi artırıcı nitelikte her türlü teknolojinin peşinden gidiyor ve bu alanlarda da büyük oynamak istiyor. Buna karşın sürekli değişen kadrolar, istenen ekibin oturmasına bir türlü izin vermiyor. Google Glass 2’nin kullanıcı deneyimini bundan sonra kimin tasarlayacağı ise henüz bilinmiyor.Bu mektup Apple’ın planlarını bozabilir
Avrupa’daki yayılma stratejisi çerçevesinde İrlanda’da açılacak yeni Apple veri merkezi hakkında detayları daha önce sizlerle paylaşmıştık. Şimdi ise elimizde daha net veriler var, Apple’ın ülkeye getireceği elektrik yüküne kadar hem de! Galway İlçe Meclisine sunulan bir belgeye erişen Business Insider, Apple’ın açmayı planladığı toplamda sekiz veri merkezinin, ülkedeki elektrik tüketimini yüzde 8,2 oanında artıracağını ortaya çıkardı.
Allan Daly adında bir kişinin meclise geçtiğimiz yılın mayıs ayında gönderdiği gönderdiği mektup, İrlanda’da açılması beklenen 850 milyon euroluk veri merkezinin ülkedeki enerji kaynakları ve elektrik tüketimine yapacağı etki üzerine endişeleri paylaşıyor.
Apple veri merkezi Avrupalı kullanıcılara yarayacak
Apple, İrlanda’da açacağı veri merkeziyle Avrupa’da iTunes, App Store, iMessage ve Haritalar gibi servislerini kullanan cihaz sahiplerine daha iyi hizmet sunmayı hedefliyor. Konuyla ilgili yayınlanan Şubat 2015 tarihli basın bildirisinde ise bahsi geçen tesisin tamamen yenilenebilir enerjiyle çalışacağı belirtiliyor. Öte yandan ilçe meclisine detaylı bir doküman gönderen Daly, Apple’ın veri merkezinin elektrik gücü ihtiyacının devasa boyutlarda olacağını anlatarak söze başladığı mektubunda, hedeflenen sekiz veri merkezi de kurulduğunda ülkenin elektriğinin ne kadarını harcayacağını anlatıyor. Elbette burada yüzde 8,2 oranına İrlanda’nın mevcut tüketimi baz alınarak ulaşılıyor. Tüm tesislerin tamamlanması ise 15 yılı bulacak. Bu süreçte ülkenin enerji üretim gücü ve tüketim oranının ne olacağı gözardı ediliyor. https://www.techinside.com/apple-mcqueen-ile-kendi-bulutuna-gececek/Uzmanlar: Yüzde 8,2 oranında tüketim mümkün
Buna karşın Daly, Apple’ın veri merkezinin İrlanda’daki en büyük tekil elektrik kullanıcısı olacağına dikkat çekiyor. Apple’ın veri merkezini açacağı bölgenin de sorumlusu olan Galway İlçe Meclisine şirketin sunduğu “Çevresel Etki Bildirimi” adlı belgede ise teklif edilen kurulumda 30 megawatt güç gerektiği belirtiliyor ve tüm tesis tamamlandığında bunun 240 MW mertebesine çıkacağı açıklanıyor. Daly ise mektubunda tüm veri merkezlerinin 7/24 çalışır durumda olması gerektiğinden, yıllık tüketimin 262,8 gigawatt saat olacağını, 8 tesis tamamlandığında ise bunun sekize katlanarak, İrlanda’nın 2015 yılında toplam elektrik tüketimi olan 25.780 gigawatt saatin neredeyse onda biri olacağına dikkat çekiyor. Konuya ilişkin görüş bildiren Leeds Üniversitesi öğretim üyesi Profesör Ian Bitterlin ise, yüzde 8,2 artışın olanaklar dahilinde olduğunu söylüyor. Apple’ın yapmayı planladığı 263 bin metrekarelik veri merkezi binası, Derrydonnel Ormanı’nın ortasında bulunuyor ve şimdilik önünde herhangi bir engel bulunmuyor. Şirket ilk etapta yerel yönetimden sadece tek bir bina için onay istedi. Önümüzdeki 15 yıla yayılacak sekiz veri merkezinin her biri için yeniden onay alınması gerekecek.Çinli Yemeksepeti’ne milyar dolarlık yatırım
Türkiye’de en çok konuşulan startup atılımı, Delivery Hero’nun yarım milyar dolarlık Yemeksepeti alımı olmuştu. Şimdi ise bir benzer gelişme uzak topraklarda, Çin’de yaşanıyor. Yemek siparişlerine farklı bir model getiren Ele.me adlı Şanghay merkezli startup, e-ticaret devi Alibaba’dan 900 milyon dolarlık yatırım aldı. TechCrunch haberine göre bir 125 milyon dolarlık yatırım da, Alibaba’nın finans kanallarından Ant Financial üzerinden yapıldı.
Normalde evlere ve iş yerlerine paket hazırlamayan restoranlardan sipariş verme olanağı sunan Ele.me 2008 yılından bu yana hizmet veriyor. Alibaba yaptığı bu yatırımla birlikte şirketten yüzde 27,7 hisse aldı. Son yatırımı baz aldığımızda, daha önce 2,34 milyar dolar pazar değerine sahip olan şirketin güncel değeri 4,5 milyar dolara ulaştı.
Yemek sipariş pazarı son dönemde hem yeni startup’lar hem de eski oyuncuların sert rekabetine tanık oluyor. Yemeksepeti’ni satın alan Delivery Hero’nun yanı sıra Deliveroo, JustEat, Take Eat Easy ve Hungry House gibi pek çok şirket, en karlı iş modelini kurgulayıp hem restoranları hem kullanıcıları kendi tarafına çekmek için çalışıyor.
Alibaba yemek teslimatı işine girer mi?
Öte yandan Edison Investment Research adlı analiz şirketi, geçtiğimiz ay yaptığı uyarıda yemek sipariş işinin çökmeye başladığı konusunda yatırımcıları uyarmıştı. Açıklamaya göre bu alana kayan her startup, kullanıcı kitlesini büyütmeye çalışırken “ekonominin temel dinamiklerini” unutuyor. Yemek teslimatı yapan girişimlerin önündeki en büyük engel ise, gelişmekte olan pazarlarda işçi giderlerinin yüksek olması şeklinde yorumlanıyor.Amazon Netflix’e rakip oluyor
Amazon Netflix karşısında yeni bir çözüm buldu; Prime ile yıllık anlaşma karşılığı sunduğu hizmetlerin tamamını bundan böyle Netflix benzeri bir modelle aylık olarak servis edecek. Türkiye’yi kapsamayan Prime hizmetiyle yıllık abonelik karşılığında iki günde teslimat garantili alışveriş yapmak mümkün oluyor. Bu sistem kapsamında servis veren Prime Video ise tıpkı Netflix gibi video kiralama olanağı sunuyor.
Şimdiye kadar tüm bu hizmetleri yıllık anlaşmalar olmaksızın, ay bazında almak mümkün değildi. Ancak Amazon, Netflix ve diğer rakiplerden gelen yoğun rekabete karşı direnemedi ve aylık 10,99 dolar ücretli yeni Prime tarifesini hayata geçirmek zorunda kaldı. Prime Video ise ayrı bir hizmet olarak ayda 8,99 dolardan temin edilebiliyor. Bundan önce Prime yıllık 99 dolar standart ücrete tabiydi ve içinde Prime Video içeriği de ücretsiz olarak sunuluyordu.
Amazon Netflix rekabetinde ikinci perde
Amazon’un daha önceden aylık Prime abonelik sistemini test ettiği ve 2012 yılında bu kısıtlı denemeleri sonlandırdığı biliniyor. O dönemde de bu çalışmalar Netflix ve Hulu ile rekabet olarak görülmüştü. Bugün ise farklı bir dönemde yaşıyor. On-demand video içerik denince akla sadece Netflix geliyor ve Mayıs ayında yılların Netflix kullanıcıları abonelik bedellerinde bir artış görecek. Son tahlilde Netflix aylık ücreti 9,99 dolara yükselirken, Amazon’un Prime Video hizmetini 8,99 dolar aylık bedel ile hayata geçirmesi, stratejik bir hamle gibi görünüyor. Bakalım mayıs ayı itibarıyla IP bazlı video servisleri dünyası büyük oyuncular arasında nasıl bir dağılıma tanık olacak…GoDaddy yöneticisini Google’a kaptırdı
GoDaddy en önemli yöneticilerinden birini bir başka teknoloji devine, Google’a kaptırdı. ABD Sermaye Piyasası Kurulu’na GoDaddy tarafından verilen bilgiye göre, şirketin CTO’su ve başkan yardımcısı olarak görev yapan Elissa Murphy, yaklaşık bir hafta önce istifa dilekçesini sundu.
Inc.com haberine göre GoDaddy hakkında yaklaşık bir yıl önce yayınlanan detaylı bir makalenin başında dahi, “GoDaddy’nin yeni CEO’su Blake Irving’in ilk görüştüğü kişi Elissa Murphy oldu” şeklinde başlıyor. Bizzat CEO tarafından teknoloji operasyonlarının sorumlusu olarak görev yapmaya başlayan Murphy’nin ilk işi, genelde müstehcen ve tartışmaya açık reklamlarıyla bilinen GoDaddy’nin marka imajını düzeltme sürecinde Irving’e yarımdı olmaktı.
Elissa Murphy neler başardı?
Üç yıl boyunca görev yaptığı GoDaddy’e yetenekli birçok kadın teknoloji uzmanı kazandıran Elissa Murphy, aynı zamanda şirketin 30 bin civarında olan sunucu kapasitesinin 100 bine çıkarılmasını yönetti ve sadece ABD’de değil, dünyanın dört bir yanında (Türkiye dahil) KOBİ pazarındaki GoDaddy payının artışını sağladı. Halka arzın yaklaşık bir yıl sonrasında böylesi bir kayıp, GoDaddy’i güç duruma düşürebilir. Resmi evraklara göre 17 Mayıs itibarıyla yetenekli CTO’nun şirketle ilişkisi kalmayacak. Borsada yaşadığı çalkantılı sürecin ardından yüzde 20 artışta sabitlenen GoDaddy hisse değerleri, 2016 ilk çeyreğinde beklentileri aşan rakamlar sayesinde bir süre daha idare edecektir. Murphy döneminde kazanılan “KOBİ’ler için en uygun fiyatlı alan adı (domain) servisi” imajı dünya genelinde büyük bir potansiyeli GoDaddy’nin önüne sunuyor. Buna karşın bir sonraki adım için şirkette Elissa Murphy olmayacak. Özellikle altyapı kurulumu alanındaki yetkinliği, kurum için önemli bir kayıp olacaktır. İşin Google kısmına geldiğimizde ise, teknoloji devinin Murphy’i nasıl renklerine bağladığı şimdilik bilinmiyor. Ancak yetenekli yöneticinin bulut altyapısı alanındaki uzmanlığı ve Google’ın bu alanda vites yükselttiği düşünüldüğünde, şirketin cömert bir teklifte bulunduğu tahmin ediliyor.Apple OS X’in adını değiştirecek mi?
Apple’ın ürün isimlerini değiştirmesi pek de alıştığımız bir durum değil; bu nedenle MacOS adını okuyunca ilk anda yazım yanlışı olduğunu düşündük. Ancak aynı cümle içinde tvOS ve watchOS geçince kafada bir ampul yandı tabii. Dünya Günü promosyonu için ürün yaşam döngülerini nasıl belirlediğini anlatan bir yazıda, aynen şu ifade yer alıyor: “İlk cihaz sahiplerini baz alan kullanım ömrü, MacOS ve tvOS cihazları için dört yıl, iOS ve watchOS cihazları için ise üç yıldır.”
Bugüne kadar OS X adıyla kullandığımız, MacBook ve iMac bilgisayarların temel yazılımını oluşturan işletim sisteminin adı yakın zamanda MacOS olarak değişebilir. Apple’ın bu yılki geliştirici konferansı WWDC’de tüm işletim sistemlerini aynı formatta düzenlemesi beklenen bir gelişmeydi. Ancak öncesinde yayınlanan bu yazıda, diğer tüm işletim sistemlerinin adı küçük harfle başlamasına karşın OS X’in büyük harfle MacOS şeklinde başlaması dikkat çekiyor.









