Batman teknolojisi gerçek oluyor
Batman’in kendisi için kurduğu “güvenlik ağını” bilirsiniz. Olaylar içinden çıkılmaz bir hal aldığında, Kara Şövalye bir düğmeye basar ve o anki konumunu Yarasa Mağarası’na bildirir. Hemen ardından, hangi seriyi izlediğinize bağlı olarak, ya Alfred duruma müdahale ederek kahramanımızı kurtarmak için gerekli araçları olay yerine yönlendirir ya da Batmobil aldığı sinyaller doğrultusunda olay yerine otomatik olarak yollanır.
Mevcut teknolojilerle Batman düzenini herkes için sağlamak şimdilik hayal olabilir. Ancak bu senaryoda hayati önem taşıyan bir özellik, Google öncülüğünde hayata geçiriliyor. Evet, belki Batman zırhınız, Alfred gibi bir uşağınız ya da Batmobil gibi havalı bir aracınız olmayacak, ancak başınız sıkıştığında yerinizi yetkililere bildirmeniz gerektiğinde bunu yapmak için artık adres kodlamanıza gerek kalmayacak.
Türkiye’de haftada 18 bin siber saldırı yaşanıyor
Uluslararası siber güvenlik kuruluşu Arbor Networks, dünya çapında 330 ağ operatöründen gelen verileri ATLAS ismini verdiği platform üzerinden anlık olarak izliyor. Bu yolla “online hizmetleri engelleme”ye yönelik siber saldırı olaylarının (DDoS saldırılarının) anında tespit edebilmesini sağlıyor. ATLAS üzerinden Türkiye verilerine bakıldığında, 2016’nın ilk altı ayında 110 binden fazla saldırı yaşandığı tespit edildi. Haftada 18 bin siber tehdidin gündeme geldiği Türkiye’de, bu dönemde yaşanan en büyük saldırı ise saniyede 213 Gb’a ulaştı. Türkiye’ye yapılan saniyede 10 Gb’ın üzerindeki büyük boyutlu saldırıların Amerika, Rusya, Almanya ve yine Türkiye’den kaynaklandığı gözlendi.
Haftada 124 bin saldırı
ATLAS, son 18 ayda dünyada haftalık ortalama 124 bin güvenlik olayı yaşandığını kayıt etti. Platform, yalnızca 2016’nın ilk yarısında saniyede 100 Gb’ın üzerinde hıza ulaşan 274 siber saldırı tespit ederken, bu sayı 2015’in aynı döneminde 223’tü. Saniyede 200 Gb’ı aşan daha yoğun saldırılar ise 2015’in ilk yarısında 16 iken, 2016’nın ilk yarısında 46’ya yükseldi. ATLAS verileri, saldırıların yalnızca sayıca değil, boyut olarak da arttığını ortaya koydu.Apple’ın servis işleri Fortune 100 listesine girer mi?
Apple’ın CEO’su Tim Cook, Apple’ın geleceği hakkındaki planları ile teknoloji dünyasında ne kadar güçlü bir konumda durduklarını yeniden hatırlattı. İkinci çeyrek rakamlarındaki etkileyici rakamlar nedeniyle övgüler alan Tim Cook, Apple’ın artık sadece cihaz satan bir şirket değil, müzik, film, bulut servisleri, AppStore uygulama satışları gibi hizmetlere sahip bir servis şirketi de olduğunu hatırlattı.
Tim Cook’a göre ABD’li telefon üreticisinin servis işleri, önümüzdeki yıllarda o kadar büyüyecek ki, sadece bu işler, tek başına Fortune 100 listesine girmeye yetecek kadar gelir üretecek.
Geçen çeyreğe göre kazancını %37 oranında arttıran firma, iPhone satışlarındaki yükselişin durması ve hatta artık daha az iPhone satıyor olmalarına rağmen yükselen kazancını servis gelirlerine borçlu. Firmanın sonbaharda çıkacak yeni iPhone’u ile cihaz satışlarının da patlamasıyla sene sonunu olağan üstü kar rakamları ile kapatmasına kesin gözüyle bakılıyor.
Bu arada firma, teknik ve lojistik olarak çok meşakkatli ve aynı zamanda riskli bir iş olan cihaz satışından öte, cihazları satın alan müşterilerini daha sonra servislerine yönlendirmenin çok daha karlı bir iş olduğunu keşfetmiş durumda.
Satıştan sonra satmaya devam
Tim Cook, şirketin servis gelirlerini arttırmak için bir süredir yoğun olarak çalışıyordu. Müzik servisini, uygulamaları abonelik sistemine geçirmelerini, bulut tabanlı hizmetlerini göz önüne alırsak, firma kullanıcılarına bir yandan piyasadaki en yüksek fiyatlı mobil cihazları satarken diğer yandan da müşterilerinin cebinden servis ücretleri için dolarları çekmeye devam ediyor ki, bu pazarlama başarısının mimarı olarak Cook’un da Apple tarihinde Jobs kadar önemli bir yerde konumlanacağını tahmin etmek zor değil.WeWork eleştiriyi affetmedi
Her şey Thinknum kurucu ortağı Justin Zhen’in yazdığı bir blog yazısıyla başladı ve olaylar bir anda gelişti: Ortak çalışma alanı WeWork’ün giderek azalan “kiracılarını” konu alan bu blog yazısı, Justin Zhen ve ekibinin kısa süre içinde Manhattan şehir merkezinde yer alan ortak ofisten kovulmasıyla sonuçlandı.
Medium platformunda, “Yüzlerce üyelik iptal edilirken, WeWork’ün kullanıcı kitlesine derinlemesine bir bakış” başlığıyla yayınlanan ve şimdilerde yayından kaldırılan blog yazısında, ortak çalışma alanlarında üyelik iptallerinin hızla arttığından bahsediliyordu. Ortak ofis sağlayıcı şirket ise bu konuya pek de mutlu yaklaşmadı; Zhen’e jet hızıyla bir ihtarname çeken şirket, Medium üzerindeki blog yazısının kaldırılmasını ve ayrıca WeWork’e ilişkin tüm verilerin (servis politikasına ilişkin kurallar gereğince) silinmesini talep etti.
https://www.techinside.com/wework-nedir-16-milyar-dolar-degerinde/
Üstelik işler bununla sınırlı kalmadı. Ertesi gün Manhattan’daki ortak ofise gelen Thinknum ekibini kötü bir sürpriz bekliyordu. Posta kutularında duran mesajda, WeWork üyeliklerinin o gün itibarıyla sonlandırıldığı ve eşyalarını toplayıp ofisten çıkmak için 30 dakika süreleri olduğu belirtiliyordu. Thinknum’ın diğer kurucu ortağı Greg Ugwi konuyla ilgili Quartz’a yaptığı açıklamada, blog yazısında bulunan rakamların arkasında olduklarını ve hiçbir sözleşme koşulunu ihlal etmediklerini söyledi. Tabii iki gün sonra bu yazının ortadan kaldırılması şüphe uyandırıyor.
Ortak çalışma alanı sağlayıcının açıklaması ise, Zhen’in blog yazısında yer alan rakamların hem yanlış hem de yöntem açısından hatalı olduğu yönündeydi. Ortak çalışma alanlarının yeni ofis kültürü haline geldiğini anlatan pek çok makalenin ardından, WeWork’ün bu tutumu pek de hayra alamet görünmüyor. Benden 30 dakikada ortak çalışma alanını boşaltmamı isteselerde çoğu eşyayı – tamamen vakit kazanmak için – pencereden atardım muhtemelen.
Esnek ekran araştırmalarına 1,75 milyar dolar
TV üreticisi LG, esnek OLED ekranlar geliştirmek amacıyla 1,75 milyar dolarlık Ar-Ge bütçesi ayırdığını duyurdu. Engadget’ın haberine göre, LG Display üzerinden yürütülecek Ar-Ge çalışmaları sayesinde, LG’nin esnek/bükülebilir/kıvrılabilir ekranlar konusunda piyasada öncü olan Samsung’la rekabet etmesi mümkün olacak. Geliştirilecek esnek ekran teknolojisi, TV’ler, monitörler, tablet ve telefonlar üzerinde kullanılan LCD’lerin yerini alacak.
Dünyanın en büyük LCD üreticisi olan LG, pazar liderliğini Samsung’a kaptırmamak için, yakın gelecekte standart olacağı düşünülen esnek ekran teknolojileri LG için stratejik önem taşıyor. Öte yandan telefonlar ve tabletler için en büyük OLED üreticisi de Samsung. Dolayısıyla OLED ekranlar konusunda LG Display’ın yeni yatırımı, rakibinin tahtını elinden almak için de bir fırsat yaratacak. LG Display şimdiden Güney Kore’de pazara çıkacak esnek OLED ekranlı küçük ve orta boyutlu cihazlar için planlarını yürütmeye başladı. 2018’de ilk ürünlerin piyasaya çıkmasını planlayan LG Display, bu tarihten itibaren her ay 15 bin yaprak esnek OLED ekranı üretmeyi planlıyor. Elbette LG’nin planlarına karşı Samsung’un da kendi üretim planını hazırlıyor olduğuna şüphe yok. Dolayısıyla dünya 2018’den itibaren çok sayıda esnek/bükülebilir ekrana sahip cihazla tanışacak gibi görünüyor.
Twitter da satışa doğru mu gidiyor?
Twitter’ın ikinci çeyrek sonuçlarının açıklanmasının ardından hisse değerinin %10’dan fazla düşmesi ve borsadaki toplam değerinin milyarlarca dolar erimesi, mikro blog servisinin geleceğinin sorgulanmasına neden oldu.
Business Insider’ın haberine göre, ikinci çeyrekte 602 milyon dolar kazanç elde eden Twitter, 607 milyon dolarlık beklentinin altında kalırken düşük geliri için sosyal pazarlama alanındaki rekabetin artmasını ve kendi reklam fiyatlarının rakiplerine oranla yüksek kalmasını ileri sürdü. Jack Dorsey yatırımcılarına gönderdiği mektupta önümüzdeki dönemde şirket hisselerinin değerinde düşüş beklediğini vurgularken, medyaya verdiği yorumlarda ise şirketi satmayı düşünmediğinin de altını çizdi.
Jack Dorsey üzerinde, Twitter’ı daha büyük ve güçlü bir şirkete satması ve o şirketin sağlayacağı güçlü imkanlar ile mikro blog servisini geliştirmesi yönünde baskı bulunuyor. LinkedIn, Yahoo gibi şirketler rekor fiyatlarla satılırken ve büyük şirketler satın alma çılgınlığına kapılmışken, Twiter’a da bir alıcı bulunacağına inanan bazı hissedarlar da bu konuda Dorsey’e baskı yaparken mikro blog servisinin patronu bu seçeneğin masada olmadığının altını çiziyor. Şirkette henüz yapılacak çok iş olduğunu ve Twitter’ın sonunda hak ettiği değeri bulacağını belirten Dorsey kararında ısrarcı görünüyor.
Bu haber de ilginizi çekebilir: Twitter’ı kim satın alacak?
ABD’li Vizio Çin’e satıldı
Kaliforniyalı televizyon ve elektronik üreticisi Vizio, Çin’li LeEco’ya, 2 milyar dolar karşılığında satıldı. Ürettiği UltraHD TV’ler ile dikkat çeken ABD’li üreticiyi satın alan LeEco ise stream video yayını yapan bir içerik üreticisi. Vizio ile ABD pazarındaki gücün arttırmayı ve markanın akıllı televizyonlarına kendi uygulamalarını gömerek daha fazla kullanıcıya ulaşmayı hedefleyen LeEco aynı zamanda akıllı televizyonlar üzerinden reyting hesaplayan Inscape uygulamasına da ortak olacak gibi görünüyor.
Engadget’ın haberine göre, TV üreticisinin kurucusu William Wang tarafından kurulan şirket, akıllı televizyonlardan topladığı veriler sayesinde reyting ölçümleri yapabiliyor. Vizio ile 10 yıllık bir ortaklık sözleşmesi imzalayan Inscape sayesinder akıllı televizyonlara kurulabilecek uygulamadan gelecek veriler, yayınlarının reytingini ölçmek isteyecek TV kanallarına satılabilecek. Böylece oluşacak gelirin bir bölümü de Çinli LeEco’nun kasasına girecek.
KOBİ’lerin yarısı sosyal medyaya gerek duymuyor!
KOBİ’lerin ve startup’ların sosyal medya uzayında elde edebilecekleri fayda neredeyse sınırsız. TechInside olarak bugüne kadar onlarca makale yaptık ve bunları Facebook, Twitter ve LinkedIn sayfalarımızda paylaştık. Peki ama sosyal medyayı hiç kullanmayan girişimcilere nasıl erişeceğiz?
The Alternative Board (TAB) tarafından yapılan yeni bir araştırma bizi soruyla baş başa bıraktı. Zira araştırmanın çarpıcı sonuçları bulunuyor. TAB üyesi olan ve olmayan bir grup KOBİ arasında yapılan anket, girişimcilerin yüzde 59’unun sosyal medyayı iş operasyonları için pek de önemli görmediğini gösteriyor. Diğer bir deyişle işletme sahipleri sosyal medyayı pazarlama için uygun bir alan, yeni müşteri ve iş ortaklarına erişmek için ideal bir kanal olarak görmüyor.
Dahası, aynı araştırma katılımcıların yüzde 18’inin sosyal medyada herhangi bir hesabı olmadığını gün yüzüne çıkarıyor. Yani beş KOBİ’den birinin Facebook hesabı bile yok! Benzer şekilde katılımcıların yüzde 22’si sosyal medya hesaplarını YILDA bir iki defa kontrol ettiklerini söylüyor. Yüzde 67’lik grup ise başlangıç seviyesinde kampanyalarla sosyal medyada yer alıyor. En azından haftada bir ne olup bitiyor diye sosyal ağlara giriş yapanların oranı ise yüzde 64.
TAB araştırmasının ilginç bulguları burada bitmiyor. En önemli sosyal ağları sıralayan katılımcılar, 1,6 milyar kullanıcısı bulunan Facebook’u sağladığı değer açısından ikinci sırada görüyor (yüzde 32). Onlara göre lider, yüde 38 oranla LinkedIn. Sadece yüzde 6’lık kitle Twitter’a önem veriyor ve büyük çoğunluk, Twitter’ın varlık sebebini bile sorguluyor.
Yayınladıkları raporu değerlendiren TAB CMO’su Jodie Shaw, işletme sahiplerinin sosyal medyanın profesyonel anlamda önemini anlamakta sıkıntı çekmelerini ROI veya gelir modeli oluşturma konusundaki tecrübesizliklerine bağlarken, “Belki de bir kısmı daha önce yüklü bir bütçeyle sosyal medyaya yatırım yaptı ve beklediği dönüşü alamadı” diye tamamlıyor.
Sosyal medya KOBİ’ler için fazla mı karışık?
Inc’den John Brandon ise konunun iki yönlü incelenmesi gerektiğini söylüyor: “Bu kısmen teknik bir sorun. Sosyal medya bazı insanlar için anlaşılması zor hale gelebilir. Tanıdığım bazı kimseler Twitter’da ne yapmaları gerektiğini bile bilmiyor. Onlar için sosyal ağlar, insanların gün boyu yaptıklarını paylaştıkları mecralardan ibaret. Buradan blog yazılarına link vermek ya da sektör liderleriyle iletişime geçmek akıllarına gelmiyor.” İkinci kısım ise yatırımın geri dönüşü (ROI) konusundaki belirsizlik. Parlak bir broşür bastırdığınızda bunu elinizde tutabilir, fiziksel olarak dağıtabilirsiniz. Bu yatırımın bir dönüşü vardır. Bazı işletmeler dijital bir içeriğe yatırım yapmaktan çekindiği için tüm süreci es geçmeyi tercih ediyor. Bir sosyal medya uzmanı istihdam etmek ya da personele düzenli olarak sosyal ağlara içerik girmeyi öğretmek hem finansal hem operasyonel açıdan bir yükümlülük getiriyor. Jodie Shaw, sosyal medyada gerçek bir başarı elde edebilmek için işe bir topluluk oluşturmakla başlanması gerektiğini hatırlatıyor ve ekliyor: “Becerikli sosyal medya pazarlamacıları bir topluluk oluşturduktan sonra gerekli yönlendirmeleri yaparak kitleyi istediği içeriğe çekebilir. Çoğu KOBİ henüz kitle oluşturmadan fikir liderliğine soyunmak istiyor.”İnternet kullanıcılarının drone merakı
Facebook’un ilk test uçuşuna çıkardı Aquila isimli dev drone uçakların etkisinden midir bilinmez, dünya genelinde bu teknolojiye olan merak bir anda yaygınlaşmaya başladı. Öyle ki, GWI tarafından yapılan araştırmaya göre, internet kullanıcılarının üçte biri insansız hava aracı teknolojilerini gelecekte kullanmak istediklerini belirtiyor.
İlk Parrot çıktığından bu yana, özellikle son kullanıcılara yönelik olan araçların “büyüklere oyuncaklar” kategorisinde pazarlandığını inkar etmek mümkün değil. O nedenle yetişkin erkeklerin, kadınlara oranla drone teknolojilerine çok daha fazla ilgi duymaları şaşırtmıyor. Benzer şekilde genç kitle de yaşlılara göre daha fazla “uzaktan kumandalı uçak” istiyor.
Drone parası olana güzel
Global Web Index’in araştırması gelir dağılımı kırılımında incelendiğinde, sabit geliri en yüksek olan kitlenin aynı zamanda drone teknolojisiyle en çok ilgilenenler olduğu görülüyor. Diğer bir deyişle, insansız hava araçlarını temin etme gücü olmayanlar, “bize gelmez” psikolojisiyle gündemden uzak durmayı tercih ediyor. Sanayi ve endüstride şimdiden kendine pek çok benzersiz kullanım alanı edinen insansız hava araçları acil durum teslimatlarından, fiziksel olarak erişimi zor olan yerlerde inceleme ve denetim gibi süreçlere kadar geniş yelpazede ihtiyaçlara yanıt veriyor. Henüz emekleme aşamasında sayılabilecek olan bu teknolojilerin son kullanıcı tarafındaki geleceği ise oldukça parlak görünüyor.Blackberry Android ile geri döndü
İkonik klavyeli telefonlarından vazgeçmek istemeyince dokunmatik ekran devrimini kaçırarak piyasadaki üstünlüğünü Apple ve Samsung’a kaptıran Blackberry, defalarca iflasın eşiğinden döndükten sonra şimdi son kurşununu Android sistemi için kullanıyor.
Dtek50 isimli yeni bir Android telefonu piyasaya çıkaran firma, eski klavyeli telefonları ile sunduğu gelişmiş güvenlik özelliklerini, yeni nesil tasarım ve Android işletim sistemiyle birleştirerek yeniden iş dünyasının gözdesi olmaya çalışacak.
Gelişmiş güvenlik önlemleri nedeniyle ABD Başkanı’nın da kullanmak “zorunda” olduğu Blackberry, daha önce sessiz sedasız çıkardığı ilk Android telefondan aldığı olumlu tepkilerden sonra bu kez daha iddialı bir modelle kullanıcıların karşısına çıkıyor. Öte yandan yeni Dtek50, firmanın ilk klavyesiz Android telefonu. Kanadalı telefon üreticisi daha önceki Android modelinde yine fiziksel klavyeden vazgeçememiş ve telefona aşağı doğu kayarak açılan bir klavye eklemişti. Dolayısıyla Blackberry, ilk defa klavyesiz bir Android telefonu üreterek klavye inadından vazgeçtiği mesajını da veriyor. Bakalım, iş dünyası bu yeni Android telefonu benimseyecek mi?
Amazon İngiltere’de drone testlerine başlıyor
Otonom drone’ları kargo taşımak için kullanmak, önümüzdeki dönemin en önemli ticari operasyonlarından biri olacak. Elektronik ticarette büyük bir patlamaya neden olması beklenen otonom drone kullanımının önündeki tek engel şimdilik, drone yasaları. Amazon gibi şirketlerin gökyüzünü binlerce drone ile doldurmadan önce bunların güvenli şekilde hareket edeceğinden emin olmaları isteniyor. Business Insider’ın haberine göre, Amazon ABD’deki testlerinden sonra şimdi de İngiltere’de otonom kargo drone’larını test etmek için gerekli yasal izinleri aldı.
İngiliz yetkililer ABD’li şirketin 2017’de kargo teslimatlarını drone ile gerçekleştirmek için plan yaptığının da altını çizdi. Öte yandan ABD’deki drone yönetmeliğinde, ticari otonom kargo drone işletmek için ayrıca düzenleme yapılması gerekiyor. Şimdilik test aşamasında olan ticari drone’lar için özel bir yönetmelik çıkarılması bekleniyor.
Amazon, Walmart ve 7-Eleven otonom drone’lar ile müşterilerine sipariş gönderme sürecini test etmeye başladılar.
ABD’li e-ticaret devi, drone sistemi hakkında aşağıdaki videoyu iki yıl önce yayınlamıştı:
Benzer bir haber de ilginizi çekebilir: 7-Eleven drone ile servise başladı
Nintendo bir günde 6,7 milyar dolar kaybetti
Pokemon Go, piyasaları sallamaya devam ediyor. Dünya çapında çok büyük bir kullanıcı kitlesine ulaşan oyun, lisans sahibi olan Nintendo’nun borsadaki değeri sadece 11 Temmuz günü 7,5 milyar dolar artmasına neden olmuştu. Bu konudaki haberimizi daha önce okurlarımıza ulaştırmıştık. Japon oyun devi ise yatırımcıları yanlış yönlendirmemek için konu hakkında yatırımcılarına bir mektup gönderdi ve oyunun yapımcısının kendisi olmadığını açıklamak zorunda kaldı. Bu mektuptan sonraysa şirketin borsadaki fiyatı bir günde 6,7 milyar dolar değer kaybetti. Pokemon Go oyunu piyasaya çıktıktan sonraysa Nintendo’nun toplam değeri 12 milyar dolar düzeyinde artış göstermişti.
Japon oyun devi Nintendo, Pokemon markasının %32’sine sahip. Dolayısıyla oyunun başarısından pay alacak ancak bu yatırımcıların düşündüğü kadar büyük olmayacak. Pokemon markası, Pokemon Company isimli bir şirket tarafından yönetiliyor ve bu şirket markayı çeşitli reklam kampanyalarına pazarlıyor veya başka şirketlere lisanslıyor. Pokemon Go’nun geliştircisi Niantic de Pokemon Company’e lisans ücreti ödüyor. Bu gelirin %32’si de Nintendo’nun hanesine yazılıyor. Öte yandan Japon oyun devi Pokemon Go oyununa ait plastik veya elektronik oyuncaklar hazırlıyor ve bunları piyasaya sürerek büyük kazanç elde etmeyi planlıyor.
Solar Impulse dünya turunu tamamladı
Engadget’ın haberine göre, sadece güneş enerjisiyle çalışan Solar Impulse isimli uçak, dünya çevresindeki turunu 15 ayda tamamladı. Normal bir uçağın 1,5 günde kat edebildiği dünya çevresindeki mesafeyi 15 ayda tamamlayan uçak, güneş enerjisinin önemine dikkat çekmek için hayata geçirilmiş bir projenin parçasıydı. 40 bin kilometrenin üzerindeki mesafede tek damla benzin kullanmadan motorlarını döndüren uçak uçuşunun ilk etaplarında önemli teknik sorunlar yaşandığı için büyük gecikmeler ortaya çıkmıştı. Etaplar arasında pilotların dinlenmesi ve uygun uçuş koşullarının oluşması için beklenmesi de sürenin 15 aya çıkmasında büyük rol oynadı.
Uçağın özellikle pillerinin çok ısınması, yolculukta büyük zaman kaybının yaşanmasındaki en önemli nedeni olarak kabul ediliyor. Proje, özellikle Pasifik/Atlantik geçişinde ve son etaplarında, güneş enerjisinin güvenilir bir enerji kaynağı olduğunu ortaya çıkardığı için önemli kabul ediliyor. Şimdi Facebook, Solar Impulse’a benzer güneş enerjili drone uçakları test ediyor ve bu drone’ları, havadan internet bağlantısı sağlamak için dünyanın çeşitli bölgelerinde uçuracak. Facebook’un drone’ları yere inmeden aylarca havada kalabilecek.
Bu haber de ilginizi çekebilir: Boeing de güneş enerjisi ile çalışan uçak üretecek
Ve Yahoo, Verizon’un oldu!
Verizon’un Yahoo’yu 5 milyar dolara satın alacağına dair geçen haftadan beri devam eden söylentiler nihayet doğrulandı ve iki şirketin 4,8 milyar dolara anlaşmaya vardığı resmen açıklandı.
AOL’ün de sahibi olan Verizon, Yahoo’nun tüm web varlığını satın alacak ve AOL ile birleşmesi sağlanacak. Bu birleşme sırasında ise Yahoo markasının yok olmayacağı tahmin ediliyor. İnternet servisinin ana sayfası her gün 43 milyondan fazla insanın internete girdiğinde ilk gördüğü sayfa durumunda. Ayrıca hava durumu ve finans servisleri de çok yoğun şekilde kullanılıyor. Şirketin blog servisi Tumblr ve fotoğraf paylaşım servisi Flickr da son derece popüler.
Satın alma onaylandıktan sonra ve birleşme gerçekleştikten sonra CEO Marisa Mayer görevinden ayrılacak ve yerini Verizon’un EVP’si Marni Walden alacak. Ancak Marissa Mayer’ın Verizon içinde başka bir görev alması bekleniyor zira açıklaması sırasında Mayer’ın, “Ben kalmayı planlıyorum ve Yahoo’nun gelecek adımlarında görev almak beni çok heyecanlandıracak,” ifadesini kullanması dikkat çekti. Ayrıca, Mayer için satış anlaşmasında bir de “altın paraşüt” ödemesi yer alıyor. Eğer Mayer, satıştan bir sene sonra şirketten kovulacak olursa, yaklaşık 55 milyon dolarlık tazminat alacak. Mayer ayrıca bu altın paraşütün dışında, beklentilerin üzerinde bir fiyatla satmaya başardığı internet devinde geçirdiği 4 yılın tazminatı ve elbette başarılı satışın primi olarak, 139,6 milyon doları kendi banka hesabına yatıracak.
Verizon satın alma işlemlerinin 2017’nin ilk çeyreğinde sonlanmasını bekliyor. Ardından Yahoo, Verizon’un desteği ile hizmetlerini geliştirerek sürdürecek.
Nakitsiz toplum için bir ömür yeter mi?
Türkiye’nin Ödeme Yöntemi “TROY” tanıtılırken, BKM CEO’su Soner Canko, ülkemizde nakitsiz toplum için 2023 hedefini açıklamıştı. Dijital ödeme sistemlerinin, kredi kartı ya da banka kartı kullanımının hızla yaygınlaştığı günümüzde nakit para her geçen gün daha az işlemde kullanılıyor.
Türkiye için 2023 hedefi ne kadar gerçekleştirilebilir, bunu zaman gösterecek. Tüm işlemlerin kartlar ve dijital sistemler üzerinden işlediği bir topluma yakınız, ancak kırsal alanlar ve belirli bir yaşın üzerindeki vatandaşlar bu değişime aynı hızda ayak uyduramayabilir. Peki, dünyada durum nasıl? İsveç ve Norveç, nakit parayla yapılan işlemleri toplam ulusal ödemelere oranla tek basamaklı yüzdelere düşürmesiyle biliniyor.
Gallup tarafından yayınlanan raporda ise, ABD’li vatandaşların yüzde 62’sinin hayattayken nakitsiz topluma ulaşmayı bekledikleri belirtiliyor. Binden fazla kişinin katıldığı ankete göre, Amerikalıların yarısından çoğu, elektronik ödemeler sayesinde nakitsiz bir toplum oldukları günü göreceğinden emin. Üstelik bu görüş sadece 18 yaşındaki gençler için geçerli değil: 65 yaş ve üstü ABDlilerin yüzde 58’i de nakitsiz topluma ömür yetireceğine inanıyor.
Nakitsiz toplum istiyoruz ama…
Araştırmanın bir diğer ilgi çekici yanı ise, katılımcıların yüzde 54 oranında her zaman nakit taşımak istediklerini belirtmeleri. Her ne kadar 18-29 yaş arası gençlerin yüzde 56’sı “meteliksiz” gezmekten gocunmasalar da, 65 yaş üstü katılımcıların yüzde 68’si cebinde nakit para olmadan kendilerini güvende hissetmiyor. Peki, kimin cebinde ne kadar para var? Yaşları 30 ila 49 arasında değişen katılımcıların yanında taşıdığı nakit ortalama 61,73 dolar olarak belirlenmiş. Gençler kategorisinde ise bu para yarıya iniyor. Bunun sebebi nakit taşımak istememek mi yoksa taşıyacak nakit olmaması mı kestirmek güç.Mesai sonrası gelen e-posta üretkenliği nasıl etkiliyor?
Saatler akşamın dokuzunu gösterirken, çalışanlarınızdan birine yaklaşan projeyle ilgili bir şey sormanız gerektiğini hatırladınız. Hemen e-posta uygulamasını açmak yerine şunu kendinize sorun; “Bu gerçekten acil mi?” Çünkü eğer bu e-postayı sadece daha sonra unutmamak adına gönderiyorsanız, ilgili çalışan sizin ne zaman yanıt beklediğinizi bilemez ve stres yaşar. Bu da zamanla verimlilik ve performansı olumsuz etkiler.
İşten tamamen kopmayı imkansız hale getiren ve “sürekli hazır” olmayı gerektiren bir iş kültürü, personelde strese neden oluyor. Üstelik bununla ilgili artık bilimsel destek de var: Lehigh Üniversitesi, Virginia Tech ve Colorado Eyalet Üniversitesi profesörleri bir araya geldi ve “Exhausted But Unable to Disconnect” adlı bir rapor yayınladı. Raporda imzası bulunan araştırmacılardan William Becker, e-posta kullanırken karşı tarafta oluşturduğunuz etkiyi göremediğiniz için kişilik içermeyen bir dil oluştuğunu belirtiyor ve ekliyor: “Sınırlar netliğini kaybettiğinde, çok çeşitli problemler ortaya çıkabilir. Pek çok şirket e-posta kullanımının sadece iyi yönlerini görüyor ve geri kalanı için çok fazla kafa yormuyorlar.”
Yapılan araştırmada, katılımcıların mesai saatleri sonrası şirket e-postalarıyla uğraşarak haftada ortalama sekiz saat geçirdiği gözlendi. Mesai sonrası işe ayrılan süre uzadıkça, ilgili çalışanların iş kafasından çıkmakta daha da başarısız oldukları ortaya çıktı. Bunun sonucu ise iş ve aile yaşantısı arasında kötü bir dengenin yanı sıra, ofis içi performansı da olumsuz etkileyen duygusal tükenmişlik olarak tezahür ediyor.
“Süreç içinde yaptığımız gözlemlerde, insanları asıl yoran şeyin beklentiler olduğunu gördük. Mesele e-posta başında geçirilen süre değil, sorun o kişinin her an göreve hazır olduğunun varsayılması. Sürekli iş beklentisi, sürekli stresi beraberinde getiriyor.”
Mesai sonrası e-posta için bir şirket politikası belirleyin
Araştırmayı yayınlayan profesörler, şirket yöneticilerine çağrıda bulunarak, “sürekli işe hazır” kültürünün olumsuz etkilerini en aza indirecek şekilde beklentilerini yeniden gözden geçirmelerini öneriyor. Dahası, bunun kurum genelinde resmi bir düzen halini alması tavsiye ediliyor. Bazı şirketler bunu mesai saatleri sonrası e-posta yasağı getirerek uygularken, kimileri de “mesai sonrası gelecek e-postaların bir sonraki iş gününe kadar yanıtlanması gerekmemektedir” şeklinde bir bildiri yayınlıyor. Şirket içi bir politika belirlenmesinin, her çalışanın kendisinden bekleneni kendi başına yorumlamasını önleyeceğini belirten Becker, “Bu sayede çalışanın her an göreve hazır olması gerekmediği bizzat o kişi tarafından anlaşılır ve rahatlama sağlanır. Bu ayrıca kurumsal olarak çalışanlara verilen değerin ve desteğin işaretidir” diyor. Çalıştığınız şirket genelinde böyle bir politika uygulanmıyorsa, iş müdürlere düşüyor. Her müdür mesai sonrası e-postaları hakkında kendi beklentilerini çalışanlarına açık ve net bir biçimde belirtmek durumunda. En azından gönderilen mesajların konu bölümünde işin aciliyetini simgeleyen bir açıklama bulunmalı; “Örneğin ‘şimdi bakmana gerek yok ama yarın bu konuda senden bir çalışma bekliyorum’ şeklinde bir mesaj yeterli olacaktır. Şirketinizin bu konuda bir politikası olmasa da, bir yönetici olarak geceyarısı göndereceğiniz e-postanın olumsuz etkilerini düşünmeniz gerekiyor.”Dünyada işler nasıl yürüyor?
Avrupalı şirketlerin bu konuda ABD’den çok daha önde olduğunu belirten Becker, “Mayıs ayında Fransa’da yürürlüğe giren yeni çalışma yasası çerçevesinde hafta sonu işle ilgili e-posta atmak yasal sınırlar dışında kaldı” diye örnek veriyor. Fiziksel olarak ofisten ayrılsalar da, sürekli internete bağlı olan cihazlar nedeniyle çalışanların işten bir türlü kopamadıklarını belirten French National Assembly’den Benoit Hamon, “Yapılan tüm araştırmalar geçmişe kıyasla bugün çok daha fazla iş stresi yaşadığımızı ve bu stresin sürekli olduğunu gösteriyor” diyor. “Kısa mesajlar, e-postalar ve diğer iletişim araçları bireyin yaşamını adeta bir sömürge düzeni haline getirerek o kişi gerçek bir çöküş yaşayana kadar üzerinde baskı kuruyor.”O uygulama nihayet Android için yayınlandı
TechInside sayfalarında genellikle profesyonel amaçlara yönelik olmayan uygulamaları sizlerle paylaşmıyoruz; ancak tüm sosyal medya Prisma çılgınlığı yaşarken seyirci kalamazdık! Telefonunuzda yer alan fotoğrafları, farklı filtreler ve bilişsel ağları kullanarak değişik tarzlarda yapılmış resimlere dönüştüren bu ücretsiz uygulama bir süredir sadece iOS cihazlara indirilebiliyordu. Android kullanıcılarının ise beta sürüm davetiyesine sahip olması gerekiyordu.
Nihayet iki haftalık bekleyişin ardından Android için de yine ücretsiz olarak yayınlandı. Son dönemde Pokemon Go ile birlikte en çok konuşulan uygulamalardan biri haline gelen Prisma’nın henüz bir gelir modeli bulunmuyor. Bunun anlamı ya bu uygulama için yakında ücretli özellikler gelecek ya da daha büyük bir şirket tarafından (tahminen Snapchat ya da Facebook gibi fotoğrafların önem taşıdığı bir sosyal medya devi) satın alınacak.
https://www.techinside.com/prisma-uygulamasi-sizi-bir-sanatci-yapacak/
Rakamlarla Prisma
Uygulamanın iOS üzerinde yakaladığı başarıya dair bazı rakamlar paylaşan geliştiriciler, sadece birkaç haftalık süreçte 400 milyonun üzerinde fotoğrafın resme dönüştürüldüğünü ve App Store üzerinde 10,6 milyon defa indirildiğini belirtti. Günde yaklaşık 1,55 milyon kullanıcı Prisma ile fotoğraflarını sanat eserine dönüştürüyor. Android kullanıcılarının da uygulamaya erişmesiyle birlikte bu rakamların bir anda fırlayacağını tahmin etmek ise zor değil. Uygulamanın içinde 30’un üzerinde farklı filtre bulunuyor ve bu filtreleri kullanarak galeride yer alan ya da yeni çekilen fotoğraflar üzerinde oynamaya yapılabiliyor. Bir hafta içinde uygulamaya video filtreleri getirilmesi planlanıyor. Hatta yakın gelecekte canlı videoların dahi “prizmalanması” bekleniyor.ABD başkanlık seçiminde mobil uygulama yarışı
ABD başkanlık seçimleri gittikçe kızışırken, Pazar geci AppStore’da ortaya çıkan bir iOS uygulaması, yarışa mobil uygulamaları da dahil etti. Demokrat Parti’nin adayı Hillary Clinton’ın ekibi tarafından hazırlanan mobil uygulama, Clinton’ı destekleyenler için seçim sürecini ve seçim kampanyasını eğlenceli bir oyuna dönüştürüyor. Ancak buradaki “oyun” kelimesi yanlış anlaşılmasın, uygulamanın sonuçları Clinton’ın seçim kampanyasına olumlu etki yaratacak şekilde tasarlanmış.
Uygulamayı indiren destekçiler, kendilerine özel bir sanal seçim karargahı oluşturuyorlar. Daha sonra uygulama bu kullanıcılara belirli görevler atıyor ve kullanıcılar görevleri yerine getirdikçe puan kazanıyorlar ve bu puanları hem gerçek hayatta hem de sanal dünyada ödüller kazanıyor, indirimler alıyorlar. Kullanıcılar oyun sırasında hem yerel olarak hem de ülke bazında, diğer kullanıcılarla da yarışarak, Clinton kampanyasına en fazla destek veren kullanıcılar arasına girmeye çalışıyorlar. Yeterince yükse puan alanlara Hillary Clinton’ın imzasını taşıyan özel bir teşekkür mektubu gönderiliyor.
Ayrıca uygulama içinde, Clinton’ın medya önünde Trump’a karşı kullanamadığı ifadeler de yer alıyor. Örneğin, Clinton uygulamada, “ABD halkı ile Trump tehlikesi arasında duran tek kişi Hillary’dir,” gibi ifadeler yer alıyor. Bu uygulama, bir seçim propagandası olarak, ilk kez bir mobil uygulamanın kullanılması nedeniyle, büyük önem taşıyor. Bundan sonra pek çok ülkede, pek çok siyasetçinin ve siyasi partinin benzer şekilde propaganda uygulamalarını hayata geçirmesi bekleniyor. Uygulama bir Pokemon Go değil ama özellikle genç seçmenlerin bu “oyunsu” propaganda uygulamalarından etkileneceği düşünülüyor.
Twitter hesap onayı hızla yaygınlaşıyor
Çok değil birkaç ay içinde Twitter hesap onayı yapılmamış hesaplar sadece bot’lar ve yumurta kullanıcılardan ibaret olabilir. Geçtiğimiz hafta çarşamba günü resmen yayınlanan güncelleme ile birlikte, tüm kullanıcılar Twitter hesap onayı için başvurabilir hale gelmişti. Milyonlarca aktif kullanıcının bulunduğu bir platformda böylesi bir duyuru, aylarca onay sırası beklemek anlamına geliyor. Ne var ki Twitter da kendi kaynaklarını başvurulara daha hızlı onay verecek şekilde çeki düzen vermiş görünüyor.
TNW’den Matt Navarra’nın araştırmaları, Twitter hesap onayı tüm kullanıcılara açıldıktan sonra günlük hesap onaylarının neredeyse iki katına çıktığını gösteriyor. Twitter’da onaylanmış hesapların tamamını takip eden, @Verified adında bir hesap bulunuyor. Bu hesap an itibarıyla yaklaşık 190 bin kullanıcıyı takip ediyor. Diğer bir deyişle, Twitter’da şu an 190 bini aşkın onaylanmış hesap bulunuyor. Bu hesabın aktivitelerini TwitterCounter adlı servis ile denetleyen Navarra, 2016 yılı içinde toplam 39 bin hesabın onaylandığı sonucuna ulaşmış. Son üç ayda ortalama günlük 140 kullanıcıya Twitter hesap onayı verilmiş.
Rehber: Twitter hesap onaylatma nasıl yapılır?
Buna karşın, Haziran 2016 ile Temmuz 2016 verileri kıyaslandığında, günlük onaylanan hesap sayısında iki katı aşkın bir artış gözleniyor. Haziranda günde 106 hesap onaylanmış durumda ve bu aylık 3165 kullanıcıya denk geliyor. Temmuz ayında ise günlük ortalama 219’a sıçramış. Üstelik hesap onayı neredeyse ayın ortasında açılmasına karşın bu yükseliş gerçekleşiyor.
Kısacası, Twitter artık her gün çok daha fazla hesabı onaylanmış hale getiriyor. Elbette şunu da unutmamak gerekiyor; günde 219 hesap demek, Twitter’ın toplam aylık aktif kullanıcı kitlesinin neredeyse milyonda birine denk geliyor. Yani bu vites daha da yükselmezse, onaylanmış hesap sırası bir ömür devam edecek.









